Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak bir yaz gününde aniden duran bir klimanın yarattığı o sessizlik kadar sinir bozucu az şey vardır. Pano kapağını açıp atık şalteri gördüğünüzde sorunun basit bir elektik kesintisi olduğunu sanmak ise tam bir illüzyondur. Yılların tecrübesiyle sabittir ki; o küçük şalter aslında cihazın size attığı son çığlık, sistemin kendi canını kurtarma çabasıdır. Israrla yukarı kaldırdığınız her sigorta, maliyeti katlanan bir kompresör felaketine biraz daha yaklaşmak demektir... Anlamak gerekir ki sorun cereyanda değil, cihazın ciğerindedir.
Cihazın ilk kalkış anında ihtiyaç duyduğu o devasa güç hamlesi, zayıf bir elektrik altyapısını anında felç edebilir. İnanılmaz bir enerji çekişi yaşanır o birkaç saniyede. Eski gazetecilik reflekslerimle tahlil ettiğimde görüyorum ki; kullanıcıların büyük çoğunluğu klimanın nominal harcamasıyla kalkış akımı (inrush current) arasındaki o muazzam farkı tamamen göz ardı ediyor. C tipi yavaş atan sigorta yerine evde ne varsa onu takmak mı? İşte tam bu noktada sistem kendi kendini sabote etmeye başlar.
Elektrik tesisatındaki gevşek bir klemens vidası, koca bir iklimlendirme sistemini çöp etmeye yeter de artar bile. Ark yapar, ısınır, direnç üretir ve nihayetinde o kaçınılmaz son gerçekleşir. Kablo kesitlerinin yetersizliği ile voltaj dalgalanmalarının yarattığı o tehlikeli bileşim, klimanın elektronik kartını adeta ağır ağır zehirler. Bazen küçük bir klemens gevşekliği, bazen de yıpranmış bir kablo... Sonuç değişmez; panoda bir tık sesi ve buz gibi kalakalan bir oda.
Kompresör kondansatörü değer kaybettiğinde cihaz kalkış yapamaz, dönmeye çabaladıkça aşırı akım çeker ve gücü yetmediği an sigortayı patlatır. Birçok kişi arızayı şalterde arayadursun, asıl kilitlenme mekanik aksamda çoktan gerçekleşmiştir bile. Yıpranmış bir kapasitör, motorun ihtiyacı olan o ilk hareketi veremez. Vermeyince ne olur? Akım tavan yapar, koruma devresi anında müdahale eder.
Yazın kavurucu sıcaklarında dış ünitenin direkt güneş altında adeta kavrulması, termik korumayı tetikleyen en büyük gizli etkendir. Fan motoru dönmekte zorlanır, gaz basıncı tehlikeli seviyelere tırmanır, kompresör nefessiz kalır. Cihaz soğutamadıkça yükü artar; yükü arttıkça panoyu zorlar. Dış üniteyi bir fırının içine koyup sonra da verim bekleyemezsiniz ki...
Panodaki sigortayı sürekli yukarı kaldırıp şansınızı zorlamak yerine bir pensampermetre ile çekilen akımı ölçmek, sizi binlerce liralık masraftan kurtaracak tek mantıklı hamledir. Kulaktan dolma bilgilerle şalter amperini büyütmek ise evi riske atmakla eşdeğerdir. Doğru teşhis, her zaman yanlış müdahaleden ucuzdur. Bırakın o şalter atan haliyle kalsın; ta ki uzmanı gelip sorunun kökenine inene kadar...
Cihazın ilk kalkış anında ihtiyaç duyduğu o devasa güç hamlesi, zayıf bir elektrik altyapısını anında felç edebilir. İnanılmaz bir enerji çekişi yaşanır o birkaç saniyede. Eski gazetecilik reflekslerimle tahlil ettiğimde görüyorum ki; kullanıcıların büyük çoğunluğu klimanın nominal harcamasıyla kalkış akımı (inrush current) arasındaki o muazzam farkı tamamen göz ardı ediyor. C tipi yavaş atan sigorta yerine evde ne varsa onu takmak mı? İşte tam bu noktada sistem kendi kendini sabote etmeye başlar.
Elektrik tesisatındaki gevşek bir klemens vidası, koca bir iklimlendirme sistemini çöp etmeye yeter de artar bile. Ark yapar, ısınır, direnç üretir ve nihayetinde o kaçınılmaz son gerçekleşir. Kablo kesitlerinin yetersizliği ile voltaj dalgalanmalarının yarattığı o tehlikeli bileşim, klimanın elektronik kartını adeta ağır ağır zehirler. Bazen küçük bir klemens gevşekliği, bazen de yıpranmış bir kablo... Sonuç değişmez; panoda bir tık sesi ve buz gibi kalakalan bir oda.
Kompresör kondansatörü değer kaybettiğinde cihaz kalkış yapamaz, dönmeye çabaladıkça aşırı akım çeker ve gücü yetmediği an sigortayı patlatır. Birçok kişi arızayı şalterde arayadursun, asıl kilitlenme mekanik aksamda çoktan gerçekleşmiştir bile. Yıpranmış bir kapasitör, motorun ihtiyacı olan o ilk hareketi veremez. Vermeyince ne olur? Akım tavan yapar, koruma devresi anında müdahale eder.
Yazın kavurucu sıcaklarında dış ünitenin direkt güneş altında adeta kavrulması, termik korumayı tetikleyen en büyük gizli etkendir. Fan motoru dönmekte zorlanır, gaz basıncı tehlikeli seviyelere tırmanır, kompresör nefessiz kalır. Cihaz soğutamadıkça yükü artar; yükü arttıkça panoyu zorlar. Dış üniteyi bir fırının içine koyup sonra da verim bekleyemezsiniz ki...
Panodaki sigortayı sürekli yukarı kaldırıp şansınızı zorlamak yerine bir pensampermetre ile çekilen akımı ölçmek, sizi binlerce liralık masraftan kurtaracak tek mantıklı hamledir. Kulaktan dolma bilgilerle şalter amperini büyütmek ise evi riske atmakla eşdeğerdir. Doğru teşhis, her zaman yanlış müdahaleden ucuzdur. Bırakın o şalter atan haliyle kalsın; ta ki uzmanı gelip sorunun kökenine inene kadar...