Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Toyota Klima Gaz Kaçağı Sorunları
Direksiyonun başına geçip yaz sıcaklarında klimayı açtığında o mis gibi serinliği beklerken yüzüne vuran ılık ve rutubetli hava bütün neşeni kaçırıyor biliyorum; işte o an canını sıkan o gizli düşman aslında sistemdeki minicik bir delikten kaçıp giden klima gazından başka bir şey değil. Arabanın kaputunu kaldırıp şöyle bir baktığında gözle görülmeyen bu sızıntılar genellikle boruların ek yerlerinden, zamanla eskiyip çatlayan O-ring contalardan ya da taş çarpmasıyla delinmiş o hassas radyatör peteklerinden sızarak hayatımızı bir anda zindana çeviriveriyor. Hiç fark ettin mi, aslında her şey gayet normal çalışırken bir sabah arabanın içine bindiğinde yayılan o garip ve hafif tatlımsı koku bile sana alttan alta bu kaçağın sinyalini veriyor olabilir mi?
Sistemi sadece yaz aylarında hatırlayıp kışın neredeyse hiç çalıştırmadığın o uzun aylarda lastik contalar kuruyup çatlıyor ve sen ne olduğunu anlamadan gaz yavaş yavaş bu boşluklardan uçup gidiyor, usta koltuğuna oturduğunda cebinden çıkacak masrafı düşünürken içten içe kendine kızıyorsun belki de. Hani şu sanayiye gittiğinde ustanın eline ultraviyole lambayı alıp motorun kuytu köşelerini taradığı an var ya, işte o yeşilimsi parıltılar aslında nerenin delindiğini, hangi contanın görevini yapamadığını açıkça ifşa ediyor ve sana kaçağın yerini parmağıyla koymuş gibi gösteriyor. Zaten bu işin şakası yok, usta eline anahtarı alıp sıkmaya başladığında bile bazen o borunun dişlilerinin yalama olduğunu görüp komple değiştirmek zorunda kalıyorsun ki bu da işin hem bütçeyi zorlayan hem de insanı çıldırtan en sinir bozucu kısmı...
Sadece gazı basıp geçmekle bu işin çözüleceğini sanıyorsan büyük bir yanılgı içindesin çünkü eğer o kaçak noktası bulunup kaynak yapılmaz ya da o minicik lastik conta yenilenmezse, bastığın o pahalı gaz üç gün sonra yine aynı havaya karışıp uçup gidecek ve sen sürekli aynı parayı rüzgara savurmuş olacaksın. Yazık değil mi o kadar emeğe, o güzelim parana? Arabanın torpidosunun altından gelen o tuhaf hışırtı sesleri bile aslında sistemin içinde yeterli gaz kalmadığının, kompresörün boşa dönüp kendini korumaya alacağının inceden bir habercisi...
Tam bu noktada belki de kendine şu soruyu sormalısın: Acaba arabaya her yıl düzenli olarak klima bakımı yaptırsaydım bu masrafların yarısından kurtulabilir miydim? Kesinlikle evet, çünkü o minicik bakım ücretlerinden kaçmak ileride binlerce liralık kompresör masrafı olarak kapına dayanıyor ve seni Sanayi mahallelerinin o tozlu yollarında günlerce araba beklemeye mahkum ediyor. Klimanın o buz gibi üflediği günleri özledin değil mi? Öyleyse direksiyonu çevirip ilk fırsatta güvendiğin bir ustaya uğramalı, sistemi vakumlatıp kaçak testi yaptırmalı ve bu sıcak çileye artık bir dur demelisin...
Direksiyonun başına geçip yaz sıcaklarında klimayı açtığında o mis gibi serinliği beklerken yüzüne vuran ılık ve rutubetli hava bütün neşeni kaçırıyor biliyorum; işte o an canını sıkan o gizli düşman aslında sistemdeki minicik bir delikten kaçıp giden klima gazından başka bir şey değil. Arabanın kaputunu kaldırıp şöyle bir baktığında gözle görülmeyen bu sızıntılar genellikle boruların ek yerlerinden, zamanla eskiyip çatlayan O-ring contalardan ya da taş çarpmasıyla delinmiş o hassas radyatör peteklerinden sızarak hayatımızı bir anda zindana çeviriveriyor. Hiç fark ettin mi, aslında her şey gayet normal çalışırken bir sabah arabanın içine bindiğinde yayılan o garip ve hafif tatlımsı koku bile sana alttan alta bu kaçağın sinyalini veriyor olabilir mi?
Sistemi sadece yaz aylarında hatırlayıp kışın neredeyse hiç çalıştırmadığın o uzun aylarda lastik contalar kuruyup çatlıyor ve sen ne olduğunu anlamadan gaz yavaş yavaş bu boşluklardan uçup gidiyor, usta koltuğuna oturduğunda cebinden çıkacak masrafı düşünürken içten içe kendine kızıyorsun belki de. Hani şu sanayiye gittiğinde ustanın eline ultraviyole lambayı alıp motorun kuytu köşelerini taradığı an var ya, işte o yeşilimsi parıltılar aslında nerenin delindiğini, hangi contanın görevini yapamadığını açıkça ifşa ediyor ve sana kaçağın yerini parmağıyla koymuş gibi gösteriyor. Zaten bu işin şakası yok, usta eline anahtarı alıp sıkmaya başladığında bile bazen o borunun dişlilerinin yalama olduğunu görüp komple değiştirmek zorunda kalıyorsun ki bu da işin hem bütçeyi zorlayan hem de insanı çıldırtan en sinir bozucu kısmı...
Sadece gazı basıp geçmekle bu işin çözüleceğini sanıyorsan büyük bir yanılgı içindesin çünkü eğer o kaçak noktası bulunup kaynak yapılmaz ya da o minicik lastik conta yenilenmezse, bastığın o pahalı gaz üç gün sonra yine aynı havaya karışıp uçup gidecek ve sen sürekli aynı parayı rüzgara savurmuş olacaksın. Yazık değil mi o kadar emeğe, o güzelim parana? Arabanın torpidosunun altından gelen o tuhaf hışırtı sesleri bile aslında sistemin içinde yeterli gaz kalmadığının, kompresörün boşa dönüp kendini korumaya alacağının inceden bir habercisi...
Tam bu noktada belki de kendine şu soruyu sormalısın: Acaba arabaya her yıl düzenli olarak klima bakımı yaptırsaydım bu masrafların yarısından kurtulabilir miydim? Kesinlikle evet, çünkü o minicik bakım ücretlerinden kaçmak ileride binlerce liralık kompresör masrafı olarak kapına dayanıyor ve seni Sanayi mahallelerinin o tozlu yollarında günlerce araba beklemeye mahkum ediyor. Klimanın o buz gibi üflediği günleri özledin değil mi? Öyleyse direksiyonu çevirip ilk fırsatta güvendiğin bir ustaya uğramalı, sistemi vakumlatıp kaçak testi yaptırmalı ve bu sıcak çileye artık bir dur demelisin...