Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yaz sıcakları iyice bastırıp o can alıcı bunaltıcılık kapıya dayanınca ilk koştğumuz yer hep duvardaki o beyaz kutu olur ama çalıştığı an o beklenen buz gibi ferahlık gelmeyip sadece ılık bir yel üflemeye başladığında dünyamız kararıverir birden. Hemen bir servis çağrılır ya da tanıdık bir usta bulunur ki genelde asıl büyük macera da tam o saniyede başlar zaten.
Cihazın gazı eksilmiş denip alelacele tüp bağlanması ve kaçağın nereden kaçtığına bakılmadan direkt dolum yapılması piyasada en yaygın yapılan kural ihlallerinin başında gelir ne yazık ki. Delik deşik olmuş bir lastiğe durmadan hava basıp yola devam etmek gibi bir şeydir bu; kısa vadede belki günü kurtarır ama birkaç hafta sonra yine aynı sıcakla baş başa kalırsınız.
Ustanın elindeki manometreye bakıp sadece basınç değerine odaklanmak ve borulardaki en ufak yağ lekelerini görmezden gelmek tam anlamıyla bir göz boyamadır. Yağ varsa orada kaçak vardır nokta; bunu anlamak için atom mühendisi olmaya gerek yok ama nedense kimse o küçük detaylarla vakit kaybetmek istemiyor.
Sırf tüpün parasını baştan vermemek ya da ucuza kapatmak adına kalitesiz gazlar kullandırmak ise cihaza yapılabilecek en büyük kötülüktür ki bunu kimse sesli söylemez. Kompresörün kalbini yavaş yavaş tıkayan o merdiven altı dolumlar gün gelir devran döner ve sizi yepyeni bir klima masrafıyla baş başa bırakır.
Gözle görünen boru bağlantılarını sıkıp işin bittiğini zannetmek de ayrı bir komedi tabii çünkü asıl sızıntılar genelde o kimsenin elinin ermediği gizli ek yerlerinde saklanır. Detaylı bir köpük testi yapmadan ya da azot basıp günlerce basınç kontrolü beklemeden atılan her imza aslında boşa harcanan paralardan başka bir şey değildir.
Cihazın gazı eksilmiş denip alelacele tüp bağlanması ve kaçağın nereden kaçtığına bakılmadan direkt dolum yapılması piyasada en yaygın yapılan kural ihlallerinin başında gelir ne yazık ki. Delik deşik olmuş bir lastiğe durmadan hava basıp yola devam etmek gibi bir şeydir bu; kısa vadede belki günü kurtarır ama birkaç hafta sonra yine aynı sıcakla baş başa kalırsınız.
Ustanın elindeki manometreye bakıp sadece basınç değerine odaklanmak ve borulardaki en ufak yağ lekelerini görmezden gelmek tam anlamıyla bir göz boyamadır. Yağ varsa orada kaçak vardır nokta; bunu anlamak için atom mühendisi olmaya gerek yok ama nedense kimse o küçük detaylarla vakit kaybetmek istemiyor.
Sırf tüpün parasını baştan vermemek ya da ucuza kapatmak adına kalitesiz gazlar kullandırmak ise cihaza yapılabilecek en büyük kötülüktür ki bunu kimse sesli söylemez. Kompresörün kalbini yavaş yavaş tıkayan o merdiven altı dolumlar gün gelir devran döner ve sizi yepyeni bir klima masrafıyla baş başa bırakır.
Gözle görünen boru bağlantılarını sıkıp işin bittiğini zannetmek de ayrı bir komedi tabii çünkü asıl sızıntılar genelde o kimsenin elinin ermediği gizli ek yerlerinde saklanır. Detaylı bir köpük testi yapmadan ya da azot basıp günlerce basınç kontrolü beklemeden atılan her imza aslında boşa harcanan paralardan başka bir şey değildir.