Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce ilk kez evime klima taktırırken usta boruların içindeki havayı öylece dışarı salıvermişti de içim bir tuhaf olmuştu; meğer o an sistemin ömründen yiyormuşuz meğer.
R410A ya da R32 gibi modern gazlar tam birer mühendislik harikasıdır ama nemle bir araya geldiklerinde bakır boruların iç çeperini kemiren asitlere dönüşürler ki bu da kompresörün saniyeler içinde kilitlenmesi demektir.
Sistemde en ufak bir delik bulup onu gümüş kaynakla kapattıktan sonra ellerimi temizleyip hemen tüpe sarılmam, önce o saatlerce sürecek derin sessizliği beklerim.
Vakum pompasını sisteme bağlayıp vanaları açtığımda milisaniyeler içinde ibre sıfırın altına düşer ve içerideki tüm atmosferik basınç ile rutubet o metal gövdenin içine hapsolur.
Hani derler ya borunun içini kurutmak şart diye; asıl mesele o mikroskobik su damlacıklarının kaynama noktasını sıfırın altına düşürüp buharlaştırarak dışarı çekmektir...
Manometredeki o eksi bir barı gördüğüm an içim rahat eder çünkü biliyorum ki artık ne rutubet kalmıştır ne de kompresör yağıyla reaksiyona girecek havadan bir molekül.
Eğer o makineyi en az yirmi dakika boyunca sistemde koşturmazsanız, kaçak giderilmiş olsa bile birkaç ay içinde soğutma verimi düşer ve ev sahibi kendini yine tamirci kapısında bulur.
Gazı salmadan hemen önce vanaları kapatıp saatin ibresini izlemek en kritik adımdır; çünkü en ufak bir kıpırtı bile içeride hâlâ gizli bir delik veya buharlaşmamış nem olduğunu fısıldar ustaya.
Kompresör dediğimiz o kalbin içine bir damla bile yabancı madde girmemesi için bu işlem sadece bir formalite değil, adeta cihaza atılan can damarı bir şırıngadır.
R410A ya da R32 gibi modern gazlar tam birer mühendislik harikasıdır ama nemle bir araya geldiklerinde bakır boruların iç çeperini kemiren asitlere dönüşürler ki bu da kompresörün saniyeler içinde kilitlenmesi demektir.
Sistemde en ufak bir delik bulup onu gümüş kaynakla kapattıktan sonra ellerimi temizleyip hemen tüpe sarılmam, önce o saatlerce sürecek derin sessizliği beklerim.
Vakum pompasını sisteme bağlayıp vanaları açtığımda milisaniyeler içinde ibre sıfırın altına düşer ve içerideki tüm atmosferik basınç ile rutubet o metal gövdenin içine hapsolur.
Hani derler ya borunun içini kurutmak şart diye; asıl mesele o mikroskobik su damlacıklarının kaynama noktasını sıfırın altına düşürüp buharlaştırarak dışarı çekmektir...
Manometredeki o eksi bir barı gördüğüm an içim rahat eder çünkü biliyorum ki artık ne rutubet kalmıştır ne de kompresör yağıyla reaksiyona girecek havadan bir molekül.
Eğer o makineyi en az yirmi dakika boyunca sistemde koşturmazsanız, kaçak giderilmiş olsa bile birkaç ay içinde soğutma verimi düşer ve ev sahibi kendini yine tamirci kapısında bulur.
Gazı salmadan hemen önce vanaları kapatıp saatin ibresini izlemek en kritik adımdır; çünkü en ufak bir kıpırtı bile içeride hâlâ gizli bir delik veya buharlaşmamış nem olduğunu fısıldar ustaya.
Kompresör dediğimiz o kalbin içine bir damla bile yabancı madde girmemesi için bu işlem sadece bir formalite değil, adeta cihaza atılan can damarı bir şırıngadır.