Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Klima kumandasını elinize alıp dereceyi en dibe getirdiğinizde, o tanıdık ve güçlü motor sesinin hiç kesilmeden devam etmesi ilk başta güven verse de bir süre sonra insanı huylandırmaya başlıyor. Dış ünitenin o bitmek bilmeyen homurtusu, aslında içeride işlerin pek de yolunda gitmediğinin açık bir kanıtıdır. Normal şartlarda odadaki hava hedeflenen sıcaklığa ulaştığında dinlenmeye çekilmesi gereken o koca motor, adeta bir maraton koşucusu gibi nefes almadan dönüp duruyor... Termostatın algılayıcı uçlarında meydana gelen ufak bir temassızlık ya da kalibrasyon kayması, cihazın ortamı hala "sıcak" zannetmesine yol açıyor olabilir. Haliyle sistem, hedefe ulaştığını bir türlü fark edemediği için dur durak bilmeden odayı soğutmaya, kompresörü de son nefesine kadar zorlamaya devam ediyor.
Pencerelerin kenarındaki incecik bir çatlaktan sızan temmuz sıcağı veya odanın kapısının sürekli açılıp kapanması, dışarıdan bakıldığında önemsiz detaylar gibi görünebilir. Oysa içerideki o görünmez ısı kazancı, cihazın kapasitesini öylesine zorlar ki motorun durup dinlenmesine asla fırsat tanımaz. Bazen de odanın metrekaresine tamamen uyumsuz, küçük kalmış bir cihaz seçilmiştir ve o zavallı makine alanı soğutabilmek için ömründen harcıyordur... Isı yalıtımı zayıf olan bir mekanda, kompresörün bir saniye bile durmasını beklemek zaten biraz aşırı iyimserlik olur. Duvarlardan sızan o sıcak dalgası, klimanın sensörlerini sürekli tetikleyerek sistemi bitmek bilmeyen bir döngünün içine hapsediyor.
Filtrelerin tozla kaplanıp adeta bir duvar gibi hava akışını kestiği o anları bir gözünüzün önüne getirin. Cihazın içindeki evaporatör bobinleri yeterli hava sirkülasyonu sağlayamadığında buz tutmaya başlar ve bu durum sistemin ısıl dengesini tamamen altüst eder. Hava rahatça dolaşamadığı için kompresör, odanın hala soğumadığı yanılgısına düşerek gazı sürekli pompalamaya çalışır... Aslında yapılması gereken tek şey o ön kapağı kaldırıp filtreleri güzelce yıkamaktır ama ihmalkarlık yüzünden motor kendi kendini yiyip bitirir. İçeride biriken o minik toz zerreleri, zamanla devasa bir mekanik baskıya dönüşerek koca bir sistemi kilitleme noktasına getirebiliyor.
Sistemin damarlarında dolaşan soğutucu gazın, yani freonun zamanla eksilmesi ya da ufak bir kaçak yüzünden azalması, klimanın verimini neredeyse sıfıra indirir. Gaz miktarı düştükçe kompresör, aynı soğutma etkisini yaratabilmek adına iki kat, hatta üç kat daha fazla efor sarf etmek zorunda kalır. Hani ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir türlü hedefe ulaşamayan o çaresiz çarklar gibi... Gazın azalması basınç dengelerini bozduğu için, makine durması gereken zamanı bir türlü hesaplayamaz ve sürekli çalışarak açığı kapatmaya odaklanır. Bir teknisyenin manometreyle sisteme bağlanıp basıncı ölçmesi, bu bitap düşmüş motorun neden hiç durmadığının şifresini anında çözecektir.
Dış ünitenin arkasında yer alan ve dış dünyanın tüm tozunu, çamurunu, yaprağını göğüsleyen kondenser peteklerinin tıkanması da bu bitmek bilmeyen mesainin baş aktörlerindendir. Motor ne kadar güçlü dönerse dönsün, o peteklerden ısıyı dışarıya atamadığı müddetçe içeride serinlik sağlamak imkansız bir hal alır. Aşırı ısınan ve harareti yükselen kompresör, sistemi korumak adına akımı yükseltir fakat bir türlü durma komutunu alamaz... Arka tarafa sıkışan o sıcak hava kütlesi, cihazın nefes almasını engelleyen görünmez bir bariyer gibidir. Yılda en az bir kez dış ünitenin tazyikli suyla temizlenmesi, kompresörün üzerindeki o devasa yükü alıp onun yeniden sakin ve periyodik aralıklarla çalışmasını sağlayacaktır.
Pencerelerin kenarındaki incecik bir çatlaktan sızan temmuz sıcağı veya odanın kapısının sürekli açılıp kapanması, dışarıdan bakıldığında önemsiz detaylar gibi görünebilir. Oysa içerideki o görünmez ısı kazancı, cihazın kapasitesini öylesine zorlar ki motorun durup dinlenmesine asla fırsat tanımaz. Bazen de odanın metrekaresine tamamen uyumsuz, küçük kalmış bir cihaz seçilmiştir ve o zavallı makine alanı soğutabilmek için ömründen harcıyordur... Isı yalıtımı zayıf olan bir mekanda, kompresörün bir saniye bile durmasını beklemek zaten biraz aşırı iyimserlik olur. Duvarlardan sızan o sıcak dalgası, klimanın sensörlerini sürekli tetikleyerek sistemi bitmek bilmeyen bir döngünün içine hapsediyor.
Filtrelerin tozla kaplanıp adeta bir duvar gibi hava akışını kestiği o anları bir gözünüzün önüne getirin. Cihazın içindeki evaporatör bobinleri yeterli hava sirkülasyonu sağlayamadığında buz tutmaya başlar ve bu durum sistemin ısıl dengesini tamamen altüst eder. Hava rahatça dolaşamadığı için kompresör, odanın hala soğumadığı yanılgısına düşerek gazı sürekli pompalamaya çalışır... Aslında yapılması gereken tek şey o ön kapağı kaldırıp filtreleri güzelce yıkamaktır ama ihmalkarlık yüzünden motor kendi kendini yiyip bitirir. İçeride biriken o minik toz zerreleri, zamanla devasa bir mekanik baskıya dönüşerek koca bir sistemi kilitleme noktasına getirebiliyor.
Sistemin damarlarında dolaşan soğutucu gazın, yani freonun zamanla eksilmesi ya da ufak bir kaçak yüzünden azalması, klimanın verimini neredeyse sıfıra indirir. Gaz miktarı düştükçe kompresör, aynı soğutma etkisini yaratabilmek adına iki kat, hatta üç kat daha fazla efor sarf etmek zorunda kalır. Hani ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir türlü hedefe ulaşamayan o çaresiz çarklar gibi... Gazın azalması basınç dengelerini bozduğu için, makine durması gereken zamanı bir türlü hesaplayamaz ve sürekli çalışarak açığı kapatmaya odaklanır. Bir teknisyenin manometreyle sisteme bağlanıp basıncı ölçmesi, bu bitap düşmüş motorun neden hiç durmadığının şifresini anında çözecektir.
Dış ünitenin arkasında yer alan ve dış dünyanın tüm tozunu, çamurunu, yaprağını göğüsleyen kondenser peteklerinin tıkanması da bu bitmek bilmeyen mesainin baş aktörlerindendir. Motor ne kadar güçlü dönerse dönsün, o peteklerden ısıyı dışarıya atamadığı müddetçe içeride serinlik sağlamak imkansız bir hal alır. Aşırı ısınan ve harareti yükselen kompresör, sistemi korumak adına akımı yükseltir fakat bir türlü durma komutunu alamaz... Arka tarafa sıkışan o sıcak hava kütlesi, cihazın nefes almasını engelleyen görünmez bir bariyer gibidir. Yılda en az bir kez dış ünitenin tazyikli suyla temizlenmesi, kompresörün üzerindeki o devasa yükü alıp onun yeniden sakin ve periyodik aralıklarla çalışmasını sağlayacaktır.