Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Honda sahiplerinin kaputu açtıklarında karşılaştıkları o hafif buhar kokusu bazen sıradan bir günün en huzursuz anına dönüşebilir, insan o an sadece motorun sesini dinlemek ister ama radyatörün su eksilttiğini fark etmek bütün o sürüş keyfini sessizce alıp götürür uzağa.
Yıllar geçtikçe motor sıcaklığının o metal petekleri nasıl yorduğunu düşünmek lazım, plastik yan kapakların o sürekli genleşme ve büzülme döngüsüne daha ne kadar dayanabileceğini kestirmek inanın hiç de zor değil aslında.
Sıcak bir yaz öğleden sonrasında trafikte sıkışıp kalmışken birden ibrenin kırmızıya doğru o tehlikeli tırmanışını izlemek ne kadar acı vericidir bilir misiniz, sanki araba size küsmüş gibi yavaşça kenara çekilmenizi söyler adeta.
Peteklerin arasına doluşan minik taş parçaları veya ezilmiş yapraklar zamanla soğutma sıvısının geçişini engeller, bazen fark etmeden o küçük detaylar büyük masrafların kapısını aralar da insan neye uğradığını şaşırır birden.
Fan müşirinin o sıcaklığı zamanında algılayamaması motoru adeta sessiz bir ateşe atar, radyatör pervanesinin dönmediğini o fan sesinin yokluğundan anlamak her sürücünün tecrübe ettiği ama kimsenin hatırlamak istemediği o tuhaf anlardan biridir.
Soğutma suyuna yanlışlıkla eklenen o ucuz antifrizler veya saf su yerine konulan musluk suları metalin içten içe çürümesine yol açar, paslanmış bir radyatör peteği içeriden dışarıya doğru nefes almaya çalışırken aslında kendi sonunu hazırlıyordur çoktan.
Aracın altındaki o yeşilimsi ya da pembemsi tatlımsı kokulu damlaları ilk gördüğünüzde içten gelen o "Eyvah!" hissi var ya, işte o his bütün bakım masraflarının özetidir aslında, radyatör alt tapasından mı sızdırıyor yoksa petek delindi mi diye düşünür durur insan.
Uzun yolda yüksek devirde sessizce süzülürken suyun eksildiğini anlamamak motoru ele almanın en kısa yoludur, bazen göstergeye bakmayı unutur da insan, o radyatörün içindeki sessiz susuzluğu ancak yatak saran motorun o acı sesiyle fark eder maalesef.
Eski bir ustaya sorsanız bu işin sırrı zamanında değişen antifrizdedir der, kimisi petek temizliğine inanır kimisi ise doğrudan değişim şart diye tutturur, arabanızla baş başa kaldığınız o sessiz garaj akşamlarında bu detayları düşünmek belki de en iyisidir.
Yıllar geçtikçe motor sıcaklığının o metal petekleri nasıl yorduğunu düşünmek lazım, plastik yan kapakların o sürekli genleşme ve büzülme döngüsüne daha ne kadar dayanabileceğini kestirmek inanın hiç de zor değil aslında.
Sıcak bir yaz öğleden sonrasında trafikte sıkışıp kalmışken birden ibrenin kırmızıya doğru o tehlikeli tırmanışını izlemek ne kadar acı vericidir bilir misiniz, sanki araba size küsmüş gibi yavaşça kenara çekilmenizi söyler adeta.
Peteklerin arasına doluşan minik taş parçaları veya ezilmiş yapraklar zamanla soğutma sıvısının geçişini engeller, bazen fark etmeden o küçük detaylar büyük masrafların kapısını aralar da insan neye uğradığını şaşırır birden.
Fan müşirinin o sıcaklığı zamanında algılayamaması motoru adeta sessiz bir ateşe atar, radyatör pervanesinin dönmediğini o fan sesinin yokluğundan anlamak her sürücünün tecrübe ettiği ama kimsenin hatırlamak istemediği o tuhaf anlardan biridir.
Soğutma suyuna yanlışlıkla eklenen o ucuz antifrizler veya saf su yerine konulan musluk suları metalin içten içe çürümesine yol açar, paslanmış bir radyatör peteği içeriden dışarıya doğru nefes almaya çalışırken aslında kendi sonunu hazırlıyordur çoktan.
Aracın altındaki o yeşilimsi ya da pembemsi tatlımsı kokulu damlaları ilk gördüğünüzde içten gelen o "Eyvah!" hissi var ya, işte o his bütün bakım masraflarının özetidir aslında, radyatör alt tapasından mı sızdırıyor yoksa petek delindi mi diye düşünür durur insan.
Uzun yolda yüksek devirde sessizce süzülürken suyun eksildiğini anlamamak motoru ele almanın en kısa yoludur, bazen göstergeye bakmayı unutur da insan, o radyatörün içindeki sessiz susuzluğu ancak yatak saran motorun o acı sesiyle fark eder maalesef.
Eski bir ustaya sorsanız bu işin sırrı zamanında değişen antifrizdedir der, kimisi petek temizliğine inanır kimisi ise doğrudan değişim şart diye tutturur, arabanızla baş başa kaldığınız o sessiz garaj akşamlarında bu detayları düşünmek belki de en iyisidir.