Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Mesane dediğimiz o küçük kas torbası, gece boyunca beynin derinliklerinden gelen o sessiz "dur" komutunu bekler aslında. Yıllarca haber peşinde koşarken, doktorlarla yaptığım o uzun sohbetlerde hep aynı şeyi fark ettim; santral sinir sistemi ile idrar torbası arasındaki o gizli diyalog kopuveriyor bazen. Beyin derin uykunun o tatlı kucağındayken Vasopressin hormonu yeterince salgılanmıyor, böbrekler gece üretimi düşürmüyor abi... Bakıyorsun, çocuk aslında sadece çok derin uyuyor.
Yıllar önce bir pediatri uzmanının odasında kahve içerken masadaki grafigi incelemiştim de, genetik yatkınlığın bu kadar belirleyici olmasına şaşırmıştım vallahi. Anne ya da babadan birinde çocuklukta bu sorun varsa, risk birden yüzde kırklara fırlıyor. Hele her ikisi de zamanında yatağı ıslattıysa... İnsan genlerin bu kadar sessiz ama kararlı bir şekilde nesilden nesile devrolunmasını izlerken hayrete düşüyor gerçekten.
Mesane sfinkter kaslarının kontrolü öyle ha deyince gelişen bir şey değil ki zaten. Bazen kas hacmi normalden küçük kalıyor, bazen de detrusor kası dediğimiz o düz kas tabakası istemsizce kasılıveriyor gece yarısı. Çocuk ne yapsın? Uykunun en tatlı yerinde, tam da rüyasında tuvalete gittiğini görürken... Neyse, yani fizyolojik olgunlaşma süreci her çocukta aynı hızda akmıyor işte.
Gece üretilen idrar miktarı ile mesane kapasitesi arasındaki o hassas denge bozuldu mu, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Desmopressin salgılanmasındaki o ritmik aksama var ya, işte bütün mesele orada düğümleniyor aslında. Vücut gece moduna geçemiyor, böbrekler sanki gündüzmüş gibi harıl harıl çalışmaya devam ediyor. E mesane de bir yere kadar dayanıyor tabii.
Sadece fizyolojik desen değil, psikolojik süreçlerin o karmaşık ağını hiçe sayamazsınız hiçbir zaman. Yeni bir kardeşin doğumu, okul değişikliği, aile içi ufak bir gerginlik... İnanın bana, çocuk zihni bu duygusal dalgalanmaları doğrudan boşaltım sistemine yansıtıyor. Sekonder enürezis dediğimiz şey tam da bu işte; aylarca kuru kalan çocuğun ansızın geriye dönmesi.
Gündüz idrar kaçırma olayı da işin içine giriyorsa eğer, olayı sadece gece uykusuna bağlayıp geçmek büyük haksızlık olur. Diurnal enürezis semptomları gösteren bir bünyede, aşırı aktif mesane sendromundan tutun da pelvik taban kaslarının uyumsuzluğuna kadar pek çok detay gizlidir. Bir bakarsınız çocuk gün boyu tuvalete gitmeyi erteliyor, oyuna dalıyor, sonra da gece...
Gece uyanma eşiği o kadar yüksek ki bazı çocuklarda, duman detektörü çalsa uyanmayacak gibi yatıyorlar vallahi. Retiküler aktive edici sistem, yani beyni uykudan uyandıran o nörolojik merkez, mesaneden gelen "doldum" sinyalini baskılayıp geçiştiriyor. Beyinle organ arasındaki o telefon hatları kopuk kısacası. Uyanamıyor çocuk, elinde değil ki.
Beslenme alışkanlıklarını, akşam saatlerinde tüketilen o gizli şekerli veya kafeinli gıdaları gözden kaçırıyoruz çoğu zaman. Akşam yemeğinden sonra içilen bir bardak fazla su bile, zaten sınırda çalışan bir mekanizmayı altüst etmeye yeter. Bazen ebeveynlere bakıyorum, sürekli çocuğu suçlar bir eda... Yapmayın gözünüzü seveyim, bu bir tembellik ya da kusur değil, sadece henüz tamamlanmamış bir gelişim çizgisi.
Yıllar önce bir pediatri uzmanının odasında kahve içerken masadaki grafigi incelemiştim de, genetik yatkınlığın bu kadar belirleyici olmasına şaşırmıştım vallahi. Anne ya da babadan birinde çocuklukta bu sorun varsa, risk birden yüzde kırklara fırlıyor. Hele her ikisi de zamanında yatağı ıslattıysa... İnsan genlerin bu kadar sessiz ama kararlı bir şekilde nesilden nesile devrolunmasını izlerken hayrete düşüyor gerçekten.
Mesane sfinkter kaslarının kontrolü öyle ha deyince gelişen bir şey değil ki zaten. Bazen kas hacmi normalden küçük kalıyor, bazen de detrusor kası dediğimiz o düz kas tabakası istemsizce kasılıveriyor gece yarısı. Çocuk ne yapsın? Uykunun en tatlı yerinde, tam da rüyasında tuvalete gittiğini görürken... Neyse, yani fizyolojik olgunlaşma süreci her çocukta aynı hızda akmıyor işte.
Gece üretilen idrar miktarı ile mesane kapasitesi arasındaki o hassas denge bozuldu mu, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Desmopressin salgılanmasındaki o ritmik aksama var ya, işte bütün mesele orada düğümleniyor aslında. Vücut gece moduna geçemiyor, böbrekler sanki gündüzmüş gibi harıl harıl çalışmaya devam ediyor. E mesane de bir yere kadar dayanıyor tabii.
Sadece fizyolojik desen değil, psikolojik süreçlerin o karmaşık ağını hiçe sayamazsınız hiçbir zaman. Yeni bir kardeşin doğumu, okul değişikliği, aile içi ufak bir gerginlik... İnanın bana, çocuk zihni bu duygusal dalgalanmaları doğrudan boşaltım sistemine yansıtıyor. Sekonder enürezis dediğimiz şey tam da bu işte; aylarca kuru kalan çocuğun ansızın geriye dönmesi.
Gündüz idrar kaçırma olayı da işin içine giriyorsa eğer, olayı sadece gece uykusuna bağlayıp geçmek büyük haksızlık olur. Diurnal enürezis semptomları gösteren bir bünyede, aşırı aktif mesane sendromundan tutun da pelvik taban kaslarının uyumsuzluğuna kadar pek çok detay gizlidir. Bir bakarsınız çocuk gün boyu tuvalete gitmeyi erteliyor, oyuna dalıyor, sonra da gece...
Gece uyanma eşiği o kadar yüksek ki bazı çocuklarda, duman detektörü çalsa uyanmayacak gibi yatıyorlar vallahi. Retiküler aktive edici sistem, yani beyni uykudan uyandıran o nörolojik merkez, mesaneden gelen "doldum" sinyalini baskılayıp geçiştiriyor. Beyinle organ arasındaki o telefon hatları kopuk kısacası. Uyanamıyor çocuk, elinde değil ki.
Beslenme alışkanlıklarını, akşam saatlerinde tüketilen o gizli şekerli veya kafeinli gıdaları gözden kaçırıyoruz çoğu zaman. Akşam yemeğinden sonra içilen bir bardak fazla su bile, zaten sınırda çalışan bir mekanizmayı altüst etmeye yeter. Bazen ebeveynlere bakıyorum, sürekli çocuğu suçlar bir eda... Yapmayın gözünüzü seveyim, bu bir tembellik ya da kusur değil, sadece henüz tamamlanmamış bir gelişim çizgisi.