Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak bir yaz gününde arabaya binip düğmeye bastığınız o ilk anı düşünün; klima üflemeye başladığı anda motorun devrinde hafif bir dalgalanma olur, hafif bir hırıltı hissedersiniz değil mi? İşte tam o noktada kompresör devreye giriyor ve mekanik olarak motordan belirgin bir güç çalmaya başlıyor. Aslında mantık çok basit, kompresör dediğimiz meret kendi kendine çalışan elektrikli bir cihaz değil, gücünü doğrudan krank miline bağlı bir kayıştan alıyor. Siz klimayı açtığınızda kompresör debriyajı kilitleniyor ve motor zaten arabayı yürütmekle uğraşırken bir de bu mekanik pompayı çevirmek zorunda kalıyor. Küçük motorlu bir aracınız varsa bu durum sürüş esnasında resmen bir ağırlık çökmüş gibi hissettirebilir, araba bir anda isteksizleşir... Yani evet, kompresör motoru zorlar ama bu zorlanma arabanın ciğerine, motor hacmine ve o anki yol koşullarına göre büyük değişiklik gösterir.
Yokuş yukarı tırmanırken aniden gaza bastığınızda arabanın kıçını toparlayamaması veya sollama yaparken o eski seri ivmelenmeyi yakalayamamanız tamamen bu ek yükün bir sonucu. Özellikle 1.0 veya 1.2 litrelik atmosferik motorlarda bu güç kaybı bazen %10 ila %15 seviyelerine kadar çıkabiliyor ki bu da az bir rakam değil. Bazen aynı durumu farklı bir açıdan düşünmek lazım; motorun ürettiği beygir gücünün belli bir yüzdesi tekerleklere gitmek yerine kabini soğutmaya harcanıyor, yani aslında soğuk hava için güçten feragat ediyorsunuz. Yüksek hacimli, güçlü bir turbo motorda bu kaybolan gücü hissetmeniz neredeyse imkansızdır, sistem o yükü hiç banamısın demeden sırtlar. Fakat beygir gücü sınırlı bir araç kullanıyorsanız, o kompresörün yarattığı direnç pedaldaki tepkiyi anında törpüler, sanki arkaya küçük bir römork bağlamış gibi olursunuz.
Peki bu ekstra zorlanma sadece performansı mı etkiler, yoksa cüzdana da doğrudan dokunur mu dersiniz? Motor daha fazla yük altına girdiğinde ideal hava-yakıt karışımını koruyabilmek için pistonlara daha fazla benzin veya motorin püskürtmek zorunda kalır. Dolayısıyla kompresörün yarattığı direnç doğrudan yakıt tüketiminin artması anlamına geliyor, özellikle şehir içi dur-kalk trafikte bu fark iyice belirginleşir. Uzun yolda sabit hızla giderken klimanın yakıta etkisi daha makul seviyelerde kalır ama şehir içinde dur kalk yaparken ibrenin ne kadar hızlı düştüğünü fark etmemek imkansız... Bazen pencereleri açıp gitmek daha tasarruflu gibi gelir insana ama yüksek hızlarda pencerelerin yarattığı aerodinamik direnç de en az klima kadar motoru zorlar, bu da işin başka bir ilginç boyutu.
Gelelim en çok merak edilen konulardan birine; bu meret motoru zorluyor diye kompresör motoru zamanla bozar mı, ömründen yer mi? Sağlıklı çalışan, bakımları zamanında yapılmış bir soğutma sisteminin ve motorun sırf klima açık diye zarar görmesi pek mümkün değildir, çünkü mühendisler araçları bu yükü kaldıracak şekilde tasarlıyor. Ancak kompresör bilyası bilye dağıtmışsa, sistemdeki gaz miktarı yanlış basılmışsa ya da kompresör yağı eksilmişse işte o zaman mekanik bir sıkışma yaşanır ve bu durum motoru gereksiz yere aşırı yorar. Hatta bilyesi kilitlenmiş bir kompresör kayışı koparabilir, krank miline aşırı yük bindirebilir veya motorun hararet yapmasına zemin hazırlayabilir... Bazen sadece küçük bir rulman arızası bile koskoca motorun çalışma dengesini altüst etmeye yeter.
Sollama yapacağınız zaman ya da dik bir yokuşa sarmadan hemen önce klimayı tek bir tuşla kapatmak sürüş güvenliğinizi ve performansınızı anında toparlayacaktır. Yeni nesil araçlarda zaten gaza dip yaptığı zaman kompresörü otomatik olarak devreden çıkaran akıllı sistemler var ama daha eski bir arabaya biniyorsanız bu kontrolü tamamen kendi reflekslerinize bırakmalısınız. Güce ihtiyacınız olduğu anlarda sistemi geçici olarak kapatmak, motorun üzerindeki o mekanik baskıyı hafifletir ve aracın nefes almasını sağlar. Sonuçta arabanızın sınırlarını bilmek, motorun ne zaman zorlanıp ne zaman rahatladığını hissetmek hem sürüş keyfinizi artırır hem de aracınızı uzun yıllar sorunsuz kullanmanıza yardımcı olur.
Yokuş yukarı tırmanırken aniden gaza bastığınızda arabanın kıçını toparlayamaması veya sollama yaparken o eski seri ivmelenmeyi yakalayamamanız tamamen bu ek yükün bir sonucu. Özellikle 1.0 veya 1.2 litrelik atmosferik motorlarda bu güç kaybı bazen %10 ila %15 seviyelerine kadar çıkabiliyor ki bu da az bir rakam değil. Bazen aynı durumu farklı bir açıdan düşünmek lazım; motorun ürettiği beygir gücünün belli bir yüzdesi tekerleklere gitmek yerine kabini soğutmaya harcanıyor, yani aslında soğuk hava için güçten feragat ediyorsunuz. Yüksek hacimli, güçlü bir turbo motorda bu kaybolan gücü hissetmeniz neredeyse imkansızdır, sistem o yükü hiç banamısın demeden sırtlar. Fakat beygir gücü sınırlı bir araç kullanıyorsanız, o kompresörün yarattığı direnç pedaldaki tepkiyi anında törpüler, sanki arkaya küçük bir römork bağlamış gibi olursunuz.
Peki bu ekstra zorlanma sadece performansı mı etkiler, yoksa cüzdana da doğrudan dokunur mu dersiniz? Motor daha fazla yük altına girdiğinde ideal hava-yakıt karışımını koruyabilmek için pistonlara daha fazla benzin veya motorin püskürtmek zorunda kalır. Dolayısıyla kompresörün yarattığı direnç doğrudan yakıt tüketiminin artması anlamına geliyor, özellikle şehir içi dur-kalk trafikte bu fark iyice belirginleşir. Uzun yolda sabit hızla giderken klimanın yakıta etkisi daha makul seviyelerde kalır ama şehir içinde dur kalk yaparken ibrenin ne kadar hızlı düştüğünü fark etmemek imkansız... Bazen pencereleri açıp gitmek daha tasarruflu gibi gelir insana ama yüksek hızlarda pencerelerin yarattığı aerodinamik direnç de en az klima kadar motoru zorlar, bu da işin başka bir ilginç boyutu.
Gelelim en çok merak edilen konulardan birine; bu meret motoru zorluyor diye kompresör motoru zamanla bozar mı, ömründen yer mi? Sağlıklı çalışan, bakımları zamanında yapılmış bir soğutma sisteminin ve motorun sırf klima açık diye zarar görmesi pek mümkün değildir, çünkü mühendisler araçları bu yükü kaldıracak şekilde tasarlıyor. Ancak kompresör bilyası bilye dağıtmışsa, sistemdeki gaz miktarı yanlış basılmışsa ya da kompresör yağı eksilmişse işte o zaman mekanik bir sıkışma yaşanır ve bu durum motoru gereksiz yere aşırı yorar. Hatta bilyesi kilitlenmiş bir kompresör kayışı koparabilir, krank miline aşırı yük bindirebilir veya motorun hararet yapmasına zemin hazırlayabilir... Bazen sadece küçük bir rulman arızası bile koskoca motorun çalışma dengesini altüst etmeye yeter.
Sollama yapacağınız zaman ya da dik bir yokuşa sarmadan hemen önce klimayı tek bir tuşla kapatmak sürüş güvenliğinizi ve performansınızı anında toparlayacaktır. Yeni nesil araçlarda zaten gaza dip yaptığı zaman kompresörü otomatik olarak devreden çıkaran akıllı sistemler var ama daha eski bir arabaya biniyorsanız bu kontrolü tamamen kendi reflekslerinize bırakmalısınız. Güce ihtiyacınız olduğu anlarda sistemi geçici olarak kapatmak, motorun üzerindeki o mekanik baskıyı hafifletir ve aracın nefes almasını sağlar. Sonuçta arabanızın sınırlarını bilmek, motorun ne zaman zorlanıp ne zaman rahatladığını hissetmek hem sürüş keyfinizi artırır hem de aracınızı uzun yıllar sorunsuz kullanmanıza yardımcı olur.