Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak bir yaz gününde klimayı açıp karşısına geçtiğinizde yüzünüze çarpan o fırın sıcaklığı, cihazın size verebileceği en net "canım yanıyor" mesajıdır. İster evdeki duvara asılı ünite olsun ister arabanızdaki iklimlendirme sistemi, çalışma mantığı temelde thermodynamics prensiplerine dayanır ama biz bunu "içerideki ısıyı çekip dışarı atma sanatı" olarak adlandırabiliriz. Sistemde dolaşan soğutucu gaz tam da bu ısı transferini sağlayan gizli kahramandır; gaz azaldığında ya da tamamen bittiğinde kompresör dönse bile o özlediğimiz buz gibi hava asla gelmez... Yani evet, net ve kestirmeden söyleyelim: Gaz kaçağı bir klimanın direkt olarak sıcak üflemesinin en birincil, en yaygın sebebidir.
Gazın durduk yere bitmeyeceği gerçeğiyle yüzleştiğimiz an, ustaların "gazı bitmiş abim" yalanlarına karşı ilk savunma hattımızı kurmuş oluruz. Kapalı devre çalışan bir sistemde gaz durduk yere buharlaşıp kaybolmaz; eğer sistemde gaz eksilmişse orada yüzde yüz bir sızıntı, bir çatlak, korozyona uğramış bir bakır boru vardır. Bakır borulardaki mikroskobik bir çatlak bile haftalar içinde o canım soğutucu akışkanı atmosfere salmaya yeter de artar bile. Gaz basıncı düştükçe evaporatör dediğimiz iç ünite petekleri soğuyamaz hale gelir, fan ise sadece odadaki veya dışarıdaki sıcak havayı içeri sirküle etmekle kalır... Sonucunda da klimalı odada vantilatör etkisiyle baş başa kalırız.
Peki o gaz kaçarken cihaz bize hiç mi sinyal vermez, sadece sıcak üfleyerek mi protesto eder halini? Aslında biraz dikkatli bakarsak, o büyük sıcak hava şokundan önce sistemin can çekiştiğini rahatlıkla fark edebiliriz. İç üniteden gelen fısıltı benzeri bir tıslama sesi, dış ünite bağlantı vanalarında beliren garip buzlanmalar veya cihazın ortamı eskisi gibi hızlı soğutamaması hep o sızıntının ayak sesleridir. Bazen gaz tamamen bitmeden hemen önce klima bir süre ıslık çalar gibi çalışır, sonra bir bakmışsınız fırın moduna geçmiş... Sesi duyduğunuz an müdahale etmek, kompresörü kurtarmanın tek yoludur.
Sadece gaz bastırıp "tamam bu iş halloldu" diyerek servisi uğurlamak, delik kovaya sürekli su doldurmaktan farksız bir para israfıdır. Sızıntı odağı azot testiyle veya köpükle tespit edilip kaynak yapılmadan ya da rekor bağlantıları yenilenmeden basılan her gram gaz, birkaç hafta sonra yine havaya karışıp gidecektir. Kaçağı bulup kapatmak, ardından sisteme vakum işlemi uygulayıp içine nem girmesini engellemek işin alfabesidir. Doğru adımlar atılmazsa, o çok güvendiğimiz cihazlar çok geçmeden yine yüzümüze sıcak sıcak üflemeye devam eder... Hem cebiniz yanar hem de sıcaktan siz.
Gazsız kalan bir kompresörün kendini soğutamayıp kendi kendini yakma riski, işin en pahalı ve geri dönülmez kısmıdır belki de. Soğutucu gaz sadece havayı soğutmaz, aynı zamanda sistemin kalbi olan kompresörün aşırı ısınmasını engeller ve içindeki özel yağ sayesinde mekanik parçaların sürtünmeden aşınmasını önler. Gaz bittiğinde kompresör sürekli devrede kalır, soğutmaya çalışır, zorlanır ve en sonunda termik açarak kendini kilitler. Yanmış bir kompresör demek, neredeyse yeni bir klima parası demek... Küçük bir gaz kaçağını ihmal etmek işte bu yüzden cihazı çöpe attırabilir.
Gazın durduk yere bitmeyeceği gerçeğiyle yüzleştiğimiz an, ustaların "gazı bitmiş abim" yalanlarına karşı ilk savunma hattımızı kurmuş oluruz. Kapalı devre çalışan bir sistemde gaz durduk yere buharlaşıp kaybolmaz; eğer sistemde gaz eksilmişse orada yüzde yüz bir sızıntı, bir çatlak, korozyona uğramış bir bakır boru vardır. Bakır borulardaki mikroskobik bir çatlak bile haftalar içinde o canım soğutucu akışkanı atmosfere salmaya yeter de artar bile. Gaz basıncı düştükçe evaporatör dediğimiz iç ünite petekleri soğuyamaz hale gelir, fan ise sadece odadaki veya dışarıdaki sıcak havayı içeri sirküle etmekle kalır... Sonucunda da klimalı odada vantilatör etkisiyle baş başa kalırız.
Peki o gaz kaçarken cihaz bize hiç mi sinyal vermez, sadece sıcak üfleyerek mi protesto eder halini? Aslında biraz dikkatli bakarsak, o büyük sıcak hava şokundan önce sistemin can çekiştiğini rahatlıkla fark edebiliriz. İç üniteden gelen fısıltı benzeri bir tıslama sesi, dış ünite bağlantı vanalarında beliren garip buzlanmalar veya cihazın ortamı eskisi gibi hızlı soğutamaması hep o sızıntının ayak sesleridir. Bazen gaz tamamen bitmeden hemen önce klima bir süre ıslık çalar gibi çalışır, sonra bir bakmışsınız fırın moduna geçmiş... Sesi duyduğunuz an müdahale etmek, kompresörü kurtarmanın tek yoludur.
Sadece gaz bastırıp "tamam bu iş halloldu" diyerek servisi uğurlamak, delik kovaya sürekli su doldurmaktan farksız bir para israfıdır. Sızıntı odağı azot testiyle veya köpükle tespit edilip kaynak yapılmadan ya da rekor bağlantıları yenilenmeden basılan her gram gaz, birkaç hafta sonra yine havaya karışıp gidecektir. Kaçağı bulup kapatmak, ardından sisteme vakum işlemi uygulayıp içine nem girmesini engellemek işin alfabesidir. Doğru adımlar atılmazsa, o çok güvendiğimiz cihazlar çok geçmeden yine yüzümüze sıcak sıcak üflemeye devam eder... Hem cebiniz yanar hem de sıcaktan siz.
Gazsız kalan bir kompresörün kendini soğutamayıp kendi kendini yakma riski, işin en pahalı ve geri dönülmez kısmıdır belki de. Soğutucu gaz sadece havayı soğutmaz, aynı zamanda sistemin kalbi olan kompresörün aşırı ısınmasını engeller ve içindeki özel yağ sayesinde mekanik parçaların sürtünmeden aşınmasını önler. Gaz bittiğinde kompresör sürekli devrede kalır, soğutmaya çalışır, zorlanır ve en sonunda termik açarak kendini kilitler. Yanmış bir kompresör demek, neredeyse yeni bir klima parası demek... Küçük bir gaz kaçağını ihmal etmek işte bu yüzden cihazı çöpe attırabilir.