Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yazın o sıcağında arabaya binip klimayı açtığınızda yüzünüze vuran o ılık hava var ya... İşte o an insanın canı falan sıkılmıyor, bayağı siniri tepesine sıçrıyor. Usta "gazı kaçmış" deyip iki dakikada gazı basıyor, cebinizden parayı alıyor ama iki hafta sonra aynı hikaye baştan başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz internette küçük bir şişe sıvı satıyorlar: Klima gazı kaçak önleyici. Kimse kusura bakmasın ama mucize bekleyen düş kırıklığına uğrar, net. Sistemde kocaman bir delik varsa, o kapağın altındaki kimyasal ne yapsın?
Sorunun özü aslında tamamen kimyada gizli; bu katkılar havayla ya da nemle temas ettiği an sertleşen bir mantıkla çalışıyor. Gaz borudan sızarken dışarıdaki nemle buluşuyor, orada minik bir tıkaç oluşturuyor falan... Kulağa muazzam geliyor değil mi? Fakat o kimyasal sistemin içinde dolaşırken nemle karşılaşırsa ne olacak? Kompresörü kitleyip birkaç bin liralık masrafı kucağınıza bıraktığında iş işten geçmiş oluyor. Bazen küçücük bir sızıntıyı tıkıyor, hakkını yemeyelim... Ama çoğu zaman içeride pıhtılaşan bir damar gibi bütün sistemi felç ediyor.
Sanayiye gidip bu ürünü sorduğunuzda ustaların ikiye bölündüğünü göreceksiniz. Biri "sakın ha, sistemi mahvedersin" derken, diğeri "dene abi ne kaybedersin" diyecek. Kaybedeceğiniz şey doğrudan kompresörün kendisi olabilir aslında. Kararı verirken risk analizini iyi yapmak lazım. Yani micro düzeydeki kılcal sızıntılar için belki, belki bir şans verilebilir... Ama gözle görülen, fısır fısır öten bir kaçak varsa o şişeye yatıracağınız paraya yazık.
Geçici çözümlere bel bağlamak insanı en beklenmedik anda yarı yolda bırakır. Sıcak bir yaz gününde uzun yola çıkarken "nasıl olsa katkı attım" rahatlığıyla yola düşersiniz de... Yolda o klima tıkandığı zaman sıcaklık arabanın içinde elli dereceyi bulur. Arabanın içinde çocuk ağlar, siz ter içinde kalırsınız, sonra o kaçak önleyiciye verdiğiniz her kuruşa lanet edersiniz. Ustaya gidip kaçak tespit cihazıyla nokta atışı yeri buldurmak varken neden böyle bir kumar oynanasın ki?
Sistemin çalışma mantığını bir düşünün; yüksek basınç altında sürekli dönen bir gaz ve yağ karışımı var. İçine attığınız her yabancı madde, fabrikanın koyduğu o hassas dengeyi bozma potansiyeline sahip. Yağlama özelliğini azaltıyor bazıları, kompresörün içindeki parçaları aşındırmaya başlıyor. Aşınan metal tozları bu sefer sistemi tıkıyor... Kısacası küçük bir deliği kapatayım derken kendi elinizle daha büyük bir delik açıyorsunuz cebinizde.
Peki hiç mi işe yaramaz bu meret? Hakkını yemeyelim, hortum birleşim yerlerindeki o gözle görülmeyen O-ring contaları besleyip yumuşatan türleri var. Contalar kuruduğu için kaçıran sistemlerde bazen iş çözüyor, yalan yok. Ama metal borudaki bir çatlağı, taş çarpmasıyla delinen radyatörü tıkamasını beklemek hayalperestlik olur. Doğru teşhis koymadan ilaç kullanmaya benziyor bu iş.
Günün sonunda karar tamamen sizin bütçenize ve risk iştahınıza kalmış. Arabayı satmak üzeresinizdir, günü kurtarsın dersiniz, atarsınız içine... Ama uzun yıllar bineceğiniz, gözünüz gibi baktığınız bir araçsa değmez. Gidin adamakıllı azot bassınlar sisteme, kaçağın yerini köpükle ya da ultraviyole boyayla bulsunlar. Parçayı kaynaklatın ya da değiştirin, kafanız rahat etsin. Kısayollar her zaman en uzun yoldur...
Sorunun özü aslında tamamen kimyada gizli; bu katkılar havayla ya da nemle temas ettiği an sertleşen bir mantıkla çalışıyor. Gaz borudan sızarken dışarıdaki nemle buluşuyor, orada minik bir tıkaç oluşturuyor falan... Kulağa muazzam geliyor değil mi? Fakat o kimyasal sistemin içinde dolaşırken nemle karşılaşırsa ne olacak? Kompresörü kitleyip birkaç bin liralık masrafı kucağınıza bıraktığında iş işten geçmiş oluyor. Bazen küçücük bir sızıntıyı tıkıyor, hakkını yemeyelim... Ama çoğu zaman içeride pıhtılaşan bir damar gibi bütün sistemi felç ediyor.
Sanayiye gidip bu ürünü sorduğunuzda ustaların ikiye bölündüğünü göreceksiniz. Biri "sakın ha, sistemi mahvedersin" derken, diğeri "dene abi ne kaybedersin" diyecek. Kaybedeceğiniz şey doğrudan kompresörün kendisi olabilir aslında. Kararı verirken risk analizini iyi yapmak lazım. Yani micro düzeydeki kılcal sızıntılar için belki, belki bir şans verilebilir... Ama gözle görülen, fısır fısır öten bir kaçak varsa o şişeye yatıracağınız paraya yazık.
Geçici çözümlere bel bağlamak insanı en beklenmedik anda yarı yolda bırakır. Sıcak bir yaz gününde uzun yola çıkarken "nasıl olsa katkı attım" rahatlığıyla yola düşersiniz de... Yolda o klima tıkandığı zaman sıcaklık arabanın içinde elli dereceyi bulur. Arabanın içinde çocuk ağlar, siz ter içinde kalırsınız, sonra o kaçak önleyiciye verdiğiniz her kuruşa lanet edersiniz. Ustaya gidip kaçak tespit cihazıyla nokta atışı yeri buldurmak varken neden böyle bir kumar oynanasın ki?
Sistemin çalışma mantığını bir düşünün; yüksek basınç altında sürekli dönen bir gaz ve yağ karışımı var. İçine attığınız her yabancı madde, fabrikanın koyduğu o hassas dengeyi bozma potansiyeline sahip. Yağlama özelliğini azaltıyor bazıları, kompresörün içindeki parçaları aşındırmaya başlıyor. Aşınan metal tozları bu sefer sistemi tıkıyor... Kısacası küçük bir deliği kapatayım derken kendi elinizle daha büyük bir delik açıyorsunuz cebinizde.
Peki hiç mi işe yaramaz bu meret? Hakkını yemeyelim, hortum birleşim yerlerindeki o gözle görülmeyen O-ring contaları besleyip yumuşatan türleri var. Contalar kuruduğu için kaçıran sistemlerde bazen iş çözüyor, yalan yok. Ama metal borudaki bir çatlağı, taş çarpmasıyla delinen radyatörü tıkamasını beklemek hayalperestlik olur. Doğru teşhis koymadan ilaç kullanmaya benziyor bu iş.
Günün sonunda karar tamamen sizin bütçenize ve risk iştahınıza kalmış. Arabayı satmak üzeresinizdir, günü kurtarsın dersiniz, atarsınız içine... Ama uzun yıllar bineceğiniz, gözünüz gibi baktığınız bir araçsa değmez. Gidin adamakıllı azot bassınlar sisteme, kaçağın yerini köpükle ya da ultraviyole boyayla bulsunlar. Parçayı kaynaklatın ya da değiştirin, kafanız rahat etsin. Kısayollar her zaman en uzun yoldur...