Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Nissan Su Eksiltme Sorunu
Kaputu açtığınızda o genleşme kabındaki pembe ya da yeşil sıvının her seferinde biraz daha aşağıda durması insana garip bir huzursuzluk verir, çünkü bilirsiniz ki kapalı devre çalışan o sistemde bir damla eksilme bile havadan gelmez. Radyatör peteklerinden tutun da kalorifer kazanına kadar uzanan o alüminyum ve plastik labirentte, basınçla sıkışan su kendine mutlaka çatlak bir mazeret arar ve bulur da. Motor sıcakken genleşen suyun yarattığı o muazzam hidrolik baskı, en zayıf halkayı bulup patlatmakta gecikmez; bazen kelepçe yerinden hafifçe kaymıştır, bazen de termostat gövdesinin o plastik kulağı kılcal bir çatlakla pes etmiştir.
Silindir kapak contasının o demirle alüminyum arasındaki incecik flörtü bittiğinde, suyun nereye gittiğini anlamak için arka egzoz borusuna bakmak yeterli olur; sabah ilk marşta atılan o beyaz buhar bulutu bazen sadece nem değil, motorun içine sızan hayat suyunun acı bir itirafıdır. Blokla kapak arasındaki o metalik yüzey binlerce devirlik döngülerde esnerken, cıvataların torku zayıfladığında su yanma odasına sızar ve orada korkunç bir basınçla buharlaşarak yok olur. Kompresyon kaçağının suya karışmasıyla genleşme kabında bubilikler oluşması, ustanın "motoru indiriyoruz" demeden önceki son ve en net uyarısıdır aslında.
Devirdaim pompasının o minik salmastra keçesi ömrünü tamamladığında, suyun oradan dışarı damlaması genellikle siz motoru durdurduktan sonra başlar ve sıcak blokla temas eden o glikol kokusu kaputu açar açmaz genzinizi yakar. Rulman sesinin hafiften hışırtıya dönüştüğü o anlarda, su pompasının mili salgı yapmaya başlamıştır ve o salgı keçeyi parçalayarak bütün soğutma suyunu dışarı fırlatır. Piyasada satılan ucuz yan sanayi devirdaimlerin üzerindeki döküm kanatların zamanla korozyona uğrayıp erimesi, suyun sirkülasyonunu engellediği gibi içerideki basıncı da tehlikeli seviyelere taşır.
Kalorifer peteklerinin göğüslüğün o karanlık ve ücra köşesinde yıllarca neme ve sıcaklığa maruz kalması, bir gün sol ayak paspasınızın altında ıslak ve tatlımsı bir leke olarak karşınıza çıkar; işte o an işin en angarya kısmı başlamıştır. Göğüs sökülecek, o kablo demetleri tek tek ayrılacak, petek değişecek de o plastikler bir daha eskisi gibi çıtırdamadan yerine oturacak mı... Hiç sanmam. Kalorifer kazanı sızıntıları genellikle gözden kaçar çünkü kabin içindeki o hafif buğu, sürücünün klimalı cam zannettiği masum bir detaydan ibaret sanılır ta ki halılar küf kokmaya başlayana kadar.
Genleşme deposu kapağının üzerindeki o minik yaylı supap, sistemin aşırı basınçta patlamasını önlemek için vardır ama o yay zamanla yorulur ve suyu erken kaynatır ya da basıncı tutamayarak buharlaştırır. O yüzden yedek su deposu kapağını orijinalinden başkasıyla değiştirmek, ateşe körükle gitmekten başka bir şey değildir; tazyiki ayarlayamayan yan sanayi kapaklar motoru susuz bırakır. Radyatör kapağındaki o küçük lastik contanın sertleşip işlevini yitirmesi bile tek başına su eksiltme krizine yol açmaya yeter de artar bile.
Yıllarca saf çeşme suyuyla binilmiş bir Nissan motorunun su kanallarında biriken o pas ve kireç tabakası, bloğun soğuma kapasitesini düşürürken cidar kalınlıklarını içeriden kemirerek inceltir. Antifriz sadece kışın su donmasın diye konulan bir kimyasal değil, tam aksine o iç kısımdaki elektrolitik korozyonu durduran mucizevi bir inhibitördür; o yüzden "yaz geldi, suya ne gerek var" mantığıyla yapılan çeşme suyu takviyeleri bloğun ölüm fermanıdır. Alüminyum alaşımlı motor blokları demir motorlar gibi değildir, en ufak bir paslanmada delinir ve o delikler ancak motorun sökülmesiyle tamir edilebilir.
Tüm bu detayları alt alta koyup düşündüğümüzde, Nissan'ın o meşhur su eksiltme hastalığı aslında düzenli kontrol edilmeyen ihmaller zincirinin bir sonucudur ve asla kendiliğinden geçmez. Sabah garajdan çıkmadan önce o bir saniyeliğine kaputu açıp su seviyesine bakmak, ileride binlerce liralık rektifiye masrafından kurtarır insanı; ama nerede... Sürücü genelde hararet ibresi kırmızıya dayanıp o acı ikaz sesi duyulana kadar suyun eksildiğini fark etmez bile.
Kaputu açtığınızda o genleşme kabındaki pembe ya da yeşil sıvının her seferinde biraz daha aşağıda durması insana garip bir huzursuzluk verir, çünkü bilirsiniz ki kapalı devre çalışan o sistemde bir damla eksilme bile havadan gelmez. Radyatör peteklerinden tutun da kalorifer kazanına kadar uzanan o alüminyum ve plastik labirentte, basınçla sıkışan su kendine mutlaka çatlak bir mazeret arar ve bulur da. Motor sıcakken genleşen suyun yarattığı o muazzam hidrolik baskı, en zayıf halkayı bulup patlatmakta gecikmez; bazen kelepçe yerinden hafifçe kaymıştır, bazen de termostat gövdesinin o plastik kulağı kılcal bir çatlakla pes etmiştir.
Silindir kapak contasının o demirle alüminyum arasındaki incecik flörtü bittiğinde, suyun nereye gittiğini anlamak için arka egzoz borusuna bakmak yeterli olur; sabah ilk marşta atılan o beyaz buhar bulutu bazen sadece nem değil, motorun içine sızan hayat suyunun acı bir itirafıdır. Blokla kapak arasındaki o metalik yüzey binlerce devirlik döngülerde esnerken, cıvataların torku zayıfladığında su yanma odasına sızar ve orada korkunç bir basınçla buharlaşarak yok olur. Kompresyon kaçağının suya karışmasıyla genleşme kabında bubilikler oluşması, ustanın "motoru indiriyoruz" demeden önceki son ve en net uyarısıdır aslında.
Devirdaim pompasının o minik salmastra keçesi ömrünü tamamladığında, suyun oradan dışarı damlaması genellikle siz motoru durdurduktan sonra başlar ve sıcak blokla temas eden o glikol kokusu kaputu açar açmaz genzinizi yakar. Rulman sesinin hafiften hışırtıya dönüştüğü o anlarda, su pompasının mili salgı yapmaya başlamıştır ve o salgı keçeyi parçalayarak bütün soğutma suyunu dışarı fırlatır. Piyasada satılan ucuz yan sanayi devirdaimlerin üzerindeki döküm kanatların zamanla korozyona uğrayıp erimesi, suyun sirkülasyonunu engellediği gibi içerideki basıncı da tehlikeli seviyelere taşır.
Kalorifer peteklerinin göğüslüğün o karanlık ve ücra köşesinde yıllarca neme ve sıcaklığa maruz kalması, bir gün sol ayak paspasınızın altında ıslak ve tatlımsı bir leke olarak karşınıza çıkar; işte o an işin en angarya kısmı başlamıştır. Göğüs sökülecek, o kablo demetleri tek tek ayrılacak, petek değişecek de o plastikler bir daha eskisi gibi çıtırdamadan yerine oturacak mı... Hiç sanmam. Kalorifer kazanı sızıntıları genellikle gözden kaçar çünkü kabin içindeki o hafif buğu, sürücünün klimalı cam zannettiği masum bir detaydan ibaret sanılır ta ki halılar küf kokmaya başlayana kadar.
Genleşme deposu kapağının üzerindeki o minik yaylı supap, sistemin aşırı basınçta patlamasını önlemek için vardır ama o yay zamanla yorulur ve suyu erken kaynatır ya da basıncı tutamayarak buharlaştırır. O yüzden yedek su deposu kapağını orijinalinden başkasıyla değiştirmek, ateşe körükle gitmekten başka bir şey değildir; tazyiki ayarlayamayan yan sanayi kapaklar motoru susuz bırakır. Radyatör kapağındaki o küçük lastik contanın sertleşip işlevini yitirmesi bile tek başına su eksiltme krizine yol açmaya yeter de artar bile.
Yıllarca saf çeşme suyuyla binilmiş bir Nissan motorunun su kanallarında biriken o pas ve kireç tabakası, bloğun soğuma kapasitesini düşürürken cidar kalınlıklarını içeriden kemirerek inceltir. Antifriz sadece kışın su donmasın diye konulan bir kimyasal değil, tam aksine o iç kısımdaki elektrolitik korozyonu durduran mucizevi bir inhibitördür; o yüzden "yaz geldi, suya ne gerek var" mantığıyla yapılan çeşme suyu takviyeleri bloğun ölüm fermanıdır. Alüminyum alaşımlı motor blokları demir motorlar gibi değildir, en ufak bir paslanmada delinir ve o delikler ancak motorun sökülmesiyle tamir edilebilir.
Tüm bu detayları alt alta koyup düşündüğümüzde, Nissan'ın o meşhur su eksiltme hastalığı aslında düzenli kontrol edilmeyen ihmaller zincirinin bir sonucudur ve asla kendiliğinden geçmez. Sabah garajdan çıkmadan önce o bir saniyeliğine kaputu açıp su seviyesine bakmak, ileride binlerce liralık rektifiye masrafından kurtarır insanı; ama nerede... Sürücü genelde hararet ibresi kırmızıya dayanıp o acı ikaz sesi duyulana kadar suyun eksildiğini fark etmez bile.