Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar boyunca otomotiv sektörünün kalbinde atan o meraklı gazetecilik reflekslerim, bana bazen sadece teknik verilerin değil, asfaltın üstünde yaşanan gerçek hikayelerin de peşinden gitmem gerektiğini öğretti; çünkü her metal yığını, kaputunun altında insan hayatının izlerini ve beklentilerini taşır.
Yollarda her köşe başında rastladığımız o popüler crossover modelinin kapısını açıp direksiyonuna geçtiğimde, bazen bana sitem eder gibi mırıldanan şanzıman sesini duymamak imkansızdı; özellikle ilk nesillerde CVT şanzımanın o kararsız halleri, şehiriçi sıkışık trafiğinde insanı canından bezdirecek kadar belirgin bir huysuzluk olarak hafızama kazındı.
Elektronik beyinlerin ve sensörlerin hayatımızın merkezine yerleştiği bu modern çağda, Qashqai modelinin de bu karmaşık ağdan bağımsız olmadığını, aksine bazen akünün azizliğine uğrayıp durduk yere hayalet arıza lambaları yakarak sürücüsünü nasıl bir kabusa sürüklediğini bizzat yaşayanlardan dinledim... ya da bazen sadece bir sigorta temassızlığı yüzünden günlerce servis yollarını aşındıranları.
Süspansiyon sisteminin o Almanvari sertliği ile Fransızvari yumuşaklığı arasında bocalayan karakteri, bozuk yollardan geçerken gelen o esrarengiz gıcırtılarla birleşince, insan ister istemez "acaba yine neresinden ses gelecek" diye düşünmeden edemiyor; nitekim ön takımdan gelen o tokurtular, bu otomobilin en sadık ama bir o kadar da dertli dostu olmuştur hep.
Dizel motorların o uzun yoldaki can yoldaşlığına diyecek tek bir sözüm olamaz elbette, fakat enjektörlerin zamanla karbon biriktirmesi ve EGR valfinin tıkanması gibi can sıkıcı detaylar, masum bir sabah marşında çıkan siyah dumanla birleştiğinde cüzdanınızda açtığı yarayı uzun süre unutamazsınız... yani o parlak krom detayların altındaki paslı gerçeklerle yüzleşmek pek de kolay olmuyor.
Kabin içindeki o plastik aksamın sıcak yaz günlerinde genleşip sanki sizinle konuşuyormuşçasına tıkırtılar çıkarması, sürüş keyfini gölgeleyen küçük ama can sıkıcı detaylar bütünüdür; bazen direksiyon simidinden gelen o minik soyulmalar bile aslında otomobilin sizden ne kadar çok şey talep ettiğinin sessiz bir kanıtıdır.
Bütün bu yaşananları alt alta koyup bir bilanço çıkardığımda, Nissan Qashqai denilen bu popüler makinenin aslında kusursuz bir mühendislik harikası değil, tam aksine törpülenmesi gereken törpülenmiş huyları olan, kaprisli ama bir o kadar da vazgeçilmez bir şehir dervişi olduğunu fark ediyorum; çünkü aşk ile mantık arasında gidip gelen her otomobil sahibi gibi, onun da kusurlarını bilerek bağlanmak gerek.
Yollarda her köşe başında rastladığımız o popüler crossover modelinin kapısını açıp direksiyonuna geçtiğimde, bazen bana sitem eder gibi mırıldanan şanzıman sesini duymamak imkansızdı; özellikle ilk nesillerde CVT şanzımanın o kararsız halleri, şehiriçi sıkışık trafiğinde insanı canından bezdirecek kadar belirgin bir huysuzluk olarak hafızama kazındı.
Elektronik beyinlerin ve sensörlerin hayatımızın merkezine yerleştiği bu modern çağda, Qashqai modelinin de bu karmaşık ağdan bağımsız olmadığını, aksine bazen akünün azizliğine uğrayıp durduk yere hayalet arıza lambaları yakarak sürücüsünü nasıl bir kabusa sürüklediğini bizzat yaşayanlardan dinledim... ya da bazen sadece bir sigorta temassızlığı yüzünden günlerce servis yollarını aşındıranları.
Süspansiyon sisteminin o Almanvari sertliği ile Fransızvari yumuşaklığı arasında bocalayan karakteri, bozuk yollardan geçerken gelen o esrarengiz gıcırtılarla birleşince, insan ister istemez "acaba yine neresinden ses gelecek" diye düşünmeden edemiyor; nitekim ön takımdan gelen o tokurtular, bu otomobilin en sadık ama bir o kadar da dertli dostu olmuştur hep.
Dizel motorların o uzun yoldaki can yoldaşlığına diyecek tek bir sözüm olamaz elbette, fakat enjektörlerin zamanla karbon biriktirmesi ve EGR valfinin tıkanması gibi can sıkıcı detaylar, masum bir sabah marşında çıkan siyah dumanla birleştiğinde cüzdanınızda açtığı yarayı uzun süre unutamazsınız... yani o parlak krom detayların altındaki paslı gerçeklerle yüzleşmek pek de kolay olmuyor.
Kabin içindeki o plastik aksamın sıcak yaz günlerinde genleşip sanki sizinle konuşuyormuşçasına tıkırtılar çıkarması, sürüş keyfini gölgeleyen küçük ama can sıkıcı detaylar bütünüdür; bazen direksiyon simidinden gelen o minik soyulmalar bile aslında otomobilin sizden ne kadar çok şey talep ettiğinin sessiz bir kanıtıdır.
Bütün bu yaşananları alt alta koyup bir bilanço çıkardığımda, Nissan Qashqai denilen bu popüler makinenin aslında kusursuz bir mühendislik harikası değil, tam aksine törpülenmesi gereken törpülenmiş huyları olan, kaprisli ama bir o kadar da vazgeçilmez bir şehir dervişi olduğunu fark ediyorum; çünkü aşk ile mantık arasında gidip gelen her otomobil sahibi gibi, onun da kusurlarını bilerek bağlanmak gerek.