Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak yaz günlerinde arabaya bindiğinizde o ferahlatıcı soğuk havanın yüzünüze vuracağını hayal ederken kanallardan esen Ilık ve nemsiz bir rüzgarla karşılaşmak tam bir hayal kırıklığıdır değil mi? Peugeot kullanıcılarının yaz aylarında servislerin kapısını en çok çaldığı konulardan biri tam olarak bu klima sisteminin soğutmayı bir anda kesmesi veya yavaş yavaş etkisini kaybetmesidir. Göğüs panelindeki o düğmeye basarsınız, kompresörün devreye girme sesini tık diye duyarsınız ama içeri giren havanın evdeki vantilatörden hiçbir farkı yoktur. İşte bu durum genellikle sistemdeki gazın bir yerlerden firar ettiğinin en net göstergesi olarak karşımıza çıkar. Sistemde gaz kalmadığında ya da basınç kritik bir seviyenin altına düştüğünde araç kendi güvenliği için kompresörü korumaya alır ve soğutmayı tamamen keser... Aslında mantık çok basit, kapalı bir devre var ve bu devrenin içinde sürekli dönen özel bir gaz bulunuyor, o gaz bir şekilde dışarı sızıyorsa klimanın soğutması imkansız hale geliyor.
Peki bu gaz tam olarak nereden sızıyor, neden durup dururken boşalıyor bu meret? Peugeot’ların özellikle ön tamponun hemen arkasına yerleştirilen radyatör, yani kondanser kısmı yoldan sıçrayan ufacık bir taşla bile delebilecek kadar hassas bir yapıya sahiptir. Şehirlerarası yolda giderken öndeki araçtan fırlayan çakıl taşının o minik alüminyum peteklere çarpması, zamanla orada gözle görülmeyecek kadar küçük bir çatlak oluşturur. Sadece taş da değil, kışın yollara dökülen tuzlu sular veya nem yüzünden oluşan korozyon da rekor bağlantılarını, boru ek yerlerini içten içe kemirir. Kimisi zannediyor ki gaz durduk yere biter, gaz durduğu yerde eksilen bir şey değildir dostlar, eğer gaz azaldıysa ortada mutlaka ama mutlaka fiziksel bir kaçak vardır. Hatta bazen torpidonun arkasına gizlenmiş olan o ulaşılması en zor evaporatör bile zamanla çürüyüp içeriye o kendine has hafif ekşimsi kokuyla birlikte gaz salabilir...
Servise gittiğinizde ustaya klimam soğutmuyor dediğiniz an doğrudan gaz basıp sizi göndermeye çalışıyorsa oradan hemen uzaklaşmanızı tavsiye ederim. Kaçağın nereden olduğunu bulmadan, o deliği yamamadan veya ilgili parçayı değiştirmeden sisteme basılan her gram yeni gaz, paranızı doğrudan havaya savurmak demektir. Gerçek bir usta önce sisteme özel bir azot gazı basar, basıncı sabit tutar ve köpükle ya da ultraviyole boyalı gaz yöntemiyle kaçak arar. UV boyalı gazı sisteme basıp aracı birkaç gün kullandırdıktan sonra mor ışıklı gözlükle bakıldığında, sızıntının olduğu yer adeta karanlıkta parlayan bir fosfor gibi kendini belli eder. Bu yöntemi kullanmadan ezbere iş yapanlar yüzünden aynı yaz içinde üç kere klima gazı doldurtan, her seferinde ayrı para ödeyen o kadar çok sürücü gördüm ki... Doğru teşhis koymak işin yüzde seksenidir, gerisi zaten parçayı söp takmaktan ibaret.
Uzun süre klimayı hiç çalıştırmamak da kendi ayağınıza sıkmak gibidir aslında, kışın ortasında kimin aklına gelir ki klimayı açmak? Oysa sistemin içindeki o özel yağ, klima gazı ile birlikte devridaim eder ve kauçuk contaları, oringleri sürekli nemli tutarak kuruyup çatlamalarını engeller. Siz bütün kış boyunca klimayı hiç çalıştırmazsanız, o contalar kurur, büzüşür ve ilkbahar gelip de düğmeye bastığınızda gaz o gevşeyen bağlantılardan süzülüp gider. İster en son model Peugeot kullanın ister yirmi yıllık bir modeli, kışın bile ayda bir iki kez klimayı beş-on dakika çalıştırmak o sızdırmazlık elemanlarının ömrünü uzatır, sistemin nefes almasını sağlar. Bir de araç içindeki o garip tıslama sesine dikkat edin, acemi sürücüler bunu önemsemez ama torpidonun arkasından gelen o sürekli gazlı içecek açma sesi kaçağın ilk ve en belirgin habercisidir.
Sonuçta otomobil bakımı bir bütündür ve klima sistemi de sadece konfor değil, sürüş güvenliği ve dikkat yoğunluğu için hayati önem taşır. Yazın kavurucu sıcağında direksiyon başında terlerken stresi artan bir sürücünün hata yapma riski her zaman daha yüksektir. Aracınızın klima bakımını işinin ehli, elinde doğru ekipmanı olan yerlerde yaptırın, ucuza gaz basan merdiven altı dükkanlardan uzak durun çünkü kalitesiz gaz kompresörü kilitleyip çok daha büyük masraflar açabilir. Bir sorunla karşılaştığınızda ertelemeyin, kaçağı buldurun, parçayı onartın ve soğutmanın keyfini sorunsuz bir şekilde çıkarın... Arabanıza göstereceğiniz küçük bir özen, sıcak yaz yollarında size püfür püfür bir yolculuk olarak geri dönecektir.
Peki bu gaz tam olarak nereden sızıyor, neden durup dururken boşalıyor bu meret? Peugeot’ların özellikle ön tamponun hemen arkasına yerleştirilen radyatör, yani kondanser kısmı yoldan sıçrayan ufacık bir taşla bile delebilecek kadar hassas bir yapıya sahiptir. Şehirlerarası yolda giderken öndeki araçtan fırlayan çakıl taşının o minik alüminyum peteklere çarpması, zamanla orada gözle görülmeyecek kadar küçük bir çatlak oluşturur. Sadece taş da değil, kışın yollara dökülen tuzlu sular veya nem yüzünden oluşan korozyon da rekor bağlantılarını, boru ek yerlerini içten içe kemirir. Kimisi zannediyor ki gaz durduk yere biter, gaz durduğu yerde eksilen bir şey değildir dostlar, eğer gaz azaldıysa ortada mutlaka ama mutlaka fiziksel bir kaçak vardır. Hatta bazen torpidonun arkasına gizlenmiş olan o ulaşılması en zor evaporatör bile zamanla çürüyüp içeriye o kendine has hafif ekşimsi kokuyla birlikte gaz salabilir...
Servise gittiğinizde ustaya klimam soğutmuyor dediğiniz an doğrudan gaz basıp sizi göndermeye çalışıyorsa oradan hemen uzaklaşmanızı tavsiye ederim. Kaçağın nereden olduğunu bulmadan, o deliği yamamadan veya ilgili parçayı değiştirmeden sisteme basılan her gram yeni gaz, paranızı doğrudan havaya savurmak demektir. Gerçek bir usta önce sisteme özel bir azot gazı basar, basıncı sabit tutar ve köpükle ya da ultraviyole boyalı gaz yöntemiyle kaçak arar. UV boyalı gazı sisteme basıp aracı birkaç gün kullandırdıktan sonra mor ışıklı gözlükle bakıldığında, sızıntının olduğu yer adeta karanlıkta parlayan bir fosfor gibi kendini belli eder. Bu yöntemi kullanmadan ezbere iş yapanlar yüzünden aynı yaz içinde üç kere klima gazı doldurtan, her seferinde ayrı para ödeyen o kadar çok sürücü gördüm ki... Doğru teşhis koymak işin yüzde seksenidir, gerisi zaten parçayı söp takmaktan ibaret.
Uzun süre klimayı hiç çalıştırmamak da kendi ayağınıza sıkmak gibidir aslında, kışın ortasında kimin aklına gelir ki klimayı açmak? Oysa sistemin içindeki o özel yağ, klima gazı ile birlikte devridaim eder ve kauçuk contaları, oringleri sürekli nemli tutarak kuruyup çatlamalarını engeller. Siz bütün kış boyunca klimayı hiç çalıştırmazsanız, o contalar kurur, büzüşür ve ilkbahar gelip de düğmeye bastığınızda gaz o gevşeyen bağlantılardan süzülüp gider. İster en son model Peugeot kullanın ister yirmi yıllık bir modeli, kışın bile ayda bir iki kez klimayı beş-on dakika çalıştırmak o sızdırmazlık elemanlarının ömrünü uzatır, sistemin nefes almasını sağlar. Bir de araç içindeki o garip tıslama sesine dikkat edin, acemi sürücüler bunu önemsemez ama torpidonun arkasından gelen o sürekli gazlı içecek açma sesi kaçağın ilk ve en belirgin habercisidir.
Sonuçta otomobil bakımı bir bütündür ve klima sistemi de sadece konfor değil, sürüş güvenliği ve dikkat yoğunluğu için hayati önem taşır. Yazın kavurucu sıcağında direksiyon başında terlerken stresi artan bir sürücünün hata yapma riski her zaman daha yüksektir. Aracınızın klima bakımını işinin ehli, elinde doğru ekipmanı olan yerlerde yaptırın, ucuza gaz basan merdiven altı dükkanlardan uzak durun çünkü kalitesiz gaz kompresörü kilitleyip çok daha büyük masraflar açabilir. Bir sorunla karşılaştığınızda ertelemeyin, kaçağı buldurun, parçayı onartın ve soğutmanın keyfini sorunsuz bir şekilde çıkarın... Arabanıza göstereceğiniz küçük bir özen, sıcak yaz yollarında size püfür püfür bir yolculuk olarak geri dönecektir.