Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yılların getirdiği o tuhaf otomotiv tecrübesi bana şunu öğretti ki, bir araba bazen insan gibi susar susar, en kritik anda öyle bir sinyal verir ki neye uğradığını şaşırırsın. Özellikle Honda gibi mühendisliği hataya pek izin vermeyen makinelerde, işin içine soğutma sistemi girdiğinde mesele sadece bir fan motorunun dönmesinden ibaret olmaktan çıkar. Gösterge panelindeki o küçük ibre normalin biraz üzerine tırmandığında, aslında kaputun altındaki karmaşık dengenin bozulmaya başladığını hissetmek gerekir; tabii o an fark edebilirsen.
Müşteriler genellikle servise geldiklerinde radyatör fanının hiç çalışmadığından yakınırlar ama işin aslı motor suyunun kaynamaya yüz tuttuğu o dehşet anında ortaya çıkar. Fan müşüründen tutun da sigorta kutusundaki o görünmez paslanmalara kadar giden süreç, aslında sabırlı bir detektif gibi adım adım takip edilmeyi bekler. Bazen sadece küçük bir temassızlık yüzünden binlerce liralık masraf çıkacak diye ödün kopar, halbuki çözmek o kadar basittir ki insan kendi kendine hayret eder.
Sıcak bir yaz gününde sıkışık trafikte dur kalk yaparken motorun sesinin birden değiştiğini fark edenler bilir o hafif panik halini; radyatör fanı o devirde devreye girmezse ne olur aceba? İşte tam o saniyelerde kaputtan gelen o hafif buhar kokusu ve genleşme kabındaki suyun kaynama sesi, arabanın size adeta imdat çağrısıdır. Bu tip durumlarda hemen sağa çekip kontağı kapatmak yerine, fanın sigortasını veya rölesini kontrol etmek hayat kurtarır; tabi elini yakmayı göze alabilirsen.
Japon mühendislerinin tasarladığı o kusursuz görünen elektrik tesisatı bile zamanla Türkiye'nin o tozlu ve rutubetli yollarında yenik düşebiliyor; yani demem o ki hiçbir parça ömürlük değildir. Fan motorunun kömürlerinin bitmesi ya da pervaneyi döndüren soketlerin oksitlenmesi öyle bir günde olmuyor tabii, yılların birikimiyle sessizce büyüyen bir arıza silsilesi bu. Usta koltuğuna oturup marşa bastığımda motorun o ilk çalışmasındaki tınıdan bile su pompasının ya da fanın durumunu sezinleyebiliyorum artık; ne de olsaeyvallahı olmayan makinelerdir bunlar.
Eğer sizin de elinizin altında böyle sadık bir Honda varsa ve fanın açıp kapama sürelerinde en ufak bir dengesizlik seziyorsanız, sakın ertelemeyin derim ben. Yarın öbürgün silindir kapak contası yaktığınızda o
Müşteriler genellikle servise geldiklerinde radyatör fanının hiç çalışmadığından yakınırlar ama işin aslı motor suyunun kaynamaya yüz tuttuğu o dehşet anında ortaya çıkar. Fan müşüründen tutun da sigorta kutusundaki o görünmez paslanmalara kadar giden süreç, aslında sabırlı bir detektif gibi adım adım takip edilmeyi bekler. Bazen sadece küçük bir temassızlık yüzünden binlerce liralık masraf çıkacak diye ödün kopar, halbuki çözmek o kadar basittir ki insan kendi kendine hayret eder.
Sıcak bir yaz gününde sıkışık trafikte dur kalk yaparken motorun sesinin birden değiştiğini fark edenler bilir o hafif panik halini; radyatör fanı o devirde devreye girmezse ne olur aceba? İşte tam o saniyelerde kaputtan gelen o hafif buhar kokusu ve genleşme kabındaki suyun kaynama sesi, arabanın size adeta imdat çağrısıdır. Bu tip durumlarda hemen sağa çekip kontağı kapatmak yerine, fanın sigortasını veya rölesini kontrol etmek hayat kurtarır; tabi elini yakmayı göze alabilirsen.
Japon mühendislerinin tasarladığı o kusursuz görünen elektrik tesisatı bile zamanla Türkiye'nin o tozlu ve rutubetli yollarında yenik düşebiliyor; yani demem o ki hiçbir parça ömürlük değildir. Fan motorunun kömürlerinin bitmesi ya da pervaneyi döndüren soketlerin oksitlenmesi öyle bir günde olmuyor tabii, yılların birikimiyle sessizce büyüyen bir arıza silsilesi bu. Usta koltuğuna oturup marşa bastığımda motorun o ilk çalışmasındaki tınıdan bile su pompasının ya da fanın durumunu sezinleyebiliyorum artık; ne de olsaeyvallahı olmayan makinelerdir bunlar.
Eğer sizin de elinizin altında böyle sadık bir Honda varsa ve fanın açıp kapama sürelerinde en ufak bir dengesizlik seziyorsanız, sakın ertelemeyin derim ben. Yarın öbürgün silindir kapak contası yaktığınızda o