Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Toyota sahibi olmak demek yolda kalma lüksünü çöpe atmak demek değildir ama herkes bu makineleri ölümsüz sanma hatasına düşüyor; oysa o kaputun altındaki iklimlendirme ünitesi, yani can damarımız olan kompresör, sen bakımlarını aksattığın an sana en acı şekilde kilitlenerek faturasını kesmesini bilir. Yaz ortasında o sıcağın alnında camı açıp rüzgarla serinlemeye çalışmakla ömür geçmez, hele ki direksiyon sallarken sırtından ter damlıyorsa o efsanevi Japon mühendisliği bile seni kurtaramaz, çünkü kompresörün kalbi durmuştur bir kere...
Ya o kasnağın bilyalarından gelen o ince, tiz uğultu sesini ilk duyduğunda neden kulağını tıkadın ki? Alt tarafı bir kayış sesi dedin geçtin, oysa içerideki rulmanlar çoktan dağılmaya başlamıştı bile ve metal metale sürterken sen müziğin sesini açıp yoluna devam ettin; halbuki o ses sana açıkça "beni sök, yağıma bak, bittim ben" diye yalvarıyordu ama sen duymamazlıktan geldin ve sonuçta o sıkışan mekanizma bütün sistemi demir tozlarıyla doldurdu, şimdi gel de temizle o pisliği...
Klima düğmesine basıyorsun ama o karakteristik "tık" sesiyle birlikte motordan gelen o hafif devir düşüşü bir türlü yaşanmıyorsa, bil ki manyetik kavrama devreye giremiyor ya da bobin tamamen yanmış durumda;irili ufaklı sigortaları kontrol etmekle işe başlarsın önce ama asıl mesele bobinin içindeki o incecik bakır tellerin aşırı sıcaktan kavrulup kopmuş olmasıdır ki bu da parça değişiminden başka hiçbir şekilde çözülmez, yani esnafın "alt tarafı gazı eksilmiş" masallarına asla kulak asma...
Sistemdeki gaz kaçağını bulmak öyle parfüm sıkmaya benzemez, UV boyasıyla bile günlerce ararsın o delikleri çünkü boruların ek yerleri, kondenserin o taş izleriyle delik deşik olmuş petekleri veya bizzat kompresörün keçelerinden sızan o yağ tabakası sana gizli bir düşman gibi sessizce zarar verir; gaz bittiğinde kompresörün içi yağsız kalır, yağsız kalan pistonlar ise sürtünmenin şiddetiyle birbirini kaynatır ve sen farkına varana kadar o parça hurdaya çıkmıştır bile, ki bu da masrafı katbekat artırır...
Tamirciye gittiğinde "abi bunlara gaz basarız, taş gibi olur" diyen ustalara inanıp sakın aracı bırakma, çünkü kompresörün mekanik ömrü bittiyse içine ne kadar gaz basarsan bas o kompresör o basıncı üretemez; kalitesiz çıkma parçalarla günü kurtarmaya çalışanların altı ay sonra yine aynı yolda kaldığını çok gördük bu camiada, o yüzden orijinal ya da birinci sınıf Alman muadili revizyonlu parçalardan şaşmayacaksın, nokta...
Yaz aylarında aracı doğrudan güneşin altına bırakıp biner binmez klimayı son dereceye dayamak da bu kompresörlerin katilidir aslında, biraz insaf edin o demir yığınına; önce camları açıp içerideki o boğucu sıcağın bir çıkmasını bekleyeceksin, motor biraz kendine gelsin, yağlama tamamlansın, ondan sonra yavaş yavaş fanı açarsın ki sistem ani şoka uğramasın, yoksa o siboplar kırılır da elinde kalır her şey...
Bobin arızası denilen o lanet şey genelde trafikte dur-kalk yaparken, fanın yetersiz kaldığı anlarda kendini belli eder ve klima bir soğutur bir ısıtır, sen de deliye dönersin; bu dalgalanmanın tek sebebi kompresörün üzerindeki selenoid valfin veya basınç sensörünün sıcaktan kavrulmasıdır, yani her seferinde kompresörü komple değiştirmek isteyen ustalara karşı cebini korumak zorundasın, çünkü bazen sadece ufak bir müşür bütün bu kabusu bitirir...
Sonuçta bu araba sana yıllardır hizmet ediyor ve hak ettiği saygıyı da bakımı da istiyor, yani klima kompresörünü sadece yazdan yaza hatırlama lüksün yok; periyodik olarak o polen filtresini değiştirecek, sistemi en azından yılda bir kez gaz ve kaçak testine sokacak ve o radyatörleri tazyikli suyla temizleteceksin ki motor da kompresör de rahat bir nefes alsın, aksi takdirde o serin yolculukların hayali bile bütçeni yakmaya yeter de artar bile...
Ya o kasnağın bilyalarından gelen o ince, tiz uğultu sesini ilk duyduğunda neden kulağını tıkadın ki? Alt tarafı bir kayış sesi dedin geçtin, oysa içerideki rulmanlar çoktan dağılmaya başlamıştı bile ve metal metale sürterken sen müziğin sesini açıp yoluna devam ettin; halbuki o ses sana açıkça "beni sök, yağıma bak, bittim ben" diye yalvarıyordu ama sen duymamazlıktan geldin ve sonuçta o sıkışan mekanizma bütün sistemi demir tozlarıyla doldurdu, şimdi gel de temizle o pisliği...
Klima düğmesine basıyorsun ama o karakteristik "tık" sesiyle birlikte motordan gelen o hafif devir düşüşü bir türlü yaşanmıyorsa, bil ki manyetik kavrama devreye giremiyor ya da bobin tamamen yanmış durumda;irili ufaklı sigortaları kontrol etmekle işe başlarsın önce ama asıl mesele bobinin içindeki o incecik bakır tellerin aşırı sıcaktan kavrulup kopmuş olmasıdır ki bu da parça değişiminden başka hiçbir şekilde çözülmez, yani esnafın "alt tarafı gazı eksilmiş" masallarına asla kulak asma...
Sistemdeki gaz kaçağını bulmak öyle parfüm sıkmaya benzemez, UV boyasıyla bile günlerce ararsın o delikleri çünkü boruların ek yerleri, kondenserin o taş izleriyle delik deşik olmuş petekleri veya bizzat kompresörün keçelerinden sızan o yağ tabakası sana gizli bir düşman gibi sessizce zarar verir; gaz bittiğinde kompresörün içi yağsız kalır, yağsız kalan pistonlar ise sürtünmenin şiddetiyle birbirini kaynatır ve sen farkına varana kadar o parça hurdaya çıkmıştır bile, ki bu da masrafı katbekat artırır...
Tamirciye gittiğinde "abi bunlara gaz basarız, taş gibi olur" diyen ustalara inanıp sakın aracı bırakma, çünkü kompresörün mekanik ömrü bittiyse içine ne kadar gaz basarsan bas o kompresör o basıncı üretemez; kalitesiz çıkma parçalarla günü kurtarmaya çalışanların altı ay sonra yine aynı yolda kaldığını çok gördük bu camiada, o yüzden orijinal ya da birinci sınıf Alman muadili revizyonlu parçalardan şaşmayacaksın, nokta...
Yaz aylarında aracı doğrudan güneşin altına bırakıp biner binmez klimayı son dereceye dayamak da bu kompresörlerin katilidir aslında, biraz insaf edin o demir yığınına; önce camları açıp içerideki o boğucu sıcağın bir çıkmasını bekleyeceksin, motor biraz kendine gelsin, yağlama tamamlansın, ondan sonra yavaş yavaş fanı açarsın ki sistem ani şoka uğramasın, yoksa o siboplar kırılır da elinde kalır her şey...
Bobin arızası denilen o lanet şey genelde trafikte dur-kalk yaparken, fanın yetersiz kaldığı anlarda kendini belli eder ve klima bir soğutur bir ısıtır, sen de deliye dönersin; bu dalgalanmanın tek sebebi kompresörün üzerindeki selenoid valfin veya basınç sensörünün sıcaktan kavrulmasıdır, yani her seferinde kompresörü komple değiştirmek isteyen ustalara karşı cebini korumak zorundasın, çünkü bazen sadece ufak bir müşür bütün bu kabusu bitirir...
Sonuçta bu araba sana yıllardır hizmet ediyor ve hak ettiği saygıyı da bakımı da istiyor, yani klima kompresörünü sadece yazdan yaza hatırlama lüksün yok; periyodik olarak o polen filtresini değiştirecek, sistemi en azından yılda bir kez gaz ve kaçak testine sokacak ve o radyatörleri tazyikli suyla temizleteceksin ki motor da kompresör de rahat bir nefes alsın, aksi takdirde o serin yolculukların hayali bile bütçeni yakmaya yeter de artar bile...