Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonu hafif sağa kırdığınız an önden gelen o garip gıcırtıyı duymamazlıktan gelmek, Opel sahiplerinin en büyük milli sporu galiba. Senelerdir sanayide kaç tane Astra, Corsa, Vectra gördüysem hepsinde aynı hikaye; sürücü koltuğundaki adam o sesin alt takımdan değil de sanki teypten geldiğini sanmak istiyor... Ama maalesef, o metalin metale sürtünme sesi size yaklaşan rot veya rotil felaketinin ilk selamıdır.
Süratli bir şekilde viraja girdiğinizde arabanın burnu sizin istediğiniz yere değil de kendi kafasına göre takılmaya başladıysa, geçmiş olsun. Rot başı denilen o ufacık parça, aslında sizin direksiyonla tekerlek arasındaki yegane bağınız, yaşam halatınızdır. O parça boşluk yaptığında araba yolda gezinir, izden çıkar, adeta sarhoş bir at gibi sağa sola yalpalar... Bir anlık dikkatsizlik, yüksek hızda kopan bir rot başı... Düşünmesi bile insanın tüylerini ürpetmeye yetiyor.
Rotil denilen zımbırtı bozulduğunda arabanın altından takır tukur sesler gelir ya, işte o ses yürüyen aksamın "ben bittim" deme şeklidir. Çukura girersiniz "pat", kasisten geçersiniz "çat", sanki amortisör kaputtan içeri girecekmiş gibi vurur. İşin kötüsü bu meret birdenbire pes etmez, milim milim aşınır, sizi yavaş yavaş alıştırır o takırtıya... Sonra bir bakmışsınız en olmadık yerde tekerlek yana yatmış, çamurluğa yaslanmış öylece kalmışsınız.
Bana kalırsa bir otomobilin en nankör yeri bu ön düzendir, ne kadar sakınsanız da o çukurlardan kaçamazsınız. Türkiye yolları malum, çukur desen çukur, kasis desen dağ gibi; Opel'in o sert ve tok süspansiyonu da eklenince alt takım adeta dayak yiyor. Şunu asla unutmayın, kaldırıma sert yanaşmak bile o narin rotillerin ömründen aylar çalar, rot ayarınızı bir anda çöpe atabilir.
Direksiyondaki o tatlı sert his gitti de yerine pamuk gibi, içi boş, tepkisiz bir his mi geldi? İşte tam bu noktada durup bir düşünmek, arabayı kenara çekip altını kontrol ettirmek lazım... Çünkü direksiyondaki o garip hafiflik, tekerleklerin sizin komutlarınıza artık eskisi gibi sadık kalmadığının en açık kanıtıdır. Bazen sadece hafif bir titreme ile başlar her şey, sonra bir bakmışsınız 100 km hıza ulaştığınızda direksiyon elinizde zangır zangır titriyor.
Sanayiye gidip "usta bir baksana" dediğinizde size "idare eder" diyen tamirciden koşarak uzaklaşın derim. Rotil değişimi ucuzdur, parçası kolay bulunur ama koparsa maliyeti sadece para ile ölçülmez... Hayatınızı, sevdiklerinizi şansa bırakmak kadar büyük bir çılgınlık olabilir mi şu hayatta? O yüzden ses duyduğunuz an, o boşluğu hissettiğiniz saniye cebinizdeki üç kuruşun hesabını yapmayı bırakın.
Aksın rotilden çıkması demek, yüksek hızda giderken tekerleğin kontrolden çıkıp kendi bağımsızlığını ilan etmesi demektir. Tekerlek bir tarafa bakar, araba başka tarafa gider, frenler kilitlenir... Sonrası tam bir kabus. Kaç tane kazaya şahit oldum sırf şu ihmalkarlık yüzünden, kaç tane pırıl pırıl Opel'in hurdaya döndüğünü gördüm sanayi köşelerinde...
Rotlarınızı değiştirdikten sonra "tamam işim bitti" sanıp rot ayarı yaptırmadan dükkandan çıkanlara sadece gülüyorum. Parçayı sıfırlarsın ama ayarı tutturamazsan, sıfır aldığın lastikleri üç ayda içeriden veya dışarıdan yer bitirirsin, paranız havaya uçar. Her parçanın bir dili, her ustanın bir tarzı vardır ama rot ayarındaki o milimetrik sapmalar arabayı adeta bir felakete sürükler...
Açık konuşmak gerekirse, Opel parçaları dayanıklıdır ama bizim yollara, bizim çukurlara can mı dayanır? Arabanızın altından gelen sesleri müzik sesini açarak bastırmaya çalışmaktan vazgeçin artık. Bir gün o müzik susar, ama alt takımdan gelen o çatırtı... İşte o ses hiç hoşunuza gitmeyecek.
Süratli bir şekilde viraja girdiğinizde arabanın burnu sizin istediğiniz yere değil de kendi kafasına göre takılmaya başladıysa, geçmiş olsun. Rot başı denilen o ufacık parça, aslında sizin direksiyonla tekerlek arasındaki yegane bağınız, yaşam halatınızdır. O parça boşluk yaptığında araba yolda gezinir, izden çıkar, adeta sarhoş bir at gibi sağa sola yalpalar... Bir anlık dikkatsizlik, yüksek hızda kopan bir rot başı... Düşünmesi bile insanın tüylerini ürpetmeye yetiyor.
Rotil denilen zımbırtı bozulduğunda arabanın altından takır tukur sesler gelir ya, işte o ses yürüyen aksamın "ben bittim" deme şeklidir. Çukura girersiniz "pat", kasisten geçersiniz "çat", sanki amortisör kaputtan içeri girecekmiş gibi vurur. İşin kötüsü bu meret birdenbire pes etmez, milim milim aşınır, sizi yavaş yavaş alıştırır o takırtıya... Sonra bir bakmışsınız en olmadık yerde tekerlek yana yatmış, çamurluğa yaslanmış öylece kalmışsınız.
Bana kalırsa bir otomobilin en nankör yeri bu ön düzendir, ne kadar sakınsanız da o çukurlardan kaçamazsınız. Türkiye yolları malum, çukur desen çukur, kasis desen dağ gibi; Opel'in o sert ve tok süspansiyonu da eklenince alt takım adeta dayak yiyor. Şunu asla unutmayın, kaldırıma sert yanaşmak bile o narin rotillerin ömründen aylar çalar, rot ayarınızı bir anda çöpe atabilir.
Direksiyondaki o tatlı sert his gitti de yerine pamuk gibi, içi boş, tepkisiz bir his mi geldi? İşte tam bu noktada durup bir düşünmek, arabayı kenara çekip altını kontrol ettirmek lazım... Çünkü direksiyondaki o garip hafiflik, tekerleklerin sizin komutlarınıza artık eskisi gibi sadık kalmadığının en açık kanıtıdır. Bazen sadece hafif bir titreme ile başlar her şey, sonra bir bakmışsınız 100 km hıza ulaştığınızda direksiyon elinizde zangır zangır titriyor.
Sanayiye gidip "usta bir baksana" dediğinizde size "idare eder" diyen tamirciden koşarak uzaklaşın derim. Rotil değişimi ucuzdur, parçası kolay bulunur ama koparsa maliyeti sadece para ile ölçülmez... Hayatınızı, sevdiklerinizi şansa bırakmak kadar büyük bir çılgınlık olabilir mi şu hayatta? O yüzden ses duyduğunuz an, o boşluğu hissettiğiniz saniye cebinizdeki üç kuruşun hesabını yapmayı bırakın.
Aksın rotilden çıkması demek, yüksek hızda giderken tekerleğin kontrolden çıkıp kendi bağımsızlığını ilan etmesi demektir. Tekerlek bir tarafa bakar, araba başka tarafa gider, frenler kilitlenir... Sonrası tam bir kabus. Kaç tane kazaya şahit oldum sırf şu ihmalkarlık yüzünden, kaç tane pırıl pırıl Opel'in hurdaya döndüğünü gördüm sanayi köşelerinde...
Rotlarınızı değiştirdikten sonra "tamam işim bitti" sanıp rot ayarı yaptırmadan dükkandan çıkanlara sadece gülüyorum. Parçayı sıfırlarsın ama ayarı tutturamazsan, sıfır aldığın lastikleri üç ayda içeriden veya dışarıdan yer bitirirsin, paranız havaya uçar. Her parçanın bir dili, her ustanın bir tarzı vardır ama rot ayarındaki o milimetrik sapmalar arabayı adeta bir felakete sürükler...
Açık konuşmak gerekirse, Opel parçaları dayanıklıdır ama bizim yollara, bizim çukurlara can mı dayanır? Arabanızın altından gelen sesleri müzik sesini açarak bastırmaya çalışmaktan vazgeçin artık. Bir gün o müzik susar, ama alt takımdan gelen o çatırtı... İşte o ses hiç hoşunuza gitmeyecek.