Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah evden çıkmışsın, işe yetişme telaşı kapıda, anahtarı çeviriyorsun ama o motor bir türlü homurdanmıyor. Dakikalarca marşa basmak, o akünün canını okumak çoğumuzun kaderi haline geldi maalesef. Özellikle gazlı araba kullananların kışın ya da sabah ilk çalıştırmada yaşadığı bu çile, aslında göründüğünden çok daha derin mevzulara işaret ediyor. İnsan hayret ediyor; yahu bu araba akşam tıkır tıkır çalışıyordu, gece ne değişti de şimdi naz yapıyor?
LPG regülatörünün içindeki o küçücük diyafram var ya, işte bütün numara bazen oradan patlak veriyor. Akşam arabayı stop edip eve çıktığında, o sızdıran diyafram yüzünden manifoldun içi usul usul gazla doluyor. Sabah marşa bastığında motor neye uğradığını şaşırıyor; içeride hem benzin var hem de geceden sızan LPG. Motor resmen boğuluyor, zengin karışımdan nefes alamaz hale geliyor... Kurumuş kalmış, ömrünü tamamlamış bir regülatör contası işte insanı böyle yollarda rezil rüsa eder.
Benzin sistemini tamamen unutup sadece gaza abanmak da bu işin başka bir cilvesi. Depoda aylarca bekleyen o benzin, özelliğini yitirip resmen vernik gibi katılaşmaya başlıyor zamanla. Enjektörlerin uçları tıkanıyor, yakıt pompası yeterli basıncı üretemez hale geliyor. Araba ilk çalıştırmada mecburen benzin aradığı için, o bayatlamış yakıtı motora gönderene kadar canın çıkıyor haliyle. Depoyu çeyreğin altına düşürmemek, arada bir sadece benzinle otobana çıkıp motorun ciğerini açmak lazım.
Isı sensörü denilen o ufak parça arızalandığında da beyin afallıyor, motorun kaç derece olduğunu bir türlü kestiremiyor. Sabahın köründe motor buz gibiyken, sensör beyne "buralar yanıyor" diye yanlış sinyal gönderirse ne olur? Bilgisayar içeriye az yakıt gönderir, sen de kontağı çevirir çevirir durursun. Bazen ufacık bir kablo gevşekliği, bazen de ömrü bitmiş bir sensör insanı sanayi yollarına düşürür işte.
Ateşleme sistemindeki en ufak bir zayıflık, LPG’li araçta kendini iki katı daha fazla belli eder. Benzinde belli belirsiz çalışan o eski bujiler, iş gaza geldiğinde havlu atıverir hemen. Gazın yanma sıcaklığı ve yapısı farklı olduğundan, bobinin ve buji kablolarının kusursuz bir performans göstermesi şart. Eğer o kıvılcım zayıf kalıyorsa, motorun ilk ateşlemeyi alması uzadıkça uzar. İki kuruş kâr edeceğiz diye buji değişimini geciktirmek, sabahları o soğuk koltukta ekstra on dakika oturmak demek.
Ustaya gidip "abi bu araba geç çalışıyor" dediğinde hemen regülatör değişelim derlerse, durup bir düşünmek gerek. Bazen sorun sadece LPG ayarının kaçmasından, haritanın bozulmasından ibaret olabiliyor zira. Yol ayarı yapılmamış, bilgisayara bağlanıp düzgünce kalibre edilmemiş bir sistem, aracın kendi benzin haritasını da zamanla altüst ediyor. Sonra araba sabahları kendi dilini unutmuş gibi şaşkın şaşkın dönüyor marşta.
Çözüm aslında göründüğü kadar karmaşık veya ulaşılamaz değil, sadece doğru teşhis koymakta yatıyor mesele. Akşamdan LPG tankının üzerindeki vanayı kapatıp sabah öyle çalıştırmayı denemek mesela, çok basit ama hayat kurtaran bir testtir. Eğer vana kapalıyken araba tek marşta alıyorsa, bil ki suçlu kesinlikle regülatörün ta kendisi. Sorunu uzağında arama, araba sana neresinin ağrıdığını aslında o uzun marş sesleriyle anlatmaya çalışıyor...
LPG regülatörünün içindeki o küçücük diyafram var ya, işte bütün numara bazen oradan patlak veriyor. Akşam arabayı stop edip eve çıktığında, o sızdıran diyafram yüzünden manifoldun içi usul usul gazla doluyor. Sabah marşa bastığında motor neye uğradığını şaşırıyor; içeride hem benzin var hem de geceden sızan LPG. Motor resmen boğuluyor, zengin karışımdan nefes alamaz hale geliyor... Kurumuş kalmış, ömrünü tamamlamış bir regülatör contası işte insanı böyle yollarda rezil rüsa eder.
Benzin sistemini tamamen unutup sadece gaza abanmak da bu işin başka bir cilvesi. Depoda aylarca bekleyen o benzin, özelliğini yitirip resmen vernik gibi katılaşmaya başlıyor zamanla. Enjektörlerin uçları tıkanıyor, yakıt pompası yeterli basıncı üretemez hale geliyor. Araba ilk çalıştırmada mecburen benzin aradığı için, o bayatlamış yakıtı motora gönderene kadar canın çıkıyor haliyle. Depoyu çeyreğin altına düşürmemek, arada bir sadece benzinle otobana çıkıp motorun ciğerini açmak lazım.
Isı sensörü denilen o ufak parça arızalandığında da beyin afallıyor, motorun kaç derece olduğunu bir türlü kestiremiyor. Sabahın köründe motor buz gibiyken, sensör beyne "buralar yanıyor" diye yanlış sinyal gönderirse ne olur? Bilgisayar içeriye az yakıt gönderir, sen de kontağı çevirir çevirir durursun. Bazen ufacık bir kablo gevşekliği, bazen de ömrü bitmiş bir sensör insanı sanayi yollarına düşürür işte.
Ateşleme sistemindeki en ufak bir zayıflık, LPG’li araçta kendini iki katı daha fazla belli eder. Benzinde belli belirsiz çalışan o eski bujiler, iş gaza geldiğinde havlu atıverir hemen. Gazın yanma sıcaklığı ve yapısı farklı olduğundan, bobinin ve buji kablolarının kusursuz bir performans göstermesi şart. Eğer o kıvılcım zayıf kalıyorsa, motorun ilk ateşlemeyi alması uzadıkça uzar. İki kuruş kâr edeceğiz diye buji değişimini geciktirmek, sabahları o soğuk koltukta ekstra on dakika oturmak demek.
Ustaya gidip "abi bu araba geç çalışıyor" dediğinde hemen regülatör değişelim derlerse, durup bir düşünmek gerek. Bazen sorun sadece LPG ayarının kaçmasından, haritanın bozulmasından ibaret olabiliyor zira. Yol ayarı yapılmamış, bilgisayara bağlanıp düzgünce kalibre edilmemiş bir sistem, aracın kendi benzin haritasını da zamanla altüst ediyor. Sonra araba sabahları kendi dilini unutmuş gibi şaşkın şaşkın dönüyor marşta.
Çözüm aslında göründüğü kadar karmaşık veya ulaşılamaz değil, sadece doğru teşhis koymakta yatıyor mesele. Akşamdan LPG tankının üzerindeki vanayı kapatıp sabah öyle çalıştırmayı denemek mesela, çok basit ama hayat kurtaran bir testtir. Eğer vana kapalıyken araba tek marşta alıyorsa, bil ki suçlu kesinlikle regülatörün ta kendisi. Sorunu uzağında arama, araba sana neresinin ağrıdığını aslında o uzun marş sesleriyle anlatmaya çalışıyor...