Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarca sanayi sitelerinde çırakların çayını içip ustaların dilini çözmeye çalışmış biri olarak söylerim ki, kaputu açtığınızda gördüğünüz o karmaşa aslında tek bir soruyla özetlenir: Gücü tekerleklere ileten o gizli kahraman plastik mi, yoksa demir mi?
Gaza bastığınızda motorun kalbinde başlayan o muazzam ritim, bir koparsa dünyanız kararır... İşte tam da bu yüzden kayış mı zincir mi kavgası oto sanayinin bitmeyen geyiklerinden biridir.
Kauçuk dediğin şey sessizce işini yapar, tık ses çıkarmaz ama zamanı geldiğinde arkasına bile bakmadan çekip gider. Ses yapmasın, konforlu olsun diyorsanız kayış harika bir dosttur fakat her dost gibi onun da bir kullanma tarihi var.
Triger zinciri ise tam bir eski toprak; gürültücüdür, varlığını hissettirir, bazen motorun içinde şıkır şıkır bozuk para varmış gibi ses çıkarır ama sizi kolay kolay yolda bırakmaz. Hani bazı parçalar vardır ya, araba hurdada bile çürüse o hala sağlam kalır, işte zincir tam olarak o kafada bir malzeme.
Yetkili servislerin "abi 60 bin km oldu, bunu hemen değişelim" telaşı çoğu zaman kayışlı araç sahiplerinin kabusudur. Cebinizden çıkacak o parayı düşünürken içiniz cız eder ama değiştirmeyip subapları eğdiğinizde ödeyeceğiniz faturayı hayal bile etmek istemezsiniz...
Bakım maliyeti denen o can sıkıcı detay tam da burada devreye giriyor. Zincir takılı bir arabada km sayacına bakıp dertlenmezsiniz, kafanız rahattır, ta ki o usta "zincir uzamış" deyip motoru indirmeye karar verene kadar.
Açık konuşalım; sıfır araba alırken çoğumuz broşürdeki rengine, döşemesine bakarız ama altında çalışan mekanizmanın karakterini hiç merak etmeyiz. Oysa trigerin cinsi, aslında arabanızla kuracağınız ilişkinin ömrünü belirleyen en temel detaylardan biridir.
Sessizlik mi istiyorsunuz yoksa kırk yılda bir sanayiye uğrama lüksü mü? Sorunun cevabı tamamen sizin sürüş alışkanlıklarınızda ve o çok sevdiğiniz arabanızla ne kadar risk almak istediğinizde saklı.
Gaza bastığınızda motorun kalbinde başlayan o muazzam ritim, bir koparsa dünyanız kararır... İşte tam da bu yüzden kayış mı zincir mi kavgası oto sanayinin bitmeyen geyiklerinden biridir.
Kauçuk dediğin şey sessizce işini yapar, tık ses çıkarmaz ama zamanı geldiğinde arkasına bile bakmadan çekip gider. Ses yapmasın, konforlu olsun diyorsanız kayış harika bir dosttur fakat her dost gibi onun da bir kullanma tarihi var.
Triger zinciri ise tam bir eski toprak; gürültücüdür, varlığını hissettirir, bazen motorun içinde şıkır şıkır bozuk para varmış gibi ses çıkarır ama sizi kolay kolay yolda bırakmaz. Hani bazı parçalar vardır ya, araba hurdada bile çürüse o hala sağlam kalır, işte zincir tam olarak o kafada bir malzeme.
Yetkili servislerin "abi 60 bin km oldu, bunu hemen değişelim" telaşı çoğu zaman kayışlı araç sahiplerinin kabusudur. Cebinizden çıkacak o parayı düşünürken içiniz cız eder ama değiştirmeyip subapları eğdiğinizde ödeyeceğiniz faturayı hayal bile etmek istemezsiniz...
Bakım maliyeti denen o can sıkıcı detay tam da burada devreye giriyor. Zincir takılı bir arabada km sayacına bakıp dertlenmezsiniz, kafanız rahattır, ta ki o usta "zincir uzamış" deyip motoru indirmeye karar verene kadar.
Açık konuşalım; sıfır araba alırken çoğumuz broşürdeki rengine, döşemesine bakarız ama altında çalışan mekanizmanın karakterini hiç merak etmeyiz. Oysa trigerin cinsi, aslında arabanızla kuracağınız ilişkinin ömrünü belirleyen en temel detaylardan biridir.
Sessizlik mi istiyorsunuz yoksa kırk yılda bir sanayiye uğrama lüksü mü? Sorunun cevabı tamamen sizin sürüş alışkanlıklarınızda ve o çok sevdiğiniz arabanızla ne kadar risk almak istediğinizde saklı.