Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Lastiğin hava basıncını o eski usül manometreyle ölçüp dijital ekrandaki rakamla karşılaştırmaktan daha samimi bir başlangıç bilmiyorum açıkçası. Gösterge tablosunda yanan o sarı ünlem işareti bazen tam bir bilmeceye dönüşür, sürücüyü huzursuz eder, kafasını kurcalar durur... Bir bakarsınız kompresörün göstergesi 32 PSI diyor ama arabanın kendi beyni tutturmuş 28 PSI diye; işte tam bu noktada sensörün doğru ölçüm yapıp yapmadığını anlamanın ilk adımı atılmış oluyor. Gerçek basınç ile sensörün merkeze ilettiği veri arasında belirgin bir fark varsa, cihaz ya kalibrasyonunu kaybetmiştir ya da ufaktan ömrünün sonuna yaklaşıyordur. Havanın soğuduğu sabah saatlerinde bu farkın birkaç birim sapması normal sayılabilir ama sıcaklık dengelendiğinde bile o tutarsızlık ısrarla devam ediyorsa, ibre maalesef sensör arızasına işaret ediyor demektir.
Elinize küçük bir TPMS tarama cihazı alıp lastiğin sibobuna yaklaştırdığınızda çıkan o kısa bip sesi, aslında sensörün kalbinin atıp atmadığını söyler size. Bu cihazlar sensörün içine gizlenmiş olan mini pili, radyo frekansını ve iç sıcaklığı saniyeler içinde okuyup ekranına döküverir; yani bir nevi lastiğin röntgenini çeker, röntgenini çekip önünüze koyar. Eğer cihaz 315 MHz veya 433 MHz frekansında yayın yapan sensörden hiçbir yanıt alamıyorsa, tetiğe defalarca basmanıza rağmen ekran boş kalıyorsa... Muhtemelen o dahili lityum pil bitmiştir ve bildiğiniz gibi o piller de ne yazık ki değişmiyor. İlgincine denk gelirsiniz, sensör sinyal verir ama gönderdiği veri paketinde basınç bilgisi sıfır görünür; bu da içindeki basınç diyaframının tıkandığını ya da oksitlendiğini gösteren net bir işarettir.
Lastikleri döndürdünüz ya da yeni bir sensör taktınız diyelim, sistemin araç beynine kendisini tanıtması bazen tam bir sabır testine dönüşebilir. Arabanın kendi menüsünden TPMS sıfırlama seçeneğini başlatıp aracı belli bir süre ve hızda sürmek, sensörlerin ivme sensörlerini uyandırıp beyinle yeniden sıkılaşmasını sağlar. Bazen sadece 15-20 dakikalık sakin bir sürüş, kendi kendine çözülmez sanılan o iletişim problemini bir anda ortadan kaldırabiliyor... Sürüş sonrasında sistem hâlâ yeni sensörü tanımıyorsa, frekans uyuşmazlığı mı var yoksa araç beyni mi adresi şaşırdı diye düşünmeye başlamak gerek. Tespiti basitleştirmek adına, havaları hafifçe düşürüp sistemin o değişikliği ne kadar sürede algıladığını takip etmek de son derece pratik ve dürüst bir yöntemdir.
Bazen sorun elektronik devrede değil de direkt sibobun gövdesinde, o metal ya da kauçuk kısımdaki gözle görülmeyen minik bir çatlakta gizlidir. Süngerle bol köpüklü sabunlu suyu sibop çevresine ve iğne yuvasına sürdüğünüzde oluşan o minik kabarcıklar, aslında elektronik bir arızadan ziyade fiziksel bir hava kaçağının habercisidir. Elektronik olarak sapasağlam çalışan bir sensör, sırf sibop dibinden mikro düzeyde hava kaçırdığı için sistem tarafından sürekli hata veriyor gibi algılanabilir... Bir ustaya gitmeden önce bu basit köpük testini yapmak, sizi gereksiz yere yeni bir sensör alma masrafından kurtarabileceği gibi problemin kaynağını da nokta atışı görmenizi sağlar.
Elinize küçük bir TPMS tarama cihazı alıp lastiğin sibobuna yaklaştırdığınızda çıkan o kısa bip sesi, aslında sensörün kalbinin atıp atmadığını söyler size. Bu cihazlar sensörün içine gizlenmiş olan mini pili, radyo frekansını ve iç sıcaklığı saniyeler içinde okuyup ekranına döküverir; yani bir nevi lastiğin röntgenini çeker, röntgenini çekip önünüze koyar. Eğer cihaz 315 MHz veya 433 MHz frekansında yayın yapan sensörden hiçbir yanıt alamıyorsa, tetiğe defalarca basmanıza rağmen ekran boş kalıyorsa... Muhtemelen o dahili lityum pil bitmiştir ve bildiğiniz gibi o piller de ne yazık ki değişmiyor. İlgincine denk gelirsiniz, sensör sinyal verir ama gönderdiği veri paketinde basınç bilgisi sıfır görünür; bu da içindeki basınç diyaframının tıkandığını ya da oksitlendiğini gösteren net bir işarettir.
Lastikleri döndürdünüz ya da yeni bir sensör taktınız diyelim, sistemin araç beynine kendisini tanıtması bazen tam bir sabır testine dönüşebilir. Arabanın kendi menüsünden TPMS sıfırlama seçeneğini başlatıp aracı belli bir süre ve hızda sürmek, sensörlerin ivme sensörlerini uyandırıp beyinle yeniden sıkılaşmasını sağlar. Bazen sadece 15-20 dakikalık sakin bir sürüş, kendi kendine çözülmez sanılan o iletişim problemini bir anda ortadan kaldırabiliyor... Sürüş sonrasında sistem hâlâ yeni sensörü tanımıyorsa, frekans uyuşmazlığı mı var yoksa araç beyni mi adresi şaşırdı diye düşünmeye başlamak gerek. Tespiti basitleştirmek adına, havaları hafifçe düşürüp sistemin o değişikliği ne kadar sürede algıladığını takip etmek de son derece pratik ve dürüst bir yöntemdir.
Bazen sorun elektronik devrede değil de direkt sibobun gövdesinde, o metal ya da kauçuk kısımdaki gözle görülmeyen minik bir çatlakta gizlidir. Süngerle bol köpüklü sabunlu suyu sibop çevresine ve iğne yuvasına sürdüğünüzde oluşan o minik kabarcıklar, aslında elektronik bir arızadan ziyade fiziksel bir hava kaçağının habercisidir. Elektronik olarak sapasağlam çalışan bir sensör, sırf sibop dibinden mikro düzeyde hava kaçırdığı için sistem tarafından sürekli hata veriyor gibi algılanabilir... Bir ustaya gitmeden önce bu basit köpük testini yapmak, sizi gereksiz yere yeni bir sensör alma masrafından kurtarabileceği gibi problemin kaynağını da nokta atışı görmenizi sağlar.