Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Otomobil endüstrisinin Alman ekolü, her zaman kusursuz mekanik algısıyla zihnimize kazındı; fakat direksiyonuna geçtiğimiz Opel modellerinde durum her zaman bu kadar pürüzsüz ilerlemiyor. Astra’dan Insignia’ya kadar uzanan o geniş yelpazede, bir sabah aniden beliren o meşum "şanzıman arıza lambası" aslında sürpriz değildir, sadece inkâr ettiğimiz bir birikimin dışa vurumudur. Direksiyon başındayken vites geçişlerinde hissettiğiniz o anlık duraksama, o hafif silkelenme var ya... İşte her şey tam olarak öyle başlıyor. Kulak arkası ettiğimiz o küçücük tıkırtı, aslında şanzımanın "ben gidiyorum" deme şeklidir. Bir gün o ses kesilir ama araba da yerinden kıpırdamaz.
Debriyaj pedalının o alışık olduğunuz yumuşaklığını yitirip adeta taş kesilmesi, şehir içi trafiğinde sol ayağınıza kabus yaşatırken aslında mekanik bir feryadı fısıldar size. Manuel vitesli bir Corsa’da ya da Astra’da vitesi ikiye takmaya çalışırken o dişlilerin birbirini kemiren sesi içinizi gıcıklıyorsa, geri sayım başlamış demektir. Dişliler adeta birbirini yer, metal metale sürrtünür... Yağsız kalmış bir mekanizma ya da aşınmış senkromeçler size "buralarda bir şeyler ters gidiyor" diyordur. Sürücü koltuğunda otururken bu uyarıyı alıp da "bir ara baktırırım" demek, cebinizdeki bütçeye bilerek dinamit koymaktan farksızdır. Açık konuşalım, bu aşamada servisin yolunu tutmamak düpedüz yazı tura oynamaktır.
Otomatik vites konforu, özellikle Easytronic veya AT6 şanzımanlarda, bakımsızlık yüzünden bir anda en büyük baş ağrısına dönüşebilir. Gaz pedalına yükleniyorsunuz, motor devri çıldırmış gibi yükseliyor ama araba hızlanmıyor; hani sanki birisi arkadan arabayı tutuyormuş gibi... Motor bağırıyor, devir saati yukarı tırmanıyor fakat o ivmelenmeyi bir türlü yakalayamıyorsunuz. Şanzıman kaçırıyor işte, tork konvertörü ya da kavrama grubu pes etmek üzere. Bu durumu sadece dik yokuşlarda yapıyor diye geçiştirmek, sorunu çözmüyor, sadece kaçınılmaz sonu birkaç hafta erteliyor.
Gösterge panelinde aniden beliren o İngiliz anahtarı sembolü veya "F" harfi, Opel sahiplerinin adeta ortak kabusudur. Beyin, yani o elektro-mekanik ünite, mekanik aksama hükmedemediğini anladığı an sistemi korumaya alır ve aracı güvenli moda sokar. Vitesler kilitlenir, araç üçüncü vitesten yukarı çıkmaz, adeta can çekişir. Neden yapar bunu bir araba? Ya şanzıman yağı aşırı ısınmıştır ya da o çok övülen elektronik beyin (ECU) sinyal akışını kaybetmiştir. Böyle bir anla karşılaştığınızda sağa çekip kontağı kapatıp açmak bazen geçici bir çözüm sunabilir, fakat bu sadece sistemi kandırmaktır; derindeki yara sızlamaya devam eder.
Aracın altından gelen o tuhaf, uğultulu ve sanki bir helikopter pervanesi dönüyormuş hissi veren seslerin sorumlusu tekerlek rulmanı değilse, gözünüzü şanzıman kutusuna çevirmeniz gerekir. Özellikle yüksek hızlarda kulak tırmalayan o metalik senfoni, şanzıman içindeki rulmanların veya dişlilerin ömrünü tamamladığının en net kanıtıdır. Yağsız kalan dişliler yüksek ısı altında ezilir, formunu kaybeder. Aracın altından gelen sesleri müziğin sesini açarak bastırmaya çalışmak, çoğumuzun düştüğü o çocukça hatalardan biridir. Oysa araba sizinle konuşur, lisan-ı hal ile derdini anlatır.
Vites kolunu konuma alırken yaşanan o sertlik, sanki bir engelle karşılaşıyormuş hissi, hidrolik bloktaki tıkanıklıkların habercisidir. Selenoid valfler zamanla biriken metal çapakları yüzünden görevini yapamaz hale gelir, yağ basıncı düşer. Basınç düşerse ne mi olur? Vites geçişleri sarsıntılı olur, arkadan biri size çarpmış gibi vuruntu hissedersiniz. Sabahları soğuk motorla yola çıktığınızda bu sarsıntıları daha çok hissediyorsanız, şanzıman yağınız artık özelliğini yitirmiş, adeta çamura dönmüş demektir. Yağı değiştirmeyi lüks gören zihniyet, günün sonunda komple şanzıman revizyonu faturasıyla yüzleşmek zorunda kalır.
Opel’inizin altında, tam da şanzıman muhafazasının olduğu bölgede gördüğünüz o koyu kırmızı ya da kahverengi yağ damlaları, aslında sistemin kan kaybettiğinin resmidir. Şanzıman keçeleri eskidikçe, sıcağa ve soğuğa maruz kaldıkça çatlar ve içerideki o hayati sıvıyı dışarı sızdırmaya başlar. Eksilen her damla yağ, içerideki sürtünmeyi artırır, ısıyı yükseltir ve aşınmayı hızlandırır. "Altı üstü birkaç damla yağ kaçırıyor" deyip geçmeyin, o yağ bittiğinde o koca mekanizma birbirini eritir. Periyodik bakımlarda sadece motor yağına bakıp şanzımanı unutan usta da, o arabayı süren siz de bu faturaya ortaksınız demektir.
Debriyaj pedalının o alışık olduğunuz yumuşaklığını yitirip adeta taş kesilmesi, şehir içi trafiğinde sol ayağınıza kabus yaşatırken aslında mekanik bir feryadı fısıldar size. Manuel vitesli bir Corsa’da ya da Astra’da vitesi ikiye takmaya çalışırken o dişlilerin birbirini kemiren sesi içinizi gıcıklıyorsa, geri sayım başlamış demektir. Dişliler adeta birbirini yer, metal metale sürrtünür... Yağsız kalmış bir mekanizma ya da aşınmış senkromeçler size "buralarda bir şeyler ters gidiyor" diyordur. Sürücü koltuğunda otururken bu uyarıyı alıp da "bir ara baktırırım" demek, cebinizdeki bütçeye bilerek dinamit koymaktan farksızdır. Açık konuşalım, bu aşamada servisin yolunu tutmamak düpedüz yazı tura oynamaktır.
Otomatik vites konforu, özellikle Easytronic veya AT6 şanzımanlarda, bakımsızlık yüzünden bir anda en büyük baş ağrısına dönüşebilir. Gaz pedalına yükleniyorsunuz, motor devri çıldırmış gibi yükseliyor ama araba hızlanmıyor; hani sanki birisi arkadan arabayı tutuyormuş gibi... Motor bağırıyor, devir saati yukarı tırmanıyor fakat o ivmelenmeyi bir türlü yakalayamıyorsunuz. Şanzıman kaçırıyor işte, tork konvertörü ya da kavrama grubu pes etmek üzere. Bu durumu sadece dik yokuşlarda yapıyor diye geçiştirmek, sorunu çözmüyor, sadece kaçınılmaz sonu birkaç hafta erteliyor.
Gösterge panelinde aniden beliren o İngiliz anahtarı sembolü veya "F" harfi, Opel sahiplerinin adeta ortak kabusudur. Beyin, yani o elektro-mekanik ünite, mekanik aksama hükmedemediğini anladığı an sistemi korumaya alır ve aracı güvenli moda sokar. Vitesler kilitlenir, araç üçüncü vitesten yukarı çıkmaz, adeta can çekişir. Neden yapar bunu bir araba? Ya şanzıman yağı aşırı ısınmıştır ya da o çok övülen elektronik beyin (ECU) sinyal akışını kaybetmiştir. Böyle bir anla karşılaştığınızda sağa çekip kontağı kapatıp açmak bazen geçici bir çözüm sunabilir, fakat bu sadece sistemi kandırmaktır; derindeki yara sızlamaya devam eder.
Aracın altından gelen o tuhaf, uğultulu ve sanki bir helikopter pervanesi dönüyormuş hissi veren seslerin sorumlusu tekerlek rulmanı değilse, gözünüzü şanzıman kutusuna çevirmeniz gerekir. Özellikle yüksek hızlarda kulak tırmalayan o metalik senfoni, şanzıman içindeki rulmanların veya dişlilerin ömrünü tamamladığının en net kanıtıdır. Yağsız kalan dişliler yüksek ısı altında ezilir, formunu kaybeder. Aracın altından gelen sesleri müziğin sesini açarak bastırmaya çalışmak, çoğumuzun düştüğü o çocukça hatalardan biridir. Oysa araba sizinle konuşur, lisan-ı hal ile derdini anlatır.
Vites kolunu konuma alırken yaşanan o sertlik, sanki bir engelle karşılaşıyormuş hissi, hidrolik bloktaki tıkanıklıkların habercisidir. Selenoid valfler zamanla biriken metal çapakları yüzünden görevini yapamaz hale gelir, yağ basıncı düşer. Basınç düşerse ne mi olur? Vites geçişleri sarsıntılı olur, arkadan biri size çarpmış gibi vuruntu hissedersiniz. Sabahları soğuk motorla yola çıktığınızda bu sarsıntıları daha çok hissediyorsanız, şanzıman yağınız artık özelliğini yitirmiş, adeta çamura dönmüş demektir. Yağı değiştirmeyi lüks gören zihniyet, günün sonunda komple şanzıman revizyonu faturasıyla yüzleşmek zorunda kalır.
Opel’inizin altında, tam da şanzıman muhafazasının olduğu bölgede gördüğünüz o koyu kırmızı ya da kahverengi yağ damlaları, aslında sistemin kan kaybettiğinin resmidir. Şanzıman keçeleri eskidikçe, sıcağa ve soğuğa maruz kaldıkça çatlar ve içerideki o hayati sıvıyı dışarı sızdırmaya başlar. Eksilen her damla yağ, içerideki sürtünmeyi artırır, ısıyı yükseltir ve aşınmayı hızlandırır. "Altı üstü birkaç damla yağ kaçırıyor" deyip geçmeyin, o yağ bittiğinde o koca mekanizma birbirini eritir. Periyodik bakımlarda sadece motor yağına bakıp şanzımanı unutan usta da, o arabayı süren siz de bu faturaya ortaksınız demektir.