Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Hararet sensörü arızası dediğin şey otoyolun ortasında aniden kalmana benzer; öyle uzaktan uzağa sinyal vermez, doğrudan çarpar. Göstergedeki o inatçı ibre bir sabah bakarsın yerinden oynamıyor ya da kontak açar açmaz kırmızı çizgiye yapışıyor. İşte o an içerideki soğutma suyunun kaynayıp kaynamadığını değil, sensörün beyne yalan söylediğini fark edersin... Aslında motor taş gibi soğuktur ama sensör kafasına göre alarm üretir. Bu deli fişek parça bozulduğunda motorun dengesi altüst olur.
Yolda giderken araba durduk yere tekleme yapıyorsa, rölanti devri sanki biri gaza basıp çekiyormuş gibi zıplıyorsa mesele netleşmeye başlar. Yakıt tüketimi inanılmaz bir ivmeyle tırmanır; egzozdan gelen o çiğ benzin kokusu burnunun direğini sızlatır... Bilgisayara bağlatınca usta "sensör arızalı" der geçer ama o ana kadar cebinden çıkan paranın hesabını kimse vermez. Zaten araba zengin karışımla çalışmaya başladığı an egzoz emisyonu da çöker.
Fan hiç durmadan çalışıyorsa, kontak kapandıktan sonra bile kaputun altında jet havalanıyormuş gibi uğultu kopuyorsa uyanık olacaksın. Beyin, sensörden sıcaklık verisi alamayınca motoru korumak için fana sürekli "son gaz dön" emri verir... Aküyü bitirene kadar susmaz o fan. Halbuki radyatörün yüzeyi el yakmayacak kadar ılıktır; yani ortada tehlikeli bir durum yoktur, sadece sensörün hafızası silinmiştir.
Sabahları buz gibi havada marşa basarsın, araba sanki kırk yıllık emektar gibi üç silindir çalışır, gaz yemez, boğulur. Motorun beyni sensörden gelen "hava sıfır derece" bilgisi yerine "motor kızgın" sinyalini alınca enjektörlere yanlış miktarda yakıt gönderir... Isınana kadar çekilen o eziyet insanı çileden çıkarır. Tekrar tekrar marş basarsın, marş motoru tık eder kalır.
Motor suyu eksilmediği halde genleşme kabında acayip bir basınç dalgalanması görüyorsan, hararet müşürünün kabloları erimeye yüz tutmuştur. Plastik aksam zamanla ısıya yenik düşer, soketlerin içindeki o pirinç tırnaklar oksitlenir ve temassızlık başlar... Basit bir kablo temassızlığı yüzünden motoru sıfırlamak zorunda kalanlar var. Görünmeyen detaylar her zaman en pahalı faturaları keser.
Arabanın gidişinde bir hantallık, yokuşlarda bayılma hissi varsa bu parça sessizce ömrünü tamamlıyordur. Motoru koruma moduna alır araç, devir saatini sınırlar, sollamaya çıkarken insanı yarı yolda bırakır... Güvenli sürüş falan kalmaz ortada. Değiştirmesi yirmi dakika sürer ama o yirmi dakikaya gelene kadar harcanan sinir ve yakıt parası insanın cebini deler geçer.
Yolda giderken araba durduk yere tekleme yapıyorsa, rölanti devri sanki biri gaza basıp çekiyormuş gibi zıplıyorsa mesele netleşmeye başlar. Yakıt tüketimi inanılmaz bir ivmeyle tırmanır; egzozdan gelen o çiğ benzin kokusu burnunun direğini sızlatır... Bilgisayara bağlatınca usta "sensör arızalı" der geçer ama o ana kadar cebinden çıkan paranın hesabını kimse vermez. Zaten araba zengin karışımla çalışmaya başladığı an egzoz emisyonu da çöker.
Fan hiç durmadan çalışıyorsa, kontak kapandıktan sonra bile kaputun altında jet havalanıyormuş gibi uğultu kopuyorsa uyanık olacaksın. Beyin, sensörden sıcaklık verisi alamayınca motoru korumak için fana sürekli "son gaz dön" emri verir... Aküyü bitirene kadar susmaz o fan. Halbuki radyatörün yüzeyi el yakmayacak kadar ılıktır; yani ortada tehlikeli bir durum yoktur, sadece sensörün hafızası silinmiştir.
Sabahları buz gibi havada marşa basarsın, araba sanki kırk yıllık emektar gibi üç silindir çalışır, gaz yemez, boğulur. Motorun beyni sensörden gelen "hava sıfır derece" bilgisi yerine "motor kızgın" sinyalini alınca enjektörlere yanlış miktarda yakıt gönderir... Isınana kadar çekilen o eziyet insanı çileden çıkarır. Tekrar tekrar marş basarsın, marş motoru tık eder kalır.
Motor suyu eksilmediği halde genleşme kabında acayip bir basınç dalgalanması görüyorsan, hararet müşürünün kabloları erimeye yüz tutmuştur. Plastik aksam zamanla ısıya yenik düşer, soketlerin içindeki o pirinç tırnaklar oksitlenir ve temassızlık başlar... Basit bir kablo temassızlığı yüzünden motoru sıfırlamak zorunda kalanlar var. Görünmeyen detaylar her zaman en pahalı faturaları keser.
Arabanın gidişinde bir hantallık, yokuşlarda bayılma hissi varsa bu parça sessizce ömrünü tamamlıyordur. Motoru koruma moduna alır araç, devir saatini sınırlar, sollamaya çıkarken insanı yarı yolda bırakır... Güvenli sürüş falan kalmaz ortada. Değiştirmesi yirmi dakika sürer ama o yirmi dakikaya gelene kadar harcanan sinir ve yakıt parası insanın cebini deler geçer.