Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabaya bindiğinizde o küçük düğmede yanan kırmızı uyarı ışığını görmek insanın bütün neşesini alıp götürüyor gerçekten. Yıllardır binlerce kilometre yol yapmış bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki, Toyota’nın o efsanevi sorunsuzluk imajına nazaran bu elektronik el freni meselesi biraz can sıkıcı bir hal almaya başladı... Aracın başına geçiyorsunuz, kontağı açıyorsunuz ama o düğme bir türlü tık deyip serbest bırakmıyor kendini. Aslında mekanik sistemlerden elektronik aktüatörlü yapılara geçiş hepimize büyük konfor sağladı sanıyorduk, ta ki o küçük beynin komut almayı reddettiği o meşum sabaha kadar. Çoğu zaman akü voltajındaki ufacık bir dalgalanma ya da arka tekerleklerdeki o minik sensörlerin kirlenmesi bile sistemin kilitlenmesine yetip artıyor bile.
Geçenlerde bir dostumun başına geldi de oradan biliyorum; aracı hareket ettirmeye çalışırken gösterge panelinde beliren o sarı üçgen ve park freni arıza mesajı insanı panikletmeye yetiyor. Ne yapacağını bilemiyor insan o an, gaza bassan gitmez, zorlasan balatalara yazık... Peki bu meret neden tam da en acelemiz olan anlarda arıza verir ki? Genellikle arka kaliperlerin üzerine monte edilmiş olan o küçük elektrik motorları zamanla toz, çamur, nem ne varsa içine çekiyor ve bir süre sonra sıkışıp kalıyor. Bazen de sırf aracın beyni anlık bir iletişim hatası gördü diye sistemi korumaya alıyor işte, bildiğiniz naz yapıyor araba.
Servise götürdüğünüzde genelde direkt "kaliper değişecek, beyin değişecek" diye devasa faturalar çıkarırlar karşınıza ama durun hemen teslim olmayın derim. Şahsen benim bu tip durumlarda ilk baktığım şey her zaman akünün durumu olmuştur, çünkü bu yeni nesil elektronik aksamlar voltaj düşüklüğüne karşı inanılmaz hassas. Şayet akünüz biraz zayıflamışsa veya şarj dinamosu tam performans veremiyorsa, elektronik park freni hemen arıza moduna geçip sizi yolda bırakabilir. Hatta bazen sadece kutup başını söküp beş dakika beklemek, yani sisteme tatlı bir reset atmak bile o korkunç uyarı ışığını söndürmeye yetebiliyor bazen...
Sürüş esnasında balataların aşırı ısınması da bu elektronik sistemlerin kafasını karıştıran başka bir etken olarak çıkıyor karşımıza. Uzun bir dik yokuştan indiniz diyelim, balatalar nar gibi kızarmışken park edip o düğmeye bastığınızda, sistem sıcaklığın etkisiyle genleşen parçaları sıkıştırırken olması gerekenden fazla dirençle karşılaşıyor. Araba da bunu bir mekanik sıkışma ya da arıza olarak algılayıp hafızaya kazıyor hemen. Bazen sadece balataların soğumasını beklemek, biraz zaman tanımak bile çözebiliyor meseleyi ama işte o anki stresle bunu akıl etmek pek kolay olmuyor.
İşin uzmanı usta bir tamirci bulmak bu devirde gerçekten çölde su bulmaktan farksız hale geldi maalesef. Çünkü çoğu tamirci aracın altındaki o kablo tesisatını kontrol etmek yerine direkt en pahalı parçayı değiştirmeyi teklif ediyor insanlara. Oysa arka tekerleklere giden o incecik kablo demetlerinde oluşan ufak bir korozyon veya kablo soyulması bütün bu felaket senaryosunun tek sebebi olabilir... Kabloları iyice kontrol ettirmeden, tekerleklerdeki hız sensörlerini temizletmeden sakın ola binlerce lirayı gözden çıkarmayın derim.
Bir de şu otomatik devreye girme özelliği var ki, kış aylarında tam bir baş belasına dönüşebiliyor sürücüler için. Sıfırın altındaki derecelerde gece boyunca çekili kalan o elektronik fren, sabah balataların diske yapışmasıyla sonuçlanabiliyor. Arabayı çalıştığı halde kıpırdatamıyorsunuz bir türlü, gaza yüklenseniz arka taraf kalkıyor ama tekerler dönmüyor... Böylesi dondurucu havalarda eğer imkanınız varsa aracın ayarlar menüsünden o otomatik park freni özelliğini geçici olarak kapatmak, arabayı sadece viteste bırakmak en mantıklısı galiba.
Netice itibarıyla teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünse de, eski usul telli el freninin o mekanik ve güven veren hissini bazen aramıyor değil insan. En azından o tık tık sesini duyardık, kolu çekince ne olduğunu bilirdik... Elektronik sistemler tamamen bir bilinmezlik kutusu gibi, ne zaman ne arıza vereceğini kestirmek imkansız. Siz siz olun, o küçük uyarılardan birini gördüğünüzde ihmal etmeyin, aracın periyodik bakımlarında mutlaka park freni kaliperlerinin temizliğini ve yağlanmasını ustadan rica edin.
Geçenlerde bir dostumun başına geldi de oradan biliyorum; aracı hareket ettirmeye çalışırken gösterge panelinde beliren o sarı üçgen ve park freni arıza mesajı insanı panikletmeye yetiyor. Ne yapacağını bilemiyor insan o an, gaza bassan gitmez, zorlasan balatalara yazık... Peki bu meret neden tam da en acelemiz olan anlarda arıza verir ki? Genellikle arka kaliperlerin üzerine monte edilmiş olan o küçük elektrik motorları zamanla toz, çamur, nem ne varsa içine çekiyor ve bir süre sonra sıkışıp kalıyor. Bazen de sırf aracın beyni anlık bir iletişim hatası gördü diye sistemi korumaya alıyor işte, bildiğiniz naz yapıyor araba.
Servise götürdüğünüzde genelde direkt "kaliper değişecek, beyin değişecek" diye devasa faturalar çıkarırlar karşınıza ama durun hemen teslim olmayın derim. Şahsen benim bu tip durumlarda ilk baktığım şey her zaman akünün durumu olmuştur, çünkü bu yeni nesil elektronik aksamlar voltaj düşüklüğüne karşı inanılmaz hassas. Şayet akünüz biraz zayıflamışsa veya şarj dinamosu tam performans veremiyorsa, elektronik park freni hemen arıza moduna geçip sizi yolda bırakabilir. Hatta bazen sadece kutup başını söküp beş dakika beklemek, yani sisteme tatlı bir reset atmak bile o korkunç uyarı ışığını söndürmeye yetebiliyor bazen...
Sürüş esnasında balataların aşırı ısınması da bu elektronik sistemlerin kafasını karıştıran başka bir etken olarak çıkıyor karşımıza. Uzun bir dik yokuştan indiniz diyelim, balatalar nar gibi kızarmışken park edip o düğmeye bastığınızda, sistem sıcaklığın etkisiyle genleşen parçaları sıkıştırırken olması gerekenden fazla dirençle karşılaşıyor. Araba da bunu bir mekanik sıkışma ya da arıza olarak algılayıp hafızaya kazıyor hemen. Bazen sadece balataların soğumasını beklemek, biraz zaman tanımak bile çözebiliyor meseleyi ama işte o anki stresle bunu akıl etmek pek kolay olmuyor.
İşin uzmanı usta bir tamirci bulmak bu devirde gerçekten çölde su bulmaktan farksız hale geldi maalesef. Çünkü çoğu tamirci aracın altındaki o kablo tesisatını kontrol etmek yerine direkt en pahalı parçayı değiştirmeyi teklif ediyor insanlara. Oysa arka tekerleklere giden o incecik kablo demetlerinde oluşan ufak bir korozyon veya kablo soyulması bütün bu felaket senaryosunun tek sebebi olabilir... Kabloları iyice kontrol ettirmeden, tekerleklerdeki hız sensörlerini temizletmeden sakın ola binlerce lirayı gözden çıkarmayın derim.
Bir de şu otomatik devreye girme özelliği var ki, kış aylarında tam bir baş belasına dönüşebiliyor sürücüler için. Sıfırın altındaki derecelerde gece boyunca çekili kalan o elektronik fren, sabah balataların diske yapışmasıyla sonuçlanabiliyor. Arabayı çalıştığı halde kıpırdatamıyorsunuz bir türlü, gaza yüklenseniz arka taraf kalkıyor ama tekerler dönmüyor... Böylesi dondurucu havalarda eğer imkanınız varsa aracın ayarlar menüsünden o otomatik park freni özelliğini geçici olarak kapatmak, arabayı sadece viteste bırakmak en mantıklısı galiba.
Netice itibarıyla teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünse de, eski usul telli el freninin o mekanik ve güven veren hissini bazen aramıyor değil insan. En azından o tık tık sesini duyardık, kolu çekince ne olduğunu bilirdik... Elektronik sistemler tamamen bir bilinmezlik kutusu gibi, ne zaman ne arıza vereceğini kestirmek imkansız. Siz siz olun, o küçük uyarılardan birini gördüğünüzde ihmal etmeyin, aracın periyodik bakımlarında mutlaka park freni kaliperlerinin temizliğini ve yağlanmasını ustadan rica edin.