Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dişli kutusunun içindeki o karanlık ve acımasız dünya, fabrikanın sunduğu masalsı broşürlerde asla yer almaz; çünkü gerçek, viskozitesi bozulmuş koyu kıvamlı bir sıvının metal yüzeyleri yavaşça kemirmesiyle başlar.
Yıllardır yollarda gördüğümüz o Alman mühendislik harikası sandığımız makineler, maalesef zamanla kronikleşen bu yağ hıçkırıklarıyla ruhumuzu teslim alıyor.
Kim derdi ki kilometrelerce uzaktaki otobanlarda süzülen o asil hatlar, aslında altındaki karterin içinde dönen binlerce liralık bir ihmal yüzünden hurdaya çıkacak?
Vites kolu birden bire neden o taş gibi sertliğiyle elini paralar, hiç düşündün mü; yoksa şanzımanın kalbi olan o yağ çoktan özelliğini yitirip tortuya mı döndü?
Değişmez denilen ömürlük sıvılara inat, o dişliler her sabah ilk marşta kuru sürtünmenin o korkunç çığlığıyla uyanıyor ve biz bunu sadece sıradan bir soğuk hava meselesi sanıyoruz.
Servislerin eline düşüp "abi normaldir, Opel'in karakteri bu" safsatasına boyun eğdiğimiz sürece, o tork konvertörleri içten içe erimeye mahkumdur.
Aslında yapılması gereken o kadar basitti ki; üç kuruşluk yağ değişimini zamanında yapmak yerine, binlerce liralık tamirat faturalarıyla boğuşmak bizim en büyük çelişkimiz değil mi?
Zaman akıp gidiyor, kilometre saati ilerliyor ve sen o hafif uğultuyu hala müzikle bastırmaya çalışıyorsun...
Metal tozlarıyla dolup taşan o şanzıman beyni bir gün tamamen sessizliğe gömüldüğünde, iş işten çoktan geçmiş olacak.
Yıllardır yollarda gördüğümüz o Alman mühendislik harikası sandığımız makineler, maalesef zamanla kronikleşen bu yağ hıçkırıklarıyla ruhumuzu teslim alıyor.
Kim derdi ki kilometrelerce uzaktaki otobanlarda süzülen o asil hatlar, aslında altındaki karterin içinde dönen binlerce liralık bir ihmal yüzünden hurdaya çıkacak?
Vites kolu birden bire neden o taş gibi sertliğiyle elini paralar, hiç düşündün mü; yoksa şanzımanın kalbi olan o yağ çoktan özelliğini yitirip tortuya mı döndü?
Değişmez denilen ömürlük sıvılara inat, o dişliler her sabah ilk marşta kuru sürtünmenin o korkunç çığlığıyla uyanıyor ve biz bunu sadece sıradan bir soğuk hava meselesi sanıyoruz.
Servislerin eline düşüp "abi normaldir, Opel'in karakteri bu" safsatasına boyun eğdiğimiz sürece, o tork konvertörleri içten içe erimeye mahkumdur.
Aslında yapılması gereken o kadar basitti ki; üç kuruşluk yağ değişimini zamanında yapmak yerine, binlerce liralık tamirat faturalarıyla boğuşmak bizim en büyük çelişkimiz değil mi?
Zaman akıp gidiyor, kilometre saati ilerliyor ve sen o hafif uğultuyu hala müzikle bastırmaya çalışıyorsun...
Metal tozlarıyla dolup taşan o şanzıman beyni bir gün tamamen sessizliğe gömüldüğünde, iş işten çoktan geçmiş olacak.