Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sene bin dokuz yüz doksan altı, gazetenin garajında nöbetçi olduğum sıcak bir temmuz akşamı, yaşlı bir ustamız vardı; "Araba dediğin yürümekten değil, durmaktan ve temassızlıktan ölür" derdi ki haklılığını yıllar sonra kendi aracımla yolda kaldığımda anladım. Bir gün kontağı çevirirsiniz, gösterge panelindeki ışıklar cıvıl cıvıl yanar, radyo çalmaya başlar ama o marşa bastığınız an tık diye bir ses gelir ve kalakalırsınız... Sürücülerin kahir ekseriyeti hemen akünün bittiğini sanıp panikler, komşudan takviye kablosu arar veya marş dinamosunun kömürlerinin bittiğine hükmedip sanayinin yolunu tutar; oysa ki sorun çoğu zaman ne aküdedir ne de o pahalı marş motorunda. Şasi temassızlığı dediğimiz o sinsi meret, gövde ile motor arasındaki elektrik köprüsünü korozyonla, paslanmayla veya ufak bir gevşemeyle kestiğinde bütün sistem kilitlenir. Akünün eksi kutbundan çıkıp aracın metal karoserine ve oradan da motor bloğuna iletilen o devasa akım, aradaki bağlantı noktası oksitlendiği için marş motoruna ulaşamaz. Elektrik var sanırsınız, amper yetersiz kalır...
Peki ama o kutup başları pırıl pırıl görünürken bu iletkenlik kaybı nasıl gerçekleşiyor, hiç düşündünüz mü? Zamanla motor bölmesindeki aşırı sıcaklık değişimleri, yoldan sıçrayan tuzlu sular, yağ sızıntıları ve hatta aracın kendi titreşimi, şase kablosunun motor bloğuna bağlandığı o somunlu bölgede gözle görülmeyen bir kireçlenme, hafif bir pas tabakası oluşturur. Sürücü koltuğunda otururken marşa bastığınızda marş motoru sizden anlık olarak yüz elli, belki iki yüz amperlik devasa bir güç talep eder; karosere bağlı olan o zayıflamış şase noktası ise bu yüksek akımı geçirecek genişlikte bir kapı sunamaz. Sonuç mu? Tık tık eden bir röle sesi, zayıfça dönmeye çalışan ve gücü yetmeyen bir marş ve sizin sinir krizinin eşiğine gelmeniz... Bir kontrol kalemiyle veya multimetreyle baksanız voltajı on iki volt görürsünüz belki ama iş yük altına girmeye geldiğinde o voltaj bir anda sekizlere, yedilere düşüverir. İşin garip tarafı, Bazen bir iki saat bekleyip motor soğuyunca veya şans eseri aracı biraz sallayınca o temassızlık anlık olarak düzelir ve araba hiçbir şey olmamış gibi tek tıkta çalışır, sizi de iyice delirtir.
Sanayiye gittiğinizde bazı acemi ustaların hemen "Marş motorunu sökeceğiz, kömür değişecek, kollektör torna edilecek" diye söze başlamasına sakın kanmayın, cebinizi yaktırmadan önce basit bir test yapmayı öğrenmeniz gerek. Yanınızda kalın bir takviye kablosu varsa eğer, bu kablonun bir ucunu akünün eksi kutbuna, diğer ucunu ise doğrudan motorun metal, boyasız bir yerine sıkıca kıstırın... Evet, sadece bu kadar... Şimdi geçin direksiyona ve kontağı çevirin; eğer araba canavar gibi tek seferde marş alıyorsa, müjde, marş motorunuz sapasağlam demektir! Sorun tamamen o birkaç liralık şase kablosunda, daha doğrusu o kablonun metalle temas ettiği yüzeyin kirlenmesinde saklıdır. Yılların tecrübesiyle sabittir ki, boşu boşuna marş söküm işçiliği ödeyen, revizyona bir kucak dolusu para kaptıran yüzlerce sürücü sadece bu basit kontrolü yapmadığı için mağdur olmuştur.
Çözüm aslında bir zımpara kağıdı ve biraz gres yağından ibaret kadar basit görünse de sabır isteyen bir temizlik sürecidir. Aracın altındaki veya motor takozunun yanındaki o kalın siyah şase kablosunu tespit edip somununu gevşetmek, kablo ucundaki pabuçları ve bağlandığı metal yüzeyi parlayana kadar zımparalamak gerekir. O oksit tabakasını, kararmayı çelik fırçayla tamamen kazımadığınız sürece istediğiniz kadar sıfır akü takın, o marş yine nazlı dönecektir. Temizliği yapıp somunu iyice sıktıktan sonra üzerine süreceğiniz hafif bir vazelin veya kutup başı gresi, nemin ve havanın o metalle tekrar temas etmesini engelleyerek sizi yıllarca bu dertten korur. Arabanın dilinden anlamak biraz da bu küçük detayları bilmekten geçiyor; bütçenizi korumak, yollarda rezil olmamak ve o marşın o anlık nazlanışına boyun eğmemek için...
Peki ama o kutup başları pırıl pırıl görünürken bu iletkenlik kaybı nasıl gerçekleşiyor, hiç düşündünüz mü? Zamanla motor bölmesindeki aşırı sıcaklık değişimleri, yoldan sıçrayan tuzlu sular, yağ sızıntıları ve hatta aracın kendi titreşimi, şase kablosunun motor bloğuna bağlandığı o somunlu bölgede gözle görülmeyen bir kireçlenme, hafif bir pas tabakası oluşturur. Sürücü koltuğunda otururken marşa bastığınızda marş motoru sizden anlık olarak yüz elli, belki iki yüz amperlik devasa bir güç talep eder; karosere bağlı olan o zayıflamış şase noktası ise bu yüksek akımı geçirecek genişlikte bir kapı sunamaz. Sonuç mu? Tık tık eden bir röle sesi, zayıfça dönmeye çalışan ve gücü yetmeyen bir marş ve sizin sinir krizinin eşiğine gelmeniz... Bir kontrol kalemiyle veya multimetreyle baksanız voltajı on iki volt görürsünüz belki ama iş yük altına girmeye geldiğinde o voltaj bir anda sekizlere, yedilere düşüverir. İşin garip tarafı, Bazen bir iki saat bekleyip motor soğuyunca veya şans eseri aracı biraz sallayınca o temassızlık anlık olarak düzelir ve araba hiçbir şey olmamış gibi tek tıkta çalışır, sizi de iyice delirtir.
Sanayiye gittiğinizde bazı acemi ustaların hemen "Marş motorunu sökeceğiz, kömür değişecek, kollektör torna edilecek" diye söze başlamasına sakın kanmayın, cebinizi yaktırmadan önce basit bir test yapmayı öğrenmeniz gerek. Yanınızda kalın bir takviye kablosu varsa eğer, bu kablonun bir ucunu akünün eksi kutbuna, diğer ucunu ise doğrudan motorun metal, boyasız bir yerine sıkıca kıstırın... Evet, sadece bu kadar... Şimdi geçin direksiyona ve kontağı çevirin; eğer araba canavar gibi tek seferde marş alıyorsa, müjde, marş motorunuz sapasağlam demektir! Sorun tamamen o birkaç liralık şase kablosunda, daha doğrusu o kablonun metalle temas ettiği yüzeyin kirlenmesinde saklıdır. Yılların tecrübesiyle sabittir ki, boşu boşuna marş söküm işçiliği ödeyen, revizyona bir kucak dolusu para kaptıran yüzlerce sürücü sadece bu basit kontrolü yapmadığı için mağdur olmuştur.
Çözüm aslında bir zımpara kağıdı ve biraz gres yağından ibaret kadar basit görünse de sabır isteyen bir temizlik sürecidir. Aracın altındaki veya motor takozunun yanındaki o kalın siyah şase kablosunu tespit edip somununu gevşetmek, kablo ucundaki pabuçları ve bağlandığı metal yüzeyi parlayana kadar zımparalamak gerekir. O oksit tabakasını, kararmayı çelik fırçayla tamamen kazımadığınız sürece istediğiniz kadar sıfır akü takın, o marş yine nazlı dönecektir. Temizliği yapıp somunu iyice sıktıktan sonra üzerine süreceğiniz hafif bir vazelin veya kutup başı gresi, nemin ve havanın o metalle tekrar temas etmesini engelleyerek sizi yıllarca bu dertten korur. Arabanın dilinden anlamak biraz da bu küçük detayları bilmekten geçiyor; bütçenizi korumak, yollarda rezil olmamak ve o marşın o anlık nazlanışına boyun eğmemek için...