Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Bölgedeki ustaların, servislerin ve sanayideki sözde uzmanların senelerdir gözden kaçırdığı, bilerek ya da bilmeyerek teğet geçtiği en temel meseleyle karşı karşıyayız yine. Sistem tam soğutmaya geçecekken birdenbire bir tık sesiyle duruyor, kompresör kendini korumaya alıp devreden çıkıyor ve biz içeride sıcaktan kavrulmaya devam ediyoruz. Bu durum doğrudan doğruya sistemdeki yüksek basınç sensörünün, yani basınç anahtarının felaket sinyali vermesinden kaynaklanıyor. Basınç kritik eşiği aştığı an kompresörün kilitlenmesini, tesisatın patlamasını engellemek için kart elektriği keser; buradaki asıl sorun sistemin neden o basınca tırmandığıdır. Yoğuşturucu dediğimiz kondanser radyatörünün tıkanmış olması, önündeki fanın yeterli devirde dönmemesi veya sisteme kafaya göre fazla gaz basılmış olması bu belanın başlıca failleridir... Yıllardır sahada gördüğümüz en büyük hata, "soğutmuyor" şikayetine direkt gaz basarak müdahale etmeye çalışan o bilinçsiz yaklaşım.
Kondanser ünitesinin dış ortamda maruz kaldığı toz, çamur, yaprak ve sinek ölüleri zamanla o minik alüminyum kanatçıkların arasını bir beton gibi kapatıyor. Gazın üzerindeki ısıyı dışarıya atamayan radyatör, içerideki akışkanı sıvılaştıramaz ve dolayısıyla hattaki basınç bir anda göğe fırlayıverir. Fan motoru çalışıyor gibi görünebilir ama kondansatörü zayıflamışsa veya kanat açıları bozulmuşsa gerekli hava debisini sağlayamaz, bu da yüksek basınç arızasını doğrudan tetikler. Yüzey temizliğini düzgün yapmadan, kimyasal yıkayıcılarla o radyatörü açmadan sorunu çözdüm diyen ustaya denk gelirseniz oradan arkanıza bakmadan kaçın. Radyatör peteklerinin nefes almadığı bir iklimlendirme sisteminde kompresörün uzun ömürlü olmasını beklemek tam anlamıyla hayalciliktir; sistem aşırı yük altında ezilir, çırpınır ve en sonunda kendini kapatır.
Piyasada çok sık karşılaştığımız bir diğer acemilik de manifold göstergesine bakıp rastgele gaz basma alışkanlığıdır. Her klimanın, her aracın ya da endüstriyel ünitenin üzerinde gramajla yazan bir gaz kapasitesi vardır ve bu miktar kumpas hassasiyetiyle teraziye koyularak sisteme şarj edilmelidir. Fazladan basılan her gram gaz, evaporatörden çıkıp kompresöre gelen akışkanın hacmini artırarak basma hattında muazzam bir sıkışmaya yol açar. "Biraz fazla olsun da iyi soğutsun" mantığı sistemi felakete sürükler, kompresörün pistonlarını kırmaya kadar gider bu iş. Gaz miktarını fabrika verilerine çekmeden, fazla gazı hassas bir şekilde geri toplamadan o üniteden hayır göremezsiniz... Basıncı düşürelim derken vakum yapmadan gaz tazelemek de ayrı bir cehalet örneğidir.
Genleşme valfi veya kılcal boru tarafında yaşanan tıkanıklıkları hiç hesaba katmıyoruz bazen, oysa sistemin kalbi tam olarak orada atıyor. Kurutucu filtrenin (drier) içeride nem tutmaktan patlaması ya da talaş kaçırması sonucu hat tıkanırsa, kompresör gazı basar ama gaz gidecek yer bulamaz. İlerleymeyen akışkan doğrudan basma hattında birikir, bu birikme de saniyeler içinde yüksek basınç şalterini attırır. Sistemde nem kalması, kalitesiz yağ kullanılması veya gazın yakılması bu tıkanıklıkların bir numaralı sebebidir. Kurutucuyu değiştirmeden, sistemi azotla süpürüp temizlemeden sadece kompresöre odaklanmak hastaya yanlış teşhis koyup ameliyata almaya benzer.
Fan kontrol röleleri veya ortam sıcaklık sensörlerindeki elektronik sapmalar da kompresörü durduk yere bu çıkmaza sokabilir. Beyin, fanı ikinci veya üçüncü hıza geçirmesi gerektiğini algılayamadığında kondanser ısısı kontrolsüzce yükselir ve basınç tavan yapar. Mekanik bir arıza ararken aslında çok basit bir sensörün okuma hatası yüzünden sistemin kendini korumaya aldığı gerçeğiyle yüzleşiriz çoğu zaman. Kablo tesisatındaki korozyonlar, gevşek soketler, röle kontaklarındaki arklaşmalar... Hepsi bu yüksek basınç kilitlenmesini tetikleyen gizli etkenlerdir.
Günü kurtaran geçici çözümlerle bu sorunu ertelemeye çalışmak, çok yakında binlerce liralık yeni bir kompresör faturasıyla yüzleşmek demektir. Fanın devrini denetlemeden, radyatörün arkasını ışıkla kontrol etmeden, gazı gramajıyla yeniden tartıp basmadan bu arıza çözülmüş sayılmaz. Yüksek basınç uyarısı bir sonuçtur, hastalığın kendisi değil; doğru teşhis koyup kök nedeni ortadan kaldırmadığınız sürece o kompresör o tuşa her bastığınızda kapanmaya devam edecektir. Bizden söylemesi.
Kondanser ünitesinin dış ortamda maruz kaldığı toz, çamur, yaprak ve sinek ölüleri zamanla o minik alüminyum kanatçıkların arasını bir beton gibi kapatıyor. Gazın üzerindeki ısıyı dışarıya atamayan radyatör, içerideki akışkanı sıvılaştıramaz ve dolayısıyla hattaki basınç bir anda göğe fırlayıverir. Fan motoru çalışıyor gibi görünebilir ama kondansatörü zayıflamışsa veya kanat açıları bozulmuşsa gerekli hava debisini sağlayamaz, bu da yüksek basınç arızasını doğrudan tetikler. Yüzey temizliğini düzgün yapmadan, kimyasal yıkayıcılarla o radyatörü açmadan sorunu çözdüm diyen ustaya denk gelirseniz oradan arkanıza bakmadan kaçın. Radyatör peteklerinin nefes almadığı bir iklimlendirme sisteminde kompresörün uzun ömürlü olmasını beklemek tam anlamıyla hayalciliktir; sistem aşırı yük altında ezilir, çırpınır ve en sonunda kendini kapatır.
Piyasada çok sık karşılaştığımız bir diğer acemilik de manifold göstergesine bakıp rastgele gaz basma alışkanlığıdır. Her klimanın, her aracın ya da endüstriyel ünitenin üzerinde gramajla yazan bir gaz kapasitesi vardır ve bu miktar kumpas hassasiyetiyle teraziye koyularak sisteme şarj edilmelidir. Fazladan basılan her gram gaz, evaporatörden çıkıp kompresöre gelen akışkanın hacmini artırarak basma hattında muazzam bir sıkışmaya yol açar. "Biraz fazla olsun da iyi soğutsun" mantığı sistemi felakete sürükler, kompresörün pistonlarını kırmaya kadar gider bu iş. Gaz miktarını fabrika verilerine çekmeden, fazla gazı hassas bir şekilde geri toplamadan o üniteden hayır göremezsiniz... Basıncı düşürelim derken vakum yapmadan gaz tazelemek de ayrı bir cehalet örneğidir.
Genleşme valfi veya kılcal boru tarafında yaşanan tıkanıklıkları hiç hesaba katmıyoruz bazen, oysa sistemin kalbi tam olarak orada atıyor. Kurutucu filtrenin (drier) içeride nem tutmaktan patlaması ya da talaş kaçırması sonucu hat tıkanırsa, kompresör gazı basar ama gaz gidecek yer bulamaz. İlerleymeyen akışkan doğrudan basma hattında birikir, bu birikme de saniyeler içinde yüksek basınç şalterini attırır. Sistemde nem kalması, kalitesiz yağ kullanılması veya gazın yakılması bu tıkanıklıkların bir numaralı sebebidir. Kurutucuyu değiştirmeden, sistemi azotla süpürüp temizlemeden sadece kompresöre odaklanmak hastaya yanlış teşhis koyup ameliyata almaya benzer.
Fan kontrol röleleri veya ortam sıcaklık sensörlerindeki elektronik sapmalar da kompresörü durduk yere bu çıkmaza sokabilir. Beyin, fanı ikinci veya üçüncü hıza geçirmesi gerektiğini algılayamadığında kondanser ısısı kontrolsüzce yükselir ve basınç tavan yapar. Mekanik bir arıza ararken aslında çok basit bir sensörün okuma hatası yüzünden sistemin kendini korumaya aldığı gerçeğiyle yüzleşiriz çoğu zaman. Kablo tesisatındaki korozyonlar, gevşek soketler, röle kontaklarındaki arklaşmalar... Hepsi bu yüksek basınç kilitlenmesini tetikleyen gizli etkenlerdir.
Günü kurtaran geçici çözümlerle bu sorunu ertelemeye çalışmak, çok yakında binlerce liralık yeni bir kompresör faturasıyla yüzleşmek demektir. Fanın devrini denetlemeden, radyatörün arkasını ışıkla kontrol etmeden, gazı gramajıyla yeniden tartıp basmadan bu arıza çözülmüş sayılmaz. Yüksek basınç uyarısı bir sonuçtur, hastalığın kendisi değil; doğru teşhis koyup kök nedeni ortadan kaldırmadığınız sürece o kompresör o tuşa her bastığınızda kapanmaya devam edecektir. Bizden söylemesi.