Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyon başındayken gözünüzün ucuyla panele çarpan o kırmızı ibrenin yukarı doğru sinsice tırmanması, her sürücünün içini amansız bir ürpertiyle kaplamaya yeter. Yol kendi havasında akıp giderken, motor kaputunun altında bir yerlerde işlerin çığırından çıktığını fısıldayan o minik gösterge, aslında size çok net bir yardım çığlığı atıyordur. Hararet çizgisi normal seviyeyi aşıp da tehlike bölgesine göz kırpmaya başladığı an, yapılacak ilk ve en hayati hamle motoru daha fazla zorlamadan, trafiği de tehlikeye atmayacak güvenli bir cebe arabayı hemen çekmektir. Sağa yanaşırken panik yapıp kontağı çat diye kapatmak, dönmekte olan fanı ve devirdaimi aniden durduracağı için içeride hapsolan ısıyı daha da tırmandırabilir; bu yüzden aracı rölantide çalışır vaziyette bırakıp kaloriferi en sıcak ayara getirmek, motorun yükünü hafifletmek adına yapılabilecek en akıllıca ilk yardım müdahalesidir. Kaloriferi sonuna kadar açıp içeriyi adeta bir saunaya çevirmek kulağa çılgınca gelebilir ama o an içerideki radyatör, motor blokundaki fazla ısıyı emerek dışarı atmak için adeta bir can simidi görevi görür.
Gözünüzü o ibreden ayıramıyorken, kaputun altından yükselen dumanları ya da genleşme kavanozundan gelen o fokurdama seslerini duymak moralinizi iyice bozabilir... Böyle bir durumda sakin kalıp kaputu yavaşça açmak ve sisteme biraz nefes aldırmak gerekir ama sakın ha o radyatör kapağına elinizi sürmeyin. Motor sıcakken o kapağı açmaya yeltenmek, basınçla sıkışmış yüz derecelik kaynar suyun ve buharın doğrudan yüzünüze patlamasına davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildir. Soğutma sıvısının seviyesini anlamak için sadece plastik yedek su deposuna dışarıdan göz atmak yeterlidir; eğer su tamamen bitmişse veya sistemde gözle görülür bir sızıntı varsa, motorun tamamen soğumasını beklemekten başka çareniz kalmamış demektir. Beklemek, o kızgın demir yığınını kendi haline bırakmak zaman alır ama silindir kapak contasını yakıp binlerce liralık masraf açmaktan çok daha karlı bir sabır sınavıdır.
Antifriz dediğimiz o renkli sıvının eksilmesi ya da sistemin bir yerinden dışarı sızması, bu hararet kabusunun arkasındaki en olağan şüphelilerin başında gelir her zaman. Hortumlarda zamanla oluşan ufak bir çatlak, radyatör peteklerinin arasına sıkışan çamur ve pislikler ya da devirdaim pompasının artık miyadını doldurmuş olması motorun nefesini keser. Sıvı devirdaim yapamadığında veya sistemde yeterli baskıyı kuramadığında, motor bloğunun ürettiği devasa ısı içeride hapsolur ve doğal olarak ibre yukarı fırlar. Belki de sadece çok basit bir müşür arızasıdır veya fanın sigortası atmıştır, kim bilir... İşte bu yüzden periyodik bakımlarda "nasıl olsa idare eder" denilen o eskiyen hortumları, rengi çamura dönmüş antifrizi zamanında değiştirmek, sizi ıssız bir otobanda hararet ibresiyle baş başa kalmaktan kurtaracak yegane reçetedir.
Termostat denilen o küçük ama işlevi devasa parça bazen kapalı konumda sıkışıp kalır ve motorun içindeki sıcak suyun radyatöre gidip serinlemesine izin vermez. Arabanız durduğu yerde değil de özellikle rampalarda veya yüksek hızlarda hararet yapma eğilimindeyse, su akışını yöneten bu vananın teklemeye başladığından şüphelenmek son derece mantıklıdır. Bazen de tam tersi olur, şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken yükselen hararet, otobana çıkıp hızlandığınızda rüzgarın etkisiyle kendiliğinden düşüverir ki bu da bize radyatör fanının zamanında devreye girmediğini açıkça anlatır. Hangi senaryo olursa olsun, hararet göstergesinin normalin üzerine çıktığı her saniye, motorun ömründen büyük lokmalar koparıp götürüyor demektir.
Eğer motor tamamen soğuduysa ve yanınızda yedek su veya antifriz varsa, eksilen sıvıyı yavaşça tamamlayarak en yakın servisin yolunu tutmak mantıklı bir risk olabilir. Ancak eklediğiniz suyun buz gibi soğuk olmamasına dikkat etmelisiniz; çünkü aşırı sıcak motor blokuna aniden soğuk su dökmek, döküm gövdenin çatlamasına yol açarak motoru tamamen çöp edebilir. Suyu ekledikten sonra bile gözünüz sürekli o göstergede olmalı, ibre tekrar yükselme eğilimi gösterdiği an hiç zorlamadan çekiciyi çağırmalısınız. Unutmayın ki hiçbir çekici ücreti, komple revizyon görecek bir motorun masrafından daha ağır olamaz... Kulak arkası edilen her küçük hararet uyarısı, ileride sahibine çok daha büyük ve can yakıcı bir fatura olarak geri döner.
Gözünüzü o ibreden ayıramıyorken, kaputun altından yükselen dumanları ya da genleşme kavanozundan gelen o fokurdama seslerini duymak moralinizi iyice bozabilir... Böyle bir durumda sakin kalıp kaputu yavaşça açmak ve sisteme biraz nefes aldırmak gerekir ama sakın ha o radyatör kapağına elinizi sürmeyin. Motor sıcakken o kapağı açmaya yeltenmek, basınçla sıkışmış yüz derecelik kaynar suyun ve buharın doğrudan yüzünüze patlamasına davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildir. Soğutma sıvısının seviyesini anlamak için sadece plastik yedek su deposuna dışarıdan göz atmak yeterlidir; eğer su tamamen bitmişse veya sistemde gözle görülür bir sızıntı varsa, motorun tamamen soğumasını beklemekten başka çareniz kalmamış demektir. Beklemek, o kızgın demir yığınını kendi haline bırakmak zaman alır ama silindir kapak contasını yakıp binlerce liralık masraf açmaktan çok daha karlı bir sabır sınavıdır.
Antifriz dediğimiz o renkli sıvının eksilmesi ya da sistemin bir yerinden dışarı sızması, bu hararet kabusunun arkasındaki en olağan şüphelilerin başında gelir her zaman. Hortumlarda zamanla oluşan ufak bir çatlak, radyatör peteklerinin arasına sıkışan çamur ve pislikler ya da devirdaim pompasının artık miyadını doldurmuş olması motorun nefesini keser. Sıvı devirdaim yapamadığında veya sistemde yeterli baskıyı kuramadığında, motor bloğunun ürettiği devasa ısı içeride hapsolur ve doğal olarak ibre yukarı fırlar. Belki de sadece çok basit bir müşür arızasıdır veya fanın sigortası atmıştır, kim bilir... İşte bu yüzden periyodik bakımlarda "nasıl olsa idare eder" denilen o eskiyen hortumları, rengi çamura dönmüş antifrizi zamanında değiştirmek, sizi ıssız bir otobanda hararet ibresiyle baş başa kalmaktan kurtaracak yegane reçetedir.
Termostat denilen o küçük ama işlevi devasa parça bazen kapalı konumda sıkışıp kalır ve motorun içindeki sıcak suyun radyatöre gidip serinlemesine izin vermez. Arabanız durduğu yerde değil de özellikle rampalarda veya yüksek hızlarda hararet yapma eğilimindeyse, su akışını yöneten bu vananın teklemeye başladığından şüphelenmek son derece mantıklıdır. Bazen de tam tersi olur, şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken yükselen hararet, otobana çıkıp hızlandığınızda rüzgarın etkisiyle kendiliğinden düşüverir ki bu da bize radyatör fanının zamanında devreye girmediğini açıkça anlatır. Hangi senaryo olursa olsun, hararet göstergesinin normalin üzerine çıktığı her saniye, motorun ömründen büyük lokmalar koparıp götürüyor demektir.
Eğer motor tamamen soğuduysa ve yanınızda yedek su veya antifriz varsa, eksilen sıvıyı yavaşça tamamlayarak en yakın servisin yolunu tutmak mantıklı bir risk olabilir. Ancak eklediğiniz suyun buz gibi soğuk olmamasına dikkat etmelisiniz; çünkü aşırı sıcak motor blokuna aniden soğuk su dökmek, döküm gövdenin çatlamasına yol açarak motoru tamamen çöp edebilir. Suyu ekledikten sonra bile gözünüz sürekli o göstergede olmalı, ibre tekrar yükselme eğilimi gösterdiği an hiç zorlamadan çekiciyi çağırmalısınız. Unutmayın ki hiçbir çekici ücreti, komple revizyon görecek bir motorun masrafından daha ağır olamaz... Kulak arkası edilen her küçük hararet uyarısı, ileride sahibine çok daha büyük ve can yakıcı bir fatura olarak geri döner.