Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın o en gri, en acelesi olan saatinde anahtarı yuvasına yerleştirip sağa doğru çevirdiğinde o tanıdık, tok motor sesini duymayı beklersin ya hani... İşte tam o anda dünyayı bir saniyeliğine sessize alan, sadece boş bir metal sürtünmesiyle vınlayan o ince, tiz ve can sıkıcı sesle baş başa kalıverirsin. Marş motorunun dişlisi volan dişlisine geçemez, o koca motoru döndürecek ilk hareketi bir türlü veremez ve kendi kendine, bomboş bir odada dönüp durur sanki. İnsanın canını sıkar bu durum, hele ki işe yetişeceksen ya da yağmur çiseliyorsa. Dinamonun içindeki o küçük mekanizma, görevini yapamayacak kadar yorulmuştur artık, pes etmiştir. Sen anahtarı çevirmeye devam ettikçe o sadece boşlukta döner, elektrik akımını çeker ama motoru ayağa kaldıracak o sihirli dokunuşu bir türlü yapamaz. Aslında araban sana orada açıkça bir şey anlatmaya çalışıyordur, duymak istersen tabii...
Kontağı her çevirişinde içini kaplayan o çaresizlik hissini iyi bilirim, hani sanki araba seninle inatlaşıyordur. Marş motorunun boşa dönmesi, aslında vaktinde kulak ardı ettiğin o küçük çıtırtıların, o ufak tefek isteksizliklerin birikip birikip en olmadık zamanda patlamasından başka bir şey değil doğrusu. Bazen sadece kömürleri bitmiştir, bazen de o dişliyi ileri fırlatan selenoid mekanizması sıkışıp kalmıştır o eski yağın, kirin pasın içinde. Kaputu açıp öylece bakarsın ya, sanki bakınca düzelecekmiş gibi... Ama o metal yığını dile gelmez, sadece senin sabrını sınar. Sorunun tam olarak nereden kaynaklandığını anlamak için bazen o sese iyice odaklanmak gerekir; motor hiç mi dönmüyor, yoksa dönecek gibi olup birden boşa mı çıkıyor? Arabanın kalbi atmıyor, sadece nabzı boşa atıyor işte.
Ustanın yolunu tutmak, o sanayinin o kendine has kokusunu içine çekmek farz olduysa eğer, hiç vakit kaybetmemek en iyisi galiba. Çünkü sen inatla o kontağı çevirmeye devam ettikçe, sadece marş motorunu değil, o canım aküyü de bitirirsin, kendi sinir sistemini de altüst edersin. Bir bilsen, o küçücük bir dişlinin aşınması koskoca bir makineyi nasıl da hareketsiz, nasıl da savunmasız bırakıyor. Bazen bir tık tık sesi duyarsın, bazen de sanki içeride bir şeyler boşa dönüyormuş gibi bir uğultu... Belki de o an sadece hafifçe vurmak gerekirdi marş dinamosunun üzerine, hani o eski usul, kömürler yerini bulsun diye yapılan o çaresiz dokunuş...
Yılların yorgunluğu birikir o marş motorunun dişlilerinde, her marşta biraz daha aşınır, biraz daha eskir o minik metal parçaları. Sen her sabah anahtarı çevirdiğinde aslında arkada devasa bir sürtünme savaşı yaşanır ve gün gelir, o savaşın galibi maalesef aşınma olur. Arabayı öylece bırakıp gitmek istersin bazen, hırsından kapıyı sertçe kapatıp yürümek... Ama biliyorsun ki o sorun orada seni bekleyecek, kendi kendine iyileşmeyecek o metal parçası. Şansın varsa sadece bendix dişlisi sıyırmıştır, ucuz atlatırsın; ama ya volan dişlisi de zarar gördüyse? İşte o zaman işler biraz daha büyür, cüzdanı biraz daha hafifletir sanayideki o bitmek bilmeyen muhabbetler...
Bir düşün bakalım, en son ne zaman arabanın sesini gerçekten dinledin, ne zaman onun ritmindeki o ufak değişiklikleri fark ettin? Çoğu zaman sadece biner gideriz, o bizi taşımak zorunda olan bir köleymiş gibi davranırız ona. Oysa o da yoruluyor, onun da canı yanıyor ve en nihayetinde marş motoru boşa dönmeye başladığında, sana "artık biraz da benimle ilgilen" demenin bir yolunu buluyor kendince. Belki de bu arıza, hayatın o koşturmacası içinde sana biraz yavaşlaman gerektiğini hatırlatan küçük bir işarettir... Kim bilir?
Kontağı her çevirişinde içini kaplayan o çaresizlik hissini iyi bilirim, hani sanki araba seninle inatlaşıyordur. Marş motorunun boşa dönmesi, aslında vaktinde kulak ardı ettiğin o küçük çıtırtıların, o ufak tefek isteksizliklerin birikip birikip en olmadık zamanda patlamasından başka bir şey değil doğrusu. Bazen sadece kömürleri bitmiştir, bazen de o dişliyi ileri fırlatan selenoid mekanizması sıkışıp kalmıştır o eski yağın, kirin pasın içinde. Kaputu açıp öylece bakarsın ya, sanki bakınca düzelecekmiş gibi... Ama o metal yığını dile gelmez, sadece senin sabrını sınar. Sorunun tam olarak nereden kaynaklandığını anlamak için bazen o sese iyice odaklanmak gerekir; motor hiç mi dönmüyor, yoksa dönecek gibi olup birden boşa mı çıkıyor? Arabanın kalbi atmıyor, sadece nabzı boşa atıyor işte.
Ustanın yolunu tutmak, o sanayinin o kendine has kokusunu içine çekmek farz olduysa eğer, hiç vakit kaybetmemek en iyisi galiba. Çünkü sen inatla o kontağı çevirmeye devam ettikçe, sadece marş motorunu değil, o canım aküyü de bitirirsin, kendi sinir sistemini de altüst edersin. Bir bilsen, o küçücük bir dişlinin aşınması koskoca bir makineyi nasıl da hareketsiz, nasıl da savunmasız bırakıyor. Bazen bir tık tık sesi duyarsın, bazen de sanki içeride bir şeyler boşa dönüyormuş gibi bir uğultu... Belki de o an sadece hafifçe vurmak gerekirdi marş dinamosunun üzerine, hani o eski usul, kömürler yerini bulsun diye yapılan o çaresiz dokunuş...
Yılların yorgunluğu birikir o marş motorunun dişlilerinde, her marşta biraz daha aşınır, biraz daha eskir o minik metal parçaları. Sen her sabah anahtarı çevirdiğinde aslında arkada devasa bir sürtünme savaşı yaşanır ve gün gelir, o savaşın galibi maalesef aşınma olur. Arabayı öylece bırakıp gitmek istersin bazen, hırsından kapıyı sertçe kapatıp yürümek... Ama biliyorsun ki o sorun orada seni bekleyecek, kendi kendine iyileşmeyecek o metal parçası. Şansın varsa sadece bendix dişlisi sıyırmıştır, ucuz atlatırsın; ama ya volan dişlisi de zarar gördüyse? İşte o zaman işler biraz daha büyür, cüzdanı biraz daha hafifletir sanayideki o bitmek bilmeyen muhabbetler...
Bir düşün bakalım, en son ne zaman arabanın sesini gerçekten dinledin, ne zaman onun ritmindeki o ufak değişiklikleri fark ettin? Çoğu zaman sadece biner gideriz, o bizi taşımak zorunda olan bir köleymiş gibi davranırız ona. Oysa o da yoruluyor, onun da canı yanıyor ve en nihayetinde marş motoru boşa dönmeye başladığında, sana "artık biraz da benimle ilgilen" demenin bir yolunu buluyor kendince. Belki de bu arıza, hayatın o koşturmacası içinde sana biraz yavaşlaman gerektiğini hatırlatan küçük bir işarettir... Kim bilir?