Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Japon mühendisliğinin o soğuk, hesap kitap dolu tünelinden çıkıp bu coğrafyanın tozlu asfaltına çarpan Nissan modelleri, kronikleşen kaprisleriyle uzun süredir garajların en hararetli tartışma masası olmayı sürdürüyor; çünkü hiç kimse kusursuz bir makine satın aldığını zannetmiyorken, servet ödediği metal yığınının durup dururken şanzıman dağıtmasını kabullenmek istemiyor.
CVT şanzımanların özellikle yaz sıcağında acı bir çığlıkla bağırarak kendini korumaya alması, binlerce kilometre yol yapmış sadık kullanıcıları o meşhur acil servis kuyruklarında sabahlatmaya yetiyor da artıyor bile; kimse kusura bakmasın ama bu hassas mühendislik harikası, bizim o sert ve sabırsız sürüş karakterimize hiçbir zaman tam anlamıyla ayak uyduramadı.
Elektronik aksamdaki o esrarengiz karartılar, direksiyon simidinden gelen anlamsız tıkırtılar ve fren pedalının altındaki o güvensizlik hissi, aslında küresel pazarlar için üretilen standartların bizim engebeli yollarımızda nasıl da hızla döküldüğünün en acı, en net ispatıdır...
Yedek parça fiyatlarındaki o insafsız tırmanış ile ustaların elinde derman arayan patlak turbo hortumları birleştiğinde, ruhsat sahibinin yüzündeki o saf heyecan yerini derin bir pişmanlığa bırakıyor; peki ama onca yıllık tecrübe bize ne söylüyor, gerçekten yanlış giden şey parça kalitesi mi yoksa bizim bu arabalara yüklediğimiz o devasa anlamlar mı?
Servet döküp aldığınız o pırıl pırıl SUV’un kaputunun altında yatan narin sensörler her yağmurlu günde arıza lambası yakıyorsa, orada durup inat etmenin de bir alemi yok demektir; zira bazı makineler narin doğmuştur, ne kadar parlatırsanız parlatın bizim bu coğrafyanın vahşi temposunu kaldırmaları imkansızdır ve belki de mesele arızada değil, bizim hala gerçeği kabullenmekten kaçınmamızda...
CVT şanzımanların özellikle yaz sıcağında acı bir çığlıkla bağırarak kendini korumaya alması, binlerce kilometre yol yapmış sadık kullanıcıları o meşhur acil servis kuyruklarında sabahlatmaya yetiyor da artıyor bile; kimse kusura bakmasın ama bu hassas mühendislik harikası, bizim o sert ve sabırsız sürüş karakterimize hiçbir zaman tam anlamıyla ayak uyduramadı.
Elektronik aksamdaki o esrarengiz karartılar, direksiyon simidinden gelen anlamsız tıkırtılar ve fren pedalının altındaki o güvensizlik hissi, aslında küresel pazarlar için üretilen standartların bizim engebeli yollarımızda nasıl da hızla döküldüğünün en acı, en net ispatıdır...
Yedek parça fiyatlarındaki o insafsız tırmanış ile ustaların elinde derman arayan patlak turbo hortumları birleştiğinde, ruhsat sahibinin yüzündeki o saf heyecan yerini derin bir pişmanlığa bırakıyor; peki ama onca yıllık tecrübe bize ne söylüyor, gerçekten yanlış giden şey parça kalitesi mi yoksa bizim bu arabalara yüklediğimiz o devasa anlamlar mı?
Servet döküp aldığınız o pırıl pırıl SUV’un kaputunun altında yatan narin sensörler her yağmurlu günde arıza lambası yakıyorsa, orada durup inat etmenin de bir alemi yok demektir; zira bazı makineler narin doğmuştur, ne kadar parlatırsanız parlatın bizim bu coğrafyanın vahşi temposunu kaldırmaları imkansızdır ve belki de mesele arızada değil, bizim hala gerçeği kabullenmekten kaçınmamızda...