Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun başına geçip anahtarı çevirdiğin o an burnuna gelen o keskin, plastikle karışık metalik koku var ya; işte o koku sana sanayinin yollarını müjdeliyor, hiç öyle basite alıp geçiştirmeye kalkma. Kontağı zorladıkça o marş dinamosunun içindeki kömürlerin, sargıların cayır cayır kavrulduğunu anlamak için usta olmana gerek yok, aracın resmen "bırak artık şu anahtarı" diye çığlık atıyor. Sen halihazırda çalışmayan bir motoru ısrarla çalıştırmaya kastettikçe, o küçük elektrik motorunun üzerine binen yük katlanıyor, kablolar erime noktasına geliyor. Belki acelen var, belki de tenha bir yolun ortasında kaldın ve panikliyorsun ama o marşa her basışında cebinden yüzlerce lirayı yakıp havaya savurduğunu bilmen gerek. Kokuyu aldığın an duracaksın; durmazsan o koku birkaç saniye sonra yerini kaputtan yükselen dumanlara bırakır ki ondan sonra çekici çağırmaktan başka çaren kalmaz...
Neden yapar bunu bir araba, hiç düşündün mü, durup dururken mi pes eder bu lanet mekanizma? Genellikle o kontak anahtarını çevirip motor çalıştıktan sonra elini hemen çekmeyi unuttuğun veya marş otomatiği takılı kaldığı için o koca dişli çarkın içinde sıkışıp kalır marş motoru. Motor zaten dönüyor, sen bir de marş dinamosunu döndürmeye devam ediyorsun; yani dakikada binlerce devir dönen koca volan dişlisi, o küçücük marş dişlisini kelimenin tam anlamıyla eziyor, süratle yakıyor. Yanık kokusu işte o amansız sürtünmenin, o kontrolsüz elektrik yükünün ve eriyen bakır sargıların feryadıdır. Bazen de sadece marş motorunun içindeki kömürler bitmiştir, yapışmıştır ya da burçlar aşınmıştır da kilitlenip kalmıştır meret; sen bastıkça akımdan aldığı güçle kendi kendini içeriden kavurur.
Arabanın dilinden anlamıyorsan, bu kokuyu duyar duymaz hemen "bir şey olmaz, iki kilometre sonra geçer" polyannacılığına sığınma, fena yanılırsın. Hemen kontağı kapatıp kaputu açacaksın, akü kutup başını gevşetebiliyorsan gevşetip o elektrik akışını keseceksin ki yangın riskini tamamen sıfıra indirebilesin. Aküyü devreden çıkarmak, o an yapabileceğin en akıllıca, en hayat kurtarıcı hamledir; yoksa o tutuşan kablolar bütün tesisatı yakar geçer. Hani bazen dersin ya "biraz bekleyeyim de soğusun, sonra bir daha denerim" diye, sakın ha, o hataya düşeyim deme... Soğusa da o sargılar bir kere kavruldu, izolasyonu bitti, sen bir daha bastığın an o kısa devre tesisatın tamamını küleye çevirebilir.
Tamirciye gittiğinde sana "abi bunun marşı sarmamız lazım" ya da "komple değişecek bu" dediklerinde şaşırma, çünkü o yanık kokusu geldikten sonra o marş motorunun iflah olması mucizelere kalmıştır. İçindeki kollektör erimiştir, kömür yuvaları plastiğe dönmüştür, yani rektefiye edilse bile eskisi gibi dikiş tutturması, seni yarı yolda bırakmaması neredeyse imkansızdır. Ucuz işçiliğe kaçıp sadece sargı yeniletmek baştan mantıklı bir tasarruf gibi gelebilir kulağa ama iki gün sonra bir dağ başında yine aynı kokuyla baş başa kaldığında ne kadar büyük bir hata yaptığını anlarsın. Güvendiğin bir ustaya götüreceksin aracı, marş otomatiğinden dişlisine, kömüründen kablo tesisatına kadar her şeyi tek tek kontrol ettireceksin. Arabana gözün gibi bakacaksın ki, o da seni en olmadık zamanda, en ıssız yolda yaya bırakmasın.
Neden yapar bunu bir araba, hiç düşündün mü, durup dururken mi pes eder bu lanet mekanizma? Genellikle o kontak anahtarını çevirip motor çalıştıktan sonra elini hemen çekmeyi unuttuğun veya marş otomatiği takılı kaldığı için o koca dişli çarkın içinde sıkışıp kalır marş motoru. Motor zaten dönüyor, sen bir de marş dinamosunu döndürmeye devam ediyorsun; yani dakikada binlerce devir dönen koca volan dişlisi, o küçücük marş dişlisini kelimenin tam anlamıyla eziyor, süratle yakıyor. Yanık kokusu işte o amansız sürtünmenin, o kontrolsüz elektrik yükünün ve eriyen bakır sargıların feryadıdır. Bazen de sadece marş motorunun içindeki kömürler bitmiştir, yapışmıştır ya da burçlar aşınmıştır da kilitlenip kalmıştır meret; sen bastıkça akımdan aldığı güçle kendi kendini içeriden kavurur.
Arabanın dilinden anlamıyorsan, bu kokuyu duyar duymaz hemen "bir şey olmaz, iki kilometre sonra geçer" polyannacılığına sığınma, fena yanılırsın. Hemen kontağı kapatıp kaputu açacaksın, akü kutup başını gevşetebiliyorsan gevşetip o elektrik akışını keseceksin ki yangın riskini tamamen sıfıra indirebilesin. Aküyü devreden çıkarmak, o an yapabileceğin en akıllıca, en hayat kurtarıcı hamledir; yoksa o tutuşan kablolar bütün tesisatı yakar geçer. Hani bazen dersin ya "biraz bekleyeyim de soğusun, sonra bir daha denerim" diye, sakın ha, o hataya düşeyim deme... Soğusa da o sargılar bir kere kavruldu, izolasyonu bitti, sen bir daha bastığın an o kısa devre tesisatın tamamını küleye çevirebilir.
Tamirciye gittiğinde sana "abi bunun marşı sarmamız lazım" ya da "komple değişecek bu" dediklerinde şaşırma, çünkü o yanık kokusu geldikten sonra o marş motorunun iflah olması mucizelere kalmıştır. İçindeki kollektör erimiştir, kömür yuvaları plastiğe dönmüştür, yani rektefiye edilse bile eskisi gibi dikiş tutturması, seni yarı yolda bırakmaması neredeyse imkansızdır. Ucuz işçiliğe kaçıp sadece sargı yeniletmek baştan mantıklı bir tasarruf gibi gelebilir kulağa ama iki gün sonra bir dağ başında yine aynı kokuyla baş başa kaldığında ne kadar büyük bir hata yaptığını anlarsın. Güvendiğin bir ustaya götüreceksin aracı, marş otomatiğinden dişlisine, kömüründen kablo tesisatına kadar her şeyi tek tek kontrol ettireceksin. Arabana gözün gibi bakacaksın ki, o da seni en olmadık zamanda, en ıssız yolda yaya bırakmasın.