Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yokuş yukarı park ettiğin o anı hatırla, hani arabayı bırakmadan önce el frenini sanki hayatınla yarışıyormuş gibi sonuna kadar çekersin ya... İşte en büyük hata tam olarak orada başlıyor.
Halbuki mekanizma o kadar hassas ki, her defasında o kadar germek teli zamanla esnetiyor ve bir gün boşlukta kalıveriyorsun.
Fazla zorlamamak lazım, kararında bırakmak her zaman en iyisidir.
Kış günlerinde donmuş bir el frenini çekili bırakmak ise akıl alır gibi değil ama maalesef pek çoğumuz bunu yapıyoruz.
Sabah arabaya bindiğinde balataların yapıştığını görünce ne yapacağını şaşırıyorsun, oysa biraz dikkat her şeyi çözerdi.
Bazen balata sesini duymazlıktan geliyoruz, nasıl olsa geçer diyerek üstünde durmuyoruz.
Küçük bir ses, aslında sana "beni kontrol et" diye fısıldıyor ama biz hep kulak tıkayıp yola devam etmeyi seçiyoruz.
El frenini tamamen indirmeden yola koyulmak da başka bir facia, arkadan gelen o tuhaf kokuyu hatırlasana...
Balatalar ısınıyor, diskler yanıyor ve sen hâlâ farkında olmadan kilometrelerce gidiyorsun.
Çünkü alışkanlıklar insanı kör ediyor, gösterge panelindeki o küçük kırmızı ışığa bakmayı unutuyoruz.
Oysa gözümüzü yoldan ayırmamak kadar göstergeden de ayırmamak gerek... Neyse, insanlık hali diyelim ama yine de dikkat etmek lazım.
Bakımları zamanında yaptırmamak işin tuzu biberi oluyor, ustaya gitmek hep erteleniyor.
Yılın birinde bir kez el freni ayarı kontrol edilmez mi canım? Edilmiyor işte, sonra yolda kalınca anlıyoruz hatamızı.
Sanki kendi kendine düzelecekmiş gibi bekliyoruz.
Beklemekle hiçbir şey düzelmez, bunu aslında sen de çok iyi biliyorsun.
Halbuki mekanizma o kadar hassas ki, her defasında o kadar germek teli zamanla esnetiyor ve bir gün boşlukta kalıveriyorsun.
Fazla zorlamamak lazım, kararında bırakmak her zaman en iyisidir.
Kış günlerinde donmuş bir el frenini çekili bırakmak ise akıl alır gibi değil ama maalesef pek çoğumuz bunu yapıyoruz.
Sabah arabaya bindiğinde balataların yapıştığını görünce ne yapacağını şaşırıyorsun, oysa biraz dikkat her şeyi çözerdi.
Bazen balata sesini duymazlıktan geliyoruz, nasıl olsa geçer diyerek üstünde durmuyoruz.
Küçük bir ses, aslında sana "beni kontrol et" diye fısıldıyor ama biz hep kulak tıkayıp yola devam etmeyi seçiyoruz.
El frenini tamamen indirmeden yola koyulmak da başka bir facia, arkadan gelen o tuhaf kokuyu hatırlasana...
Balatalar ısınıyor, diskler yanıyor ve sen hâlâ farkında olmadan kilometrelerce gidiyorsun.
Çünkü alışkanlıklar insanı kör ediyor, gösterge panelindeki o küçük kırmızı ışığa bakmayı unutuyoruz.
Oysa gözümüzü yoldan ayırmamak kadar göstergeden de ayırmamak gerek... Neyse, insanlık hali diyelim ama yine de dikkat etmek lazım.
Bakımları zamanında yaptırmamak işin tuzu biberi oluyor, ustaya gitmek hep erteleniyor.
Yılın birinde bir kez el freni ayarı kontrol edilmez mi canım? Edilmiyor işte, sonra yolda kalınca anlıyoruz hatamızı.
Sanki kendi kendine düzelecekmiş gibi bekliyoruz.
Beklemekle hiçbir şey düzelmez, bunu aslında sen de çok iyi biliyorsun.