Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Opel'in gösterge panelinde o kırmızı ya da turuncu ibre birden yükselmeye başladığında insanın yüreği ağzına geliyor doğrusu, hele bir de o lamba yanıp sönmeye durduysa eyvah ki ne eyvah... Motor dediğin narin bir çocuk gibidir aslında, susuz kalmaya, sevgisiz kalmaya hiç gelemez; hele ki sıcak havalarda trafikte tıkış tıkış kalındıysa o su kaynatma lüksü her an kapıdadır. Aslında bu arıza lambası öyle durup dururken yanmaz, sana der ki "Usta ben yoruldum, bir soluklanmama izin ver yoksa kapak yakacağım."
Termostat dediğimiz o minik parça bazen kafasına göre takılır, açılması gereken yerde inatla kapalı kalır ve bütün suyu blokta hapseder; sen de o sırada gaz pedalına basıp gitmeye devam edersin zavallı motor da içten içe pişer adeta. Su eksiltmek bu işin en klasik kancığıdır; radyatörde ufak bir delik, hortumda gözle görülmeyen bir çatlak ya da devirdaim pompasının su kaçırması... İşte bütün mesele o birkaç damla suyun yok olup gitmesinde başlar, motor kurur, hararet fırlar ve lamba o acı gerçeği yüzüne çarpar.
Radyatör peteklerinin arasına doluşan o kadar pislik, çamur, sinek ölüleri havanın içeri girmesini engeller de engeller, sen klima açık ferah ferah giderken kaputun altındaki cehennemden haberin bile olmaz. Fan müşürü bozulduğunda ise işler tamamen sarpa sarar; motor suyu kaynama noktasına gelmiştir ama fan hâlâ uykudadır, dönmek bilmez, o lamba da işte tam o an "uyandırsanıza beni" diye bas bas bağırır. Belki de sadece sigortası atmıştır, kimbilir...
Araba hararet yaptı diye hemen sanayiye koşup binlerce lira bayılmadan önce kaputu açıp şöyle bir bakmak lazım aslında, su var mı su, radyatör kapağı sağlam mı? Sakın ha motor sıcakken o kapağı hemen açayım deme, fışkıran o kaynar su bütün elini yüzünü haşlar, benden söylemesi. Yol kenarına çekip kontağı kapatmadan önce biraz rölantide çalıştırıp kendi kendine soğumasını beklemek en akıllıca iş olur, yoksa aniden duran motor bloğu sıcaktan çatlayıverir da taştan beter olur.
Termostat dediğimiz o minik parça bazen kafasına göre takılır, açılması gereken yerde inatla kapalı kalır ve bütün suyu blokta hapseder; sen de o sırada gaz pedalına basıp gitmeye devam edersin zavallı motor da içten içe pişer adeta. Su eksiltmek bu işin en klasik kancığıdır; radyatörde ufak bir delik, hortumda gözle görülmeyen bir çatlak ya da devirdaim pompasının su kaçırması... İşte bütün mesele o birkaç damla suyun yok olup gitmesinde başlar, motor kurur, hararet fırlar ve lamba o acı gerçeği yüzüne çarpar.
Radyatör peteklerinin arasına doluşan o kadar pislik, çamur, sinek ölüleri havanın içeri girmesini engeller de engeller, sen klima açık ferah ferah giderken kaputun altındaki cehennemden haberin bile olmaz. Fan müşürü bozulduğunda ise işler tamamen sarpa sarar; motor suyu kaynama noktasına gelmiştir ama fan hâlâ uykudadır, dönmek bilmez, o lamba da işte tam o an "uyandırsanıza beni" diye bas bas bağırır. Belki de sadece sigortası atmıştır, kimbilir...
Araba hararet yaptı diye hemen sanayiye koşup binlerce lira bayılmadan önce kaputu açıp şöyle bir bakmak lazım aslında, su var mı su, radyatör kapağı sağlam mı? Sakın ha motor sıcakken o kapağı hemen açayım deme, fışkıran o kaynar su bütün elini yüzünü haşlar, benden söylemesi. Yol kenarına çekip kontağı kapatmadan önce biraz rölantide çalıştırıp kendi kendine soğumasını beklemek en akıllıca iş olur, yoksa aniden duran motor bloğu sıcaktan çatlayıverir da taştan beter olur.