Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyona geçtiğinde o minik ibrenin kırmızıya doğru süzüldüğünü görmek, her sürücünün kalbine güm diye oturan o gizli korkudur. Otobanda akıp giderken ya da tam da sıcağın alnında trafikte kalakalmışken göğsünde beliren o hafif sızı var ya... İşte o an arabanız size fısıldamayı bırakıp bağırmaya başlamıştır. Motor dediğin şey neticede binlerce patlamayla çalışan devasa bir metal yığını ve soğuyamazsa, kendi kendini eritmeye niyetlenir.
Termostat denilen o küçük ama kilit parça takılıp kaldığında, dünyadan haberiniz olmadan yola devam ettiğinizi sanırsınız. Devirdaim pompası suyu içeriye basmayı bıraktı mı, motorun kalbinde sıcaklık saniyeler içinde tavan yapar... Yapar çünkü içeride dönmeyen su, hiçbir işe yaramayan ölü bir sıvıdan farksızdır. Bir bakmışsınız kaputun altından beyaz dumanlar yükseliyor, bir bakmışsınız yol kenarında çekici bekliyorsunuz.
Radyatörün önü yaprakla, çamurla ya da yılların biriktirdiği pislikle dolmuşsa motor nasıl nefes alsın? Soğutma fanı tam da ihtiyaç duyduğun o kritik anda devreye girmezse, o sıcaklık durduğu yerde durmaz, tırmanır. Bazen de sorun küçücük bir hortum çatlağındadır; antifriz sinsice sızar, eksilir ve sistem kuraklıktan kavrulmaya başlar. Suyu biten motor, çölün ortasında susuz kalmış bir gezginden farksızdır neticede.
Gösterge kırmızıyı teğet geçtiği an yapacağınız en büyük çılgınlık, panikle kontağı pat diye kapatmaktır. Sağ salim kenara çekip aracı rölantide çalıştırmak, kaloriferi sonuna kadar sıcak konumda açmak... Evet, pişeceksiniz belki ama motorun içindeki o hapsedilmiş devasa ısıyı kabine çekip makineyi kurtaracaksınız. Ha bir de sakın ha sakın, o kızgın radyatör kapağını aniden açmaya kalkmayın; yüzünüze püskürecek kaynar suyun şakası yoktur.
Sanayiye her uğradığında "abi buna su eklesek yeter" diyen o ustaları dinlemeyi bırakmanın vakti geldi de geçiyor bile. Sadece saf su koymak motorun içini günden güne çürütür, paslandırır, kanallarını tıkar. Doğru oranda antifriz kullanmak bir tercih değil, o metal yığınından uzun yıllar verim alabilmenin tek yoludur. Arabanın dilinden anlamak, göstergedeki o küçük uyarılara zamanında kulak vermek sizi binlerce liralık ağır motor masraflarından tereyağından kıl çeker gibi kurtarır.
Termostat denilen o küçük ama kilit parça takılıp kaldığında, dünyadan haberiniz olmadan yola devam ettiğinizi sanırsınız. Devirdaim pompası suyu içeriye basmayı bıraktı mı, motorun kalbinde sıcaklık saniyeler içinde tavan yapar... Yapar çünkü içeride dönmeyen su, hiçbir işe yaramayan ölü bir sıvıdan farksızdır. Bir bakmışsınız kaputun altından beyaz dumanlar yükseliyor, bir bakmışsınız yol kenarında çekici bekliyorsunuz.
Radyatörün önü yaprakla, çamurla ya da yılların biriktirdiği pislikle dolmuşsa motor nasıl nefes alsın? Soğutma fanı tam da ihtiyaç duyduğun o kritik anda devreye girmezse, o sıcaklık durduğu yerde durmaz, tırmanır. Bazen de sorun küçücük bir hortum çatlağındadır; antifriz sinsice sızar, eksilir ve sistem kuraklıktan kavrulmaya başlar. Suyu biten motor, çölün ortasında susuz kalmış bir gezginden farksızdır neticede.
Gösterge kırmızıyı teğet geçtiği an yapacağınız en büyük çılgınlık, panikle kontağı pat diye kapatmaktır. Sağ salim kenara çekip aracı rölantide çalıştırmak, kaloriferi sonuna kadar sıcak konumda açmak... Evet, pişeceksiniz belki ama motorun içindeki o hapsedilmiş devasa ısıyı kabine çekip makineyi kurtaracaksınız. Ha bir de sakın ha sakın, o kızgın radyatör kapağını aniden açmaya kalkmayın; yüzünüze püskürecek kaynar suyun şakası yoktur.
Sanayiye her uğradığında "abi buna su eklesek yeter" diyen o ustaları dinlemeyi bırakmanın vakti geldi de geçiyor bile. Sadece saf su koymak motorun içini günden güne çürütür, paslandırır, kanallarını tıkar. Doğru oranda antifriz kullanmak bir tercih değil, o metal yığınından uzun yıllar verim alabilmenin tek yoludur. Arabanın dilinden anlamak, göstergedeki o küçük uyarılara zamanında kulak vermek sizi binlerce liralık ağır motor masraflarından tereyağından kıl çeker gibi kurtarır.