Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır yollarda olan, hatasızlığına güvendiğimiz o sadık Toyota'nın sabahları kontağı çevirdiğinizde bir an duraksaması, insanı ister istemez hüzünlendiriyor doğrusu. Hani o alışık olduğumuz tek marşta çalışma sesi yerine, motorun biraz nazlanarak, sanki uykudan uyanmak istemez gibi öksürerek çalışması var ya, işte o an insanın içine bir kurt düşüyor hemen. Acaba yine nerede hata yaptık, yoksa yolda mı bırakacak bizi diye düşünmeden edemiyor insan. Gelin görün ki, Japon mühendisliğinin bu masum görünümlü harikaları bazen bizleri böyle küçük sürprizlerle sınamayı pek seviyorlar. Sizi bilmem ama ben bu gibi durumlarda hemen kaputu açıp motorla bakışmayı, ondan bir şeyler anlamaya çalışmayı çok severim; halbuki ne anlarım ki, sadece dertleşiriz işte.
Akünün o can alıcı gücünün zamanla zayıflaması, bu geç çalışma krizlerinin başrol oyuncusu olarak sıkça karşımıza çıkıyor maalesef. Özellikle kış aylarının o buz kesen gecelerinde, sabaha karşı garajda ya da sokakta bekleyen aracın aküsü adeta un gibi eriyor, marş motoruna o gereksiz yükü bindiriyor. Acaba son zamanlarda aküyü hiç kontrol ettirdiniz mi, yoksa "nasılsa çalışıyor" diyerek akışına mı bıraktınız her şeyi? Bazen sadece kutup başlarındaki o hafif oksitlenme bile akımın gitmesine engel olur, marşın uzun sürmesine yol açar; yani demem o ki, bazen en büyük sorunlar en ufak detaylarda saklıdır. Usta ellerin yollarına düşmeden evvel, şöyle bir milimlik pası temizlemek bile her şeyi çözebilir aslında...
Yakıt sistemindeki o ufak tefek tıkanıklıklar veya benzin pompasının yeterli basıncı sağlayamaması da bu nazlanmanın temel sebeplerinden biri olabiliyor. Sabahları motor soğukken yanma odasına yeterli yakıt gidemeyince, pistonlar boşlukta dönüyor gibi hissettiriyor ve o marş uzadıkça uzuyor. Belki de depoda biriken tortular zamanla filtreyi tıkadı, kim bilir? Yakıt filtresini en son ne zaman değiştirdiğinizi hatırlıyor musunuz yoksa benim gibi unutkan mısınız? İnsanın canını sıkan bu küçük detaylar, aslında aracın bize "beni biraz önemse" deme biçiminden başka bir şey değil; nitekim biraz ilgi, biraz bakım her makineyi kendine getirir.
Buji ve ateşleme bobinlerinin zamanla aşınması, motorun ilk nefesi alırken zorlanmasına davetiye çıkarıyor resmen. Ateşleme zayıf olunca, ne kadar marş basarsanız basın o ilk patlama gerçekleşmiyor, motor kendi ritmini bulana kadar epeyce bir ter döküyor. Sürücü koltuğunda oturup o marş motorunun sesini dinlerken insanın adeta yüreği ağzına geliyor, "çalışacak mı, çalışmayacak mı" endişesi bütün ruhunu sarıyor. Belki de sorun sadece birkaç liralık bir bujidedir, kim bilir, hemen büyük masraflardan korkmamak lazım. Değiştirin gitsin o eski parçaları, motorun nasıl derin bir "oh" çektiğini kendi kulaklarınızla duyacaksınız...
Bütün bu yaşananları alt alta koyduğumuzda, Toyota'nızın geç çalışma meselesini can sıkıcı bir arıza olarak değil de, aracın sizinle kurduğu sessiz bir iletişim olarak görmek belki de en iyisi. Ne de olsa o demir yığını, yıllar boyunca sizi yollarda taşıdı, şimdi biraz nazlanmış çok mu? Düzenli kontroller, zamanında yapılan küçük dokunuşlar ve biraz sevgi, bu demir yürekli otomobillerin ömrünü uzatmaya fazlasıyla yetiyor da artıyor bile. Sakın ha acele edip hemen ustanın eline teslim etmeyin aracı, önce bir dinleyin bakın ne diyor size...
Akünün o can alıcı gücünün zamanla zayıflaması, bu geç çalışma krizlerinin başrol oyuncusu olarak sıkça karşımıza çıkıyor maalesef. Özellikle kış aylarının o buz kesen gecelerinde, sabaha karşı garajda ya da sokakta bekleyen aracın aküsü adeta un gibi eriyor, marş motoruna o gereksiz yükü bindiriyor. Acaba son zamanlarda aküyü hiç kontrol ettirdiniz mi, yoksa "nasılsa çalışıyor" diyerek akışına mı bıraktınız her şeyi? Bazen sadece kutup başlarındaki o hafif oksitlenme bile akımın gitmesine engel olur, marşın uzun sürmesine yol açar; yani demem o ki, bazen en büyük sorunlar en ufak detaylarda saklıdır. Usta ellerin yollarına düşmeden evvel, şöyle bir milimlik pası temizlemek bile her şeyi çözebilir aslında...
Yakıt sistemindeki o ufak tefek tıkanıklıklar veya benzin pompasının yeterli basıncı sağlayamaması da bu nazlanmanın temel sebeplerinden biri olabiliyor. Sabahları motor soğukken yanma odasına yeterli yakıt gidemeyince, pistonlar boşlukta dönüyor gibi hissettiriyor ve o marş uzadıkça uzuyor. Belki de depoda biriken tortular zamanla filtreyi tıkadı, kim bilir? Yakıt filtresini en son ne zaman değiştirdiğinizi hatırlıyor musunuz yoksa benim gibi unutkan mısınız? İnsanın canını sıkan bu küçük detaylar, aslında aracın bize "beni biraz önemse" deme biçiminden başka bir şey değil; nitekim biraz ilgi, biraz bakım her makineyi kendine getirir.
Buji ve ateşleme bobinlerinin zamanla aşınması, motorun ilk nefesi alırken zorlanmasına davetiye çıkarıyor resmen. Ateşleme zayıf olunca, ne kadar marş basarsanız basın o ilk patlama gerçekleşmiyor, motor kendi ritmini bulana kadar epeyce bir ter döküyor. Sürücü koltuğunda oturup o marş motorunun sesini dinlerken insanın adeta yüreği ağzına geliyor, "çalışacak mı, çalışmayacak mı" endişesi bütün ruhunu sarıyor. Belki de sorun sadece birkaç liralık bir bujidedir, kim bilir, hemen büyük masraflardan korkmamak lazım. Değiştirin gitsin o eski parçaları, motorun nasıl derin bir "oh" çektiğini kendi kulaklarınızla duyacaksınız...
Bütün bu yaşananları alt alta koyduğumuzda, Toyota'nızın geç çalışma meselesini can sıkıcı bir arıza olarak değil de, aracın sizinle kurduğu sessiz bir iletişim olarak görmek belki de en iyisi. Ne de olsa o demir yığını, yıllar boyunca sizi yollarda taşıdı, şimdi biraz nazlanmış çok mu? Düzenli kontroller, zamanında yapılan küçük dokunuşlar ve biraz sevgi, bu demir yürekli otomobillerin ömrünü uzatmaya fazlasıyla yetiyor da artıyor bile. Sakın ha acele edip hemen ustanın eline teslim etmeyin aracı, önce bir dinleyin bakın ne diyor size...