Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Jawline dedikleri şey aslında eskiden beri hayatımızda olan o güçlü çene çizgisinden başka bir şey değil ama şimdilerde adını İngilizce söyleyince sanki yeni bir gezegen keşfetmişiz gibi davranıyoruz. Aynaya baktığında yüzünle boynun arasındaki o sınır belirsizleşmeye başladıysa, hafiften bir gıdı sarkması peydahlandıysa insanın canı sıkılıyor tabii. Çene kemiğinin köşelerinden başlayıp çene ucuna kadar uzanan o keskin hattı belirginleştirmek, yüzün bütün simetrisini bir anda değiştiriveriyor. Vallahi bak, bazen ufacık bir dokunuş bile insanın bakışına, o duruşundaki özgüvene öyle bir hava katıyor ki şaşırıp kalıyorsun. İğneli işlemlerle ya da cerrahi yöntemlerle oradaki kemik dokunun üzerini doldurmak, dokuyu yukarı doğru askılamak aslında temelde yapılan şey...
İnsan yaş aldıkça kemik yoğunluğunu kaybeder, yer çekimi de sağ olsun hiç acımaz, yüzümüzdeki o yağ yastıkçıkları aşağı doğru kaymaya başlar. İşte tam bu noktada çene köşesinin nerede bittiği, boynun nerede başladığı birbirine karışıyor. Eski gazeteci refleksimle piyasadaki uygulamaları incelediğimde görüyorum ki, insanlar artık koca koca ameliyatlara girmeden, öğle arasında klinikte yaptırıp çıkabileceği çözümlerin peşinde. Hyalüronik asit bazlı dolgularla o bölgeye hacim kazandırmak ya da akıllı dolgularla cildin kendi kolajenini tetiklemek en çok tercih edilen yollardan biri. Hani bazen bir fotoğrafa bakarsın da "Bu insanda bir değişiklik var ama tam çıkaramadım" dersin ya... İşte doğru yapılmış bir çene hattı dokunuşu tam olarak böyle hissettiriyor.
Peki, herkese aynı çene tipini yapmaya çalışan o standart güzellik anlayışına ne demeli? Vallahi billahi sokakta gezinen herkesin çenesi birbirine benzemeye başladı, köşeli, keskin, neredeyse cetvelle çizilmiş gibi erkeksi çizgiler... Oysa her yüzün kendi anatomisi, kendi kemik yapısı var ve kadına yapılan dokunuşla erkeğe yapılanın alakası bile olmamalı. Erkeklerde daha geniş, sert ve belirgin bir çene açısı maskülen bir hava katarken, kadınlarda daha zarif, çene ucuna doğru hafifçe süzülen oval bir geçiş aramak gerekiyor. Sen kalkıp her kadına Hollywood yıldızı çenesi yapmaya çalışırsan, o doğal ifadeden eser kalmaz, yapaylık adeta uzaktan bağırır.
İşin uzmanıyla konuştuğunda anlıyorsun ki bu uygulama sadece bir şırınga dolgu maddesini cildin altına zerk etmekten ibaret basit bir işlem değil. Çene bölgesinden geçen damarlar, sinir hatları ve o bölgedeki yumuşak dokunun dengesi anatomik olarak çok ciddi bir birikim gerektiriyor. Yanlış bir noktaya yapılan fazla dolgu, zamanla aşağı kayıp gıdıyı daha da belirginleştirebilir veya yüzde abartılı bir kütle hissi yaratabilir. Yani demek istediğim şu ki, paranı ve yüzünü emanet edeceğin hekimi seçerken bin kere düşünmek, referanslarına bakmak şart. Aksi takdirde estetik olayım derken...
Bazen hastalar kliniğe gidip "Bana 5 tüp dolgu yapın, çenem kılıç gibi kessin" diye tutturuyormuş, uzmanlar anlatırken hayretle dinliyorum. Halbuki dokunun bir esneme payı var, cildin altındaki o taşıyıcı kapasiteyi aşarsan yüzün kendi doğasına ihanet etmiş olursun. Azı karar çoğu zarar derler ya, estetik dünyasında bu kural altın harflerle yazılmalı. Doğal duran, dışarıdan bakıldığında "Ben dolgu yaptırdım" diye bağırmayan ama kişiyi daha dinç, daha diri gösteren dokunuşlar en başarılı olanlardır. Aynadaki yansımanla barışmak istiyorsan, yüzünün oranlarını bozmadan, sadece var olanı ortaya çıkaracak minimal müdahaleleri hedeflemelisin.
İnsan yaş aldıkça kemik yoğunluğunu kaybeder, yer çekimi de sağ olsun hiç acımaz, yüzümüzdeki o yağ yastıkçıkları aşağı doğru kaymaya başlar. İşte tam bu noktada çene köşesinin nerede bittiği, boynun nerede başladığı birbirine karışıyor. Eski gazeteci refleksimle piyasadaki uygulamaları incelediğimde görüyorum ki, insanlar artık koca koca ameliyatlara girmeden, öğle arasında klinikte yaptırıp çıkabileceği çözümlerin peşinde. Hyalüronik asit bazlı dolgularla o bölgeye hacim kazandırmak ya da akıllı dolgularla cildin kendi kolajenini tetiklemek en çok tercih edilen yollardan biri. Hani bazen bir fotoğrafa bakarsın da "Bu insanda bir değişiklik var ama tam çıkaramadım" dersin ya... İşte doğru yapılmış bir çene hattı dokunuşu tam olarak böyle hissettiriyor.
Peki, herkese aynı çene tipini yapmaya çalışan o standart güzellik anlayışına ne demeli? Vallahi billahi sokakta gezinen herkesin çenesi birbirine benzemeye başladı, köşeli, keskin, neredeyse cetvelle çizilmiş gibi erkeksi çizgiler... Oysa her yüzün kendi anatomisi, kendi kemik yapısı var ve kadına yapılan dokunuşla erkeğe yapılanın alakası bile olmamalı. Erkeklerde daha geniş, sert ve belirgin bir çene açısı maskülen bir hava katarken, kadınlarda daha zarif, çene ucuna doğru hafifçe süzülen oval bir geçiş aramak gerekiyor. Sen kalkıp her kadına Hollywood yıldızı çenesi yapmaya çalışırsan, o doğal ifadeden eser kalmaz, yapaylık adeta uzaktan bağırır.
İşin uzmanıyla konuştuğunda anlıyorsun ki bu uygulama sadece bir şırınga dolgu maddesini cildin altına zerk etmekten ibaret basit bir işlem değil. Çene bölgesinden geçen damarlar, sinir hatları ve o bölgedeki yumuşak dokunun dengesi anatomik olarak çok ciddi bir birikim gerektiriyor. Yanlış bir noktaya yapılan fazla dolgu, zamanla aşağı kayıp gıdıyı daha da belirginleştirebilir veya yüzde abartılı bir kütle hissi yaratabilir. Yani demek istediğim şu ki, paranı ve yüzünü emanet edeceğin hekimi seçerken bin kere düşünmek, referanslarına bakmak şart. Aksi takdirde estetik olayım derken...
Bazen hastalar kliniğe gidip "Bana 5 tüp dolgu yapın, çenem kılıç gibi kessin" diye tutturuyormuş, uzmanlar anlatırken hayretle dinliyorum. Halbuki dokunun bir esneme payı var, cildin altındaki o taşıyıcı kapasiteyi aşarsan yüzün kendi doğasına ihanet etmiş olursun. Azı karar çoğu zarar derler ya, estetik dünyasında bu kural altın harflerle yazılmalı. Doğal duran, dışarıdan bakıldığında "Ben dolgu yaptırdım" diye bağırmayan ama kişiyi daha dinç, daha diri gösteren dokunuşlar en başarılı olanlardır. Aynadaki yansımanla barışmak istiyorsan, yüzünün oranlarını bozmadan, sadece var olanı ortaya çıkaracak minimal müdahaleleri hedeflemelisin.