Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Otoyolda giderken o küçük turuncu motor arıza ışığının birden bire yanması insanın bütün hevesini kaçırır, hele bir de uzun yoldaysanız o an direksiyondaki huzurunuz tamamen uçup gider. Toyota'nın dizel motorlarında, özellikle son yıllarda sıkça karşılaşılan bu tıkanma durumu, aslında motorun kendi kendini koruma ve dışarıya daha az pislik bırakma çabasından başka bir şey değil. Şehir içinde sürekli kısa mesafelerde, dur kalk yaparak araba kullandığınızda, egzozdan atılması gereken o kurum parçacıkları birikmeye başlar ve filtre bir süre sonra nefes alamaz hale gelir.
Egzoz sisteminin içerisindeki o petekli yapı doldukça motorun arkasından siyah bir duman çıkmasa bile içerideki basınç dengesi bozulur, çekişte hissedilir bir düşüş başlar ve araç adeta benzinli bir araba gibi yığılır kalır. Aslında bu durum, motorun sessiz bir çığlığıdır; bana biraz uzun yol ver, biraz yüksek devirde çalışmama izin ver ki içimdeki zehirli artıkları yakıp atabileyim demek ister ama biz çoğunlukla bu işareti yanlış anlarız. Servise koşanlar, ustaya el açanlar çoğunlukla bu filtrenin neden tıklandığını değil de paradan ne kadar çıkacağını düşünür oysa çözüm bazen sadece otobana çıkıp yirmi dakika boyunca vitesi bir küçültüp devirli gitmekten ibarettir.
Rejenerasyon denilen o mucizevi temizlik süreci, motor beyninin egzoz sıcaklığını bilinçli olarak yükseltmesiyle başlar ve filtredeki bütün o katranlaşmış kurumları kül haline getirip dışarı üfler. Tabii bu her zaman o kadar kolay ve pürüzsüz ilerlemez, bazen kurum o kadar çok birikir ki normal sürüş sıcaklığı o pisliği yakmaya yetmez ve araç acil bir şekilde bilgisayara bağlanıp zorunlu temizliğe sokulmak zorunda kalır. Yetkili servislerde ya da iyi bir usta dükkanında yapılan bu bilgisayarlı rejenarasyon işlemi sırasında araba durduğu yerde bağıra bağıra çalışır, egzozdan sıcağın etkisiyle garip kokular yayılır ve insan içten içe motoruna acır ama başka çaresi de kalmaz.
Peki ya bu filtre tamamen ömrünü tamamlarsa, o zaman ne olacak, işte o an işin rengi değişir ve rakamlar cüzdanı epey bir sarsacak seviyelere tırmanır çünkü orijinal bir dizel partikül filtresini değiştirmek neredeyse küçük bir araba parası ödemek gibidir. Piyasada filtreyi içini açıp temizleyenler, iptal edip beyinden silenler var ama bu yöntemler muayeneden geçmeme riskini ve motorun orijinal dengesinin bozulmasını da beraberinde getirir. Kimisi söküp yerine düz boru taktıralım der, kimisi de orijinalinden şaşmayalım diyerek borç harç yeni parça sipariş eder, kararı vermek gerçekten de oldukça zordur.
Aslında dizel araba sahibi olmak biraz da motorun dilinden anlamayı gerektirir, sabahları marşa basıp hemen hareket etmek yerine o yağın dönmesini beklemek, arada bir aracı bağırtarak kullanmak bu arızaların önüne geçmek için altın değerindedir. Şehir içinde tüpgazlı araç gibi dizel araba kullananların bu sorunu yaşaması kaçınılmazdır, çünkü o motorlar ağır işçidir, otobanın tozunu yutmak, uzun yollarda dinlenmek isterler. Belki de arabayı değil, kendi sürüş alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor, ne dersiniz, uzun yola çıkmanın vakti gelmedi mi sizce de.
Egzoz sisteminin içerisindeki o petekli yapı doldukça motorun arkasından siyah bir duman çıkmasa bile içerideki basınç dengesi bozulur, çekişte hissedilir bir düşüş başlar ve araç adeta benzinli bir araba gibi yığılır kalır. Aslında bu durum, motorun sessiz bir çığlığıdır; bana biraz uzun yol ver, biraz yüksek devirde çalışmama izin ver ki içimdeki zehirli artıkları yakıp atabileyim demek ister ama biz çoğunlukla bu işareti yanlış anlarız. Servise koşanlar, ustaya el açanlar çoğunlukla bu filtrenin neden tıklandığını değil de paradan ne kadar çıkacağını düşünür oysa çözüm bazen sadece otobana çıkıp yirmi dakika boyunca vitesi bir küçültüp devirli gitmekten ibarettir.
Rejenerasyon denilen o mucizevi temizlik süreci, motor beyninin egzoz sıcaklığını bilinçli olarak yükseltmesiyle başlar ve filtredeki bütün o katranlaşmış kurumları kül haline getirip dışarı üfler. Tabii bu her zaman o kadar kolay ve pürüzsüz ilerlemez, bazen kurum o kadar çok birikir ki normal sürüş sıcaklığı o pisliği yakmaya yetmez ve araç acil bir şekilde bilgisayara bağlanıp zorunlu temizliğe sokulmak zorunda kalır. Yetkili servislerde ya da iyi bir usta dükkanında yapılan bu bilgisayarlı rejenarasyon işlemi sırasında araba durduğu yerde bağıra bağıra çalışır, egzozdan sıcağın etkisiyle garip kokular yayılır ve insan içten içe motoruna acır ama başka çaresi de kalmaz.
Peki ya bu filtre tamamen ömrünü tamamlarsa, o zaman ne olacak, işte o an işin rengi değişir ve rakamlar cüzdanı epey bir sarsacak seviyelere tırmanır çünkü orijinal bir dizel partikül filtresini değiştirmek neredeyse küçük bir araba parası ödemek gibidir. Piyasada filtreyi içini açıp temizleyenler, iptal edip beyinden silenler var ama bu yöntemler muayeneden geçmeme riskini ve motorun orijinal dengesinin bozulmasını da beraberinde getirir. Kimisi söküp yerine düz boru taktıralım der, kimisi de orijinalinden şaşmayalım diyerek borç harç yeni parça sipariş eder, kararı vermek gerçekten de oldukça zordur.
Aslında dizel araba sahibi olmak biraz da motorun dilinden anlamayı gerektirir, sabahları marşa basıp hemen hareket etmek yerine o yağın dönmesini beklemek, arada bir aracı bağırtarak kullanmak bu arızaların önüne geçmek için altın değerindedir. Şehir içinde tüpgazlı araç gibi dizel araba kullananların bu sorunu yaşaması kaçınılmazdır, çünkü o motorlar ağır işçidir, otobanın tozunu yutmak, uzun yollarda dinlenmek isterler. Belki de arabayı değil, kendi sürüş alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor, ne dersiniz, uzun yola çıkmanın vakti gelmedi mi sizce de.