Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyona her oturduğumuzda o demir parçasına yüklediğimiz anlam hayat memat meselesidir; oysa el freni dediğimiz mekanizma sıradan bir kol değil, tonlarca ağırlığındaki koca bir kütleyi tek hamlede tutsak eden sessiz bir cellattır. Çekersin ve biter sanırsın; halbuki o çelik teller, dişliler ve balatalar her saniye kendi içlerinde görünmez bir muhasebe yürütürler.
Kilometrelerce yol yaptıktan sonra o tanıdık tık sesinin değiştiğini fark etmemek, faciaya davetiye çıkaran en büyük gaflettir. Normalde üç ya da dört dişte taş gibi kilitlenmesi gereken o kol, sekizinci dişe kadar gidip hâlâ boşlukta sallanıyorsa... İşte orada duracaksın, çünkü telin boyu uzamış ya da o incecik yaylar artık görevini yapamaz hâle gelmiştir.
Yokuş yukarı park ettiğin o güzelim arabayı sabah yerinde bulamama korkusu yaşamak istemiyorsan, aradaki boşlukları iyi okumayı öğreneceksin. Fren kolunu çektiğin hâlde araç hafiften kıpırdamaya devam ediyorsa, kampanalar ile balatalar arasındaki o sihirli mesafe çoktan açılmış demektir.
Kimse sana bunu sarı sayfalarda yazmaz, tamirci çukuruna eğilip baktığında göreceğin o paslı tel parçası aslında sana her şeyi anlatır. Yağmurlu bir günde alt takımdan gelen o gıcırtı, sadece sıradan bir sürtünme sesi değildir; o, telin içerisindeki nemin ve pasın yarattığı acıklı feryattır.
Durduk yere balataların ısınıp balık kokusu gibi genzi yakan o keskin kokuyu yayması, el freninin tam anlamıyla inmeyip balatayı yemeye devam ettiğinin en net kanıtıdır. Bazen insan kolu indirir ama mekanizma o kadar yorulmuştur ki tel yerinde sıkışıp kalır; sen yola devam edersin, arka tekerlekler ise sessizce yanmaya başlar.
Yılın hangi mevsimi olursa olsun, özellikle kış çıkışında o tellerin donma riskini atlamak, bütün sistemi kurban etmekle eş değerdir. Donan su molekülleri teli hareket ettirmez, sen zorladıkça o çelik lifler içeriden kopar... Bir sabah o kolu çektiğinde boşta kalmasının tek sebebi, işte o dünkü ihmalindir.
Aracınızı düz bir zemine çekin, el frenini tamamen indirin ve hafifçe itmeyi deneyin; eğer el freni çekili değilken bile tekerleklerde bir direnç hissediyorsanız, mekanizma çoktan kilitlenmiştir. Kimseye güvenmeyin, tamircinin "idare eder" dediği o tel bir gün otoyol ortasında koparsa, o idare kelimesi hayatınızı kurtarmaya yetmeyecektir.
Kilometrelerce yol yaptıktan sonra o tanıdık tık sesinin değiştiğini fark etmemek, faciaya davetiye çıkaran en büyük gaflettir. Normalde üç ya da dört dişte taş gibi kilitlenmesi gereken o kol, sekizinci dişe kadar gidip hâlâ boşlukta sallanıyorsa... İşte orada duracaksın, çünkü telin boyu uzamış ya da o incecik yaylar artık görevini yapamaz hâle gelmiştir.
Yokuş yukarı park ettiğin o güzelim arabayı sabah yerinde bulamama korkusu yaşamak istemiyorsan, aradaki boşlukları iyi okumayı öğreneceksin. Fren kolunu çektiğin hâlde araç hafiften kıpırdamaya devam ediyorsa, kampanalar ile balatalar arasındaki o sihirli mesafe çoktan açılmış demektir.
Kimse sana bunu sarı sayfalarda yazmaz, tamirci çukuruna eğilip baktığında göreceğin o paslı tel parçası aslında sana her şeyi anlatır. Yağmurlu bir günde alt takımdan gelen o gıcırtı, sadece sıradan bir sürtünme sesi değildir; o, telin içerisindeki nemin ve pasın yarattığı acıklı feryattır.
Durduk yere balataların ısınıp balık kokusu gibi genzi yakan o keskin kokuyu yayması, el freninin tam anlamıyla inmeyip balatayı yemeye devam ettiğinin en net kanıtıdır. Bazen insan kolu indirir ama mekanizma o kadar yorulmuştur ki tel yerinde sıkışıp kalır; sen yola devam edersin, arka tekerlekler ise sessizce yanmaya başlar.
Yılın hangi mevsimi olursa olsun, özellikle kış çıkışında o tellerin donma riskini atlamak, bütün sistemi kurban etmekle eş değerdir. Donan su molekülleri teli hareket ettirmez, sen zorladıkça o çelik lifler içeriden kopar... Bir sabah o kolu çektiğinde boşta kalmasının tek sebebi, işte o dünkü ihmalindir.
Aracınızı düz bir zemine çekin, el frenini tamamen indirin ve hafifçe itmeyi deneyin; eğer el freni çekili değilken bile tekerleklerde bir direnç hissediyorsanız, mekanizma çoktan kilitlenmiştir. Kimseye güvenmeyin, tamircinin "idare eder" dediği o tel bir gün otoyol ortasında koparsa, o idare kelimesi hayatınızı kurtarmaya yetmeyecektir.