Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel motor rampada çekişten düşüyor derken sadece dik bir yokuşu tırmanmaktan bahsetmiyoruz, arabanın birden bire ruhunu teslim etmesinden, o sağ şeride mahkum kalıp arkadaki korna sesleriyle terler dökmekten bahsediyoruz aslında. Yıllardır trafikte binbir çeşit araba kullandım, sanayi köşelerinde ustaların çıraklığını da yaptım diyebilirim; o yüzden bu motorların o homurtulu sesinden ne anlama geldiklerini çok iyi bilirim. Gaza basarsın ama araba sanki arkasından görünmez bir el tarafından tutuluyormuş gibi ağırlaşır, devir saati yukarı tırmanmak yerine adeta yerinde sayar. İşte o an insanın kafasında binbir türlü soru döner durur, acaba motoru mu yaktık yoksa yine masraf mı çıktı diye kara kara düşünmeye başlarsın.
Turbo dediğimiz o salyangoz gibi parça aslında bu motorların can damarıdır, o dolmadan o araba da rampa yukarı kendine gelemez zaten. Düşünsene, egzoz gazının gücüyle dönen bir pervaneden bahsediyoruz; içerideki hava basıncı düşerse motor nefes alamaz hale gelir ve tabii ki yokuşta tıkanıp kalır. Hortumlardan birinde ufak bir çatlak, kelepçede minicik bir gevşeme olsun, bütün o basınç boşa gider ve sen direksiyon başında kalırsın öylece... Usta kaputu açar, şöyle bir bakar, elini uzatıp boruları yoklar ya hani; işte o inceden inceye hava kaçağı arama melekesi tecrübeyle kazanılır, makineye bağlayıp arıza kodu okutmaktan çok daha öte bir şeydir.
Mazot filtresi denilen o küçük parça zamanında değişmediğinde mazot yola rahat akamaz, motor yüksek devir istese de o yakıtı bulamaz ve yokuşta kesiliverir. Yıllar önce uzun yolda başıma gelmişti, adam akıllı gidemiyordum, meğer filtrenin içi balçık gibi dolmuş; usta çıkartıp gösterdiğinde yüzümdeki o şaşkın ifadeyi hâlâ unutamam. Yakıt kalitesi de işin tuzu biberi tabii, merdiven altı yerlerden ucuz mazot alıp sonra araba neden çekmiyor diye hayıflanmanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Motor beyni o pisliği görünce korumaya alır kendini, gücü sınırlar ki daha büyük bir felaket kapıyı çalmasın; ne garip değil mi, araba bazen kendisi bizi bizden daha çok düşünüyor.
Enjektörlerin durumu ise işin en hassas noktasıdır, bir tanesi mesaiyi aksatsın, o motor anında sarsıntılı çalışmaya başlar ve rampada gücü yetmez olur. Gönül ister ki her parça ilk günkü gibi kalsın ama maalesef mazotun o sert yapısı zamanla oralarda iz bırakıyor, hassas uçları bozuyor. Duman rengine bakarak bile ne olduğunu anlamak mümkündür aslında; siyah duman atıyorsa hava-yakıt karışımı bozulmuş demektir, mavi ise zaten yağ yakıyor demektir ki o hiç iyiye alamet değildir. Tamirciye gidip de "abi bu enjektörler değişecek" lafını duymak adamın bütçesini sarsar evet ama o yokuşları tekrar canavar gibi tırmanmanın keyfi de paha biçilemezdir doğrusu.
EGR valfi veya kurum bağlamış emme manifoldları da bu çekiş düşüklüğünün gizli katillerindendir, içerideki o hava yolunu tıkarlar da haberimiz olmaz. Şehir içinde hep düşük devirde kullana kullana motoru sağırlaştırdığımızın farkında bile değiliz, sonra da bir gün çıkıp "bu araba yokuşta niye bayılıyor" diye soruyoruz kendimize arada bir. Araca biraz canlılık katmak, arada sırada o yüksek devirleri göstermek lazım ki egzoz yolları temizlensin, kurumlar o sıcaklıkla atılıp gitsin... Sonuçta bu makineler de bir nevi canlı gibidir, onlara nasıl davranırsan sana karşılığını o şekilde verirler; yolda kalmak istemiyorsan sesine kulak vermeyi bileceksin.
Turbo dediğimiz o salyangoz gibi parça aslında bu motorların can damarıdır, o dolmadan o araba da rampa yukarı kendine gelemez zaten. Düşünsene, egzoz gazının gücüyle dönen bir pervaneden bahsediyoruz; içerideki hava basıncı düşerse motor nefes alamaz hale gelir ve tabii ki yokuşta tıkanıp kalır. Hortumlardan birinde ufak bir çatlak, kelepçede minicik bir gevşeme olsun, bütün o basınç boşa gider ve sen direksiyon başında kalırsın öylece... Usta kaputu açar, şöyle bir bakar, elini uzatıp boruları yoklar ya hani; işte o inceden inceye hava kaçağı arama melekesi tecrübeyle kazanılır, makineye bağlayıp arıza kodu okutmaktan çok daha öte bir şeydir.
Mazot filtresi denilen o küçük parça zamanında değişmediğinde mazot yola rahat akamaz, motor yüksek devir istese de o yakıtı bulamaz ve yokuşta kesiliverir. Yıllar önce uzun yolda başıma gelmişti, adam akıllı gidemiyordum, meğer filtrenin içi balçık gibi dolmuş; usta çıkartıp gösterdiğinde yüzümdeki o şaşkın ifadeyi hâlâ unutamam. Yakıt kalitesi de işin tuzu biberi tabii, merdiven altı yerlerden ucuz mazot alıp sonra araba neden çekmiyor diye hayıflanmanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Motor beyni o pisliği görünce korumaya alır kendini, gücü sınırlar ki daha büyük bir felaket kapıyı çalmasın; ne garip değil mi, araba bazen kendisi bizi bizden daha çok düşünüyor.
Enjektörlerin durumu ise işin en hassas noktasıdır, bir tanesi mesaiyi aksatsın, o motor anında sarsıntılı çalışmaya başlar ve rampada gücü yetmez olur. Gönül ister ki her parça ilk günkü gibi kalsın ama maalesef mazotun o sert yapısı zamanla oralarda iz bırakıyor, hassas uçları bozuyor. Duman rengine bakarak bile ne olduğunu anlamak mümkündür aslında; siyah duman atıyorsa hava-yakıt karışımı bozulmuş demektir, mavi ise zaten yağ yakıyor demektir ki o hiç iyiye alamet değildir. Tamirciye gidip de "abi bu enjektörler değişecek" lafını duymak adamın bütçesini sarsar evet ama o yokuşları tekrar canavar gibi tırmanmanın keyfi de paha biçilemezdir doğrusu.
EGR valfi veya kurum bağlamış emme manifoldları da bu çekiş düşüklüğünün gizli katillerindendir, içerideki o hava yolunu tıkarlar da haberimiz olmaz. Şehir içinde hep düşük devirde kullana kullana motoru sağırlaştırdığımızın farkında bile değiliz, sonra da bir gün çıkıp "bu araba yokuşta niye bayılıyor" diye soruyoruz kendimize arada bir. Araca biraz canlılık katmak, arada sırada o yüksek devirleri göstermek lazım ki egzoz yolları temizlensin, kurumlar o sıcaklıkla atılıp gitsin... Sonuçta bu makineler de bir nevi canlı gibidir, onlara nasıl davranırsan sana karşılığını o şekilde verirler; yolda kalmak istemiyorsan sesine kulak vermeyi bileceksin.