Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yazın o en kavurucu gününde klimayı açıp da karşında sadece ılık bir rüzgar bulmak kadar can sıkıcı çok az şey var. Neyse ki çoğunlukla felaket bir motor arızasıyla değil, tamamen o meşhur soğutucu gazın azalmasıyla karşı karşıyayız. Çoğu insan cihazın içini açıp bakamayacağı için çaresiz hisseder ama durum hiç de öyle karmaşık değil... Aslında sistemin size verdiği küçük ipuçlarını okumayı öğrendiğinizde, ustanın yolunu gözlemeden önce durumu kendiniz şıp diye çözebilirsiniz.
Boruların üzerinde beliren o minik buz kristalleri asla tesadüf değildir. Gaz seviyesi düştüğünde sistem içindeki basınç çakılır ve evaporatör dediğimiz o iç ünite petekleri donmaya başlar. Bir bakmışsınız klimanız soğutmak bir yana, dışarıya kar yağdırıyor! İşte bu nokta, klimanın "benim nefesim tükendi" deme şeklidir.
Kendi kendinize gaz seviyesini anlamanın en kestirme yolu, klimanın dışarıya attığı havaya elinizi uzatmaktır. Normal çalışan bir cihaz dış ünite fanından buram buram sıcak hava üflemeli; çünkü içerideki ısıyı emip dışarıya kusuyor. Ama fanın attığı hava ılık, hatta serinse... Anlayın ki içeride o ısıyı taşıyacak yeterli gaz kalmamış.
Kompresörün o tanıdık, ritmik tıkırtısı bir anda kesilip cihaz sürekli yüksek devirde bağırmaya başladıysa durup bir düşünmek lazım. Gaz azaldıkça sistem istenen dereceye ulaşmak için kendini yırtar, kompresör durmaksızın çalışır. Hem cebinizi yakan devasa bir elektrik faturasıyla baş başa kalırsınız hem de o canım motoru kendi ellerinizle yakarsınız. Yani gaz eksikliği sadece serinliğinizi değil, doğrudan cüzdanınızı da hedefe koyar.
Basınç göstergesini (yani manifold setini) vanaya bağladığınız an, sistemin bütün ciğeri gözünüzün önüne serilir. R410A mı kullanıyorsunuz yoksa yeni nesil R32 mi? Çalışır vaziyetteki cihazda alçak basınç tarafının ideal değerlerin altına sarktığını görüyorsanız, teşhis kesinleşmiştir. İşte kesin ölçüm tam olarak bu iki vananın arasında gerçekleşir, gerisi sadece tahmindir.
Sadece "gaz bastıralım geçer" demek, delik kovaya sürekli su doldurmaktan farksızdır. Çünkü klima gazı dediğimiz şey öyle benzin gibi çalışan, kullandıkça biten bir yakıt türü değil... Sistemin bir yerinde kaçak yoksa o gaz onlarca yıl cihazın içinde dairesel bir tur atar durur. Eksilme varsa, kesinlikle bir bağlantı rekorunda veya kılcal boruda sızıntı vardır; o deliği kapatmadan basılan her gram gaz paranızı sokağa atmaktır.
Biraz köpüklü su ve eski bir fırça, bazen en pahalı dedektörden daha çok iş görür. Boru birleşim yerlerine sürdüğünüz o sabunlu su balonck çıkarmaya başladıysa, kaçak kendini açık etmiş demektir. Sızıntıyı bulup lehimlemeden ya da rekoru sıkıştırmadan gaz takviyesine geçmek... Tam anlamıyla paranoyakça bir döngüye girmektir.
Boruların üzerinde beliren o minik buz kristalleri asla tesadüf değildir. Gaz seviyesi düştüğünde sistem içindeki basınç çakılır ve evaporatör dediğimiz o iç ünite petekleri donmaya başlar. Bir bakmışsınız klimanız soğutmak bir yana, dışarıya kar yağdırıyor! İşte bu nokta, klimanın "benim nefesim tükendi" deme şeklidir.
Kendi kendinize gaz seviyesini anlamanın en kestirme yolu, klimanın dışarıya attığı havaya elinizi uzatmaktır. Normal çalışan bir cihaz dış ünite fanından buram buram sıcak hava üflemeli; çünkü içerideki ısıyı emip dışarıya kusuyor. Ama fanın attığı hava ılık, hatta serinse... Anlayın ki içeride o ısıyı taşıyacak yeterli gaz kalmamış.
Kompresörün o tanıdık, ritmik tıkırtısı bir anda kesilip cihaz sürekli yüksek devirde bağırmaya başladıysa durup bir düşünmek lazım. Gaz azaldıkça sistem istenen dereceye ulaşmak için kendini yırtar, kompresör durmaksızın çalışır. Hem cebinizi yakan devasa bir elektrik faturasıyla baş başa kalırsınız hem de o canım motoru kendi ellerinizle yakarsınız. Yani gaz eksikliği sadece serinliğinizi değil, doğrudan cüzdanınızı da hedefe koyar.
Basınç göstergesini (yani manifold setini) vanaya bağladığınız an, sistemin bütün ciğeri gözünüzün önüne serilir. R410A mı kullanıyorsunuz yoksa yeni nesil R32 mi? Çalışır vaziyetteki cihazda alçak basınç tarafının ideal değerlerin altına sarktığını görüyorsanız, teşhis kesinleşmiştir. İşte kesin ölçüm tam olarak bu iki vananın arasında gerçekleşir, gerisi sadece tahmindir.
Sadece "gaz bastıralım geçer" demek, delik kovaya sürekli su doldurmaktan farksızdır. Çünkü klima gazı dediğimiz şey öyle benzin gibi çalışan, kullandıkça biten bir yakıt türü değil... Sistemin bir yerinde kaçak yoksa o gaz onlarca yıl cihazın içinde dairesel bir tur atar durur. Eksilme varsa, kesinlikle bir bağlantı rekorunda veya kılcal boruda sızıntı vardır; o deliği kapatmadan basılan her gram gaz paranızı sokağa atmaktır.
Biraz köpüklü su ve eski bir fırça, bazen en pahalı dedektörden daha çok iş görür. Boru birleşim yerlerine sürdüğünüz o sabunlu su balonck çıkarmaya başladıysa, kaçak kendini açık etmiş demektir. Sızıntıyı bulup lehimlemeden ya da rekoru sıkıştırmadan gaz takviyesine geçmek... Tam anlamıyla paranoyakça bir döngüye girmektir.