Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce o muhabirlik masasında otururken, eve gelen ihbarların arkasındaki o sessiz dramları görünce anladım; insanın içindeki en kadim yıkım paylaşılamayan sevgidir, vallahi billahi öyle.
İkinci çocuk kapıdan içeri girdiği an, büyük olanın dünyası tam yerinden oynar, inceden bir kıyamet kopar içeride.
Küçük olan tahtına kurulurken, abinin ya da ablanın o eski krallığı bir anda yerle bir olur, sen git de bunu o minik kalbe anlat şimdi.
Bebek ağladığında anne koşar, baba koşar, peki ya o köşede sessizce büzüşen büyük çocuğun ruhundaki o buz tutmuş sessizliği kim duyacak abi ya?
Sürekli aynı şeyi söylerim, çocuk evdeki tahtını kaptığını zanneder; evet, tam olarak o taht kavgasıdır bu.
Kıskançlık krizleri patlak verdiğinde sakın kızıp bağışlamamazlık etmeyin, çünkü çocuk o an sadece var olma mücadelesi veriyor, baksana adamım.
Öyle "sen abisin, idare et" saçmalıklarını bir kenara bırakın artık; büyük çocuk da daha çocuk be, unutmayın bunu.
Onu da bebekle birlikte alt alta üst üste sevmek lazımdır, bazen ikisini birden kucaklayıp o adaleti o sıcaklıkta hissettirmek şarttır.
Peki, bu yarayı hiç kanatmadan atlatmanın yolu yok mu sanıyorsun, var tabii ama yürek ister, sabır ister.
İşte tam bu noktada devreye giren o gizli formül, büyük çocuğa sorumluluk vermek değil, onun da bu ekibin vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissettirmektir.
Herkes aynı masada eşit oturmalı, herkesin derdi aynı titizlikle dinlenmeli, yoksa o evde huzur kalmaz vallahi.
Çocuk hissediyor çünkü, sahteliği bir kilometreden sezer o minik gözler, kandıramazsın yani.
Bazen sadece sarılmak yeter de artar bile, kelimelerin bittiği yerde o sıcacık ten teması her şeyi çözer zaten.
İkinci çocuk kapıdan içeri girdiği an, büyük olanın dünyası tam yerinden oynar, inceden bir kıyamet kopar içeride.
Küçük olan tahtına kurulurken, abinin ya da ablanın o eski krallığı bir anda yerle bir olur, sen git de bunu o minik kalbe anlat şimdi.
Bebek ağladığında anne koşar, baba koşar, peki ya o köşede sessizce büzüşen büyük çocuğun ruhundaki o buz tutmuş sessizliği kim duyacak abi ya?
Sürekli aynı şeyi söylerim, çocuk evdeki tahtını kaptığını zanneder; evet, tam olarak o taht kavgasıdır bu.
Kıskançlık krizleri patlak verdiğinde sakın kızıp bağışlamamazlık etmeyin, çünkü çocuk o an sadece var olma mücadelesi veriyor, baksana adamım.
Öyle "sen abisin, idare et" saçmalıklarını bir kenara bırakın artık; büyük çocuk da daha çocuk be, unutmayın bunu.
Onu da bebekle birlikte alt alta üst üste sevmek lazımdır, bazen ikisini birden kucaklayıp o adaleti o sıcaklıkta hissettirmek şarttır.
Peki, bu yarayı hiç kanatmadan atlatmanın yolu yok mu sanıyorsun, var tabii ama yürek ister, sabır ister.
İşte tam bu noktada devreye giren o gizli formül, büyük çocuğa sorumluluk vermek değil, onun da bu ekibin vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissettirmektir.
Herkes aynı masada eşit oturmalı, herkesin derdi aynı titizlikle dinlenmeli, yoksa o evde huzur kalmaz vallahi.
Çocuk hissediyor çünkü, sahteliği bir kilometreden sezer o minik gözler, kandıramazsın yani.
Bazen sadece sarılmak yeter de artar bile, kelimelerin bittiği yerde o sıcacık ten teması her şeyi çözer zaten.