Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolda seyir halindeyken birdenbire kol kası yapmak zorunda kalmak, inanın hiçbir sürücünün hayal ettiği bir sürüş deneyimi değildir. O pamuk gibi tüy gibi dönen direksiyonun bir anda kilitlenmişçesine ağırlaşması, insanın avuç içlerini terletmeye yeter de artar bile. Yıllarca direksiyon sallamış, sanayinin tozunu yutmuş biri olarak net söyleyeyim; direksiyon sertleşmesi öyle hafife alınacak, "amann sonra bakarız" denip geçiştirilecek bir nazlanma biçimi değildir. Aracınız size açıkça "canım acıyor" diyor, hatta biraz daha zorlarsanız yolda bırakacağının ilk ciddi sinyalini veriyor...
Hidrolik yağ seviyesi düşmüş bir araçla viraja girmek, resmen bile bile lades demektir. Kaputu açıp o küçük kutudaki sıvıya bakmak toplasanız iki dakikanızı almaz ama yapmazsınız, ihmal edersiniz. Yağ azaldıysa pompa hava yapar, hava yaptıkça da o sistem öyle bir kasılır ki şehir içi park manevraları tam bir işkenceye dönüşür. Altında bir sızıntı mı var, hortum mu çatladı, yoksa yağ ömrünü mü tamamladı? Sebebini bulmak zorundasınız, aksi halde o minik yağ haznesi size çok daha büyük masrafların kapısını aralayabilir.
Şu kayış meselesine ne zaman değinsem, sürücülerin çoğu "ya o daha yeni değişti" deyip konuyu kapatmaya çalışır. Yeni olması kopmayacağı ya da gevşemeyeceği anlamına gelmiyor ki dostum. Vantilatör kayışı gevşediyse pompa yeterli basıncı üretemez, üretemeyince de direksiyon bir anda taş gibi kesilir. Hele bir de sabahları aracı çalıştırırken ciyak ciyak bir ses duyuyorsanız... Anlayın ki o kayış "beni kurtarın" diye bağırıyor.
Elektrikli direksiyon sistemleri çıktığından beri mekanik sorunlar azaldı diyenlere sadece gülüyorum. Evet, hidrolik sızıntısı derdi bitti belki ama bu sefer de işin içine akü, alternatör ve karmakarışık sensörler girdi. Şarj dinamonuz düzgün akım göndermiyorsa veya akünün son günlerini yaşıyorsanız, aracın beyni ilk olarak direksiyonun elektriğini keser. Birdenbire direksiyon simidinin ağırlaşması ve gösterge panelinde beliren o kırmızı direksiyon ışığı... İşte tam olarak elektrik sisteminizin pes ettiğinin resmidir.
Siz hiç mekanik bir aksamın içten içe eridiğine şahit oldunuz mu? Direksiyon kutusu dedikleri o meret bozulmaya başladığında, öyle kolay kolay tamir tutmaz. Ya dişliler aşınmıştır ya da rot kolları kasıyordur; her iki durumda da o simidi çevirirken hissettiğiniz o garip pürüzlülük, yaklaşan fırtınanın habercisidir. Kutudaki boşluk veya sertleşme, sürüş güvenliğinizi doğrudan çöpe atar.
Lastik havalarını en son ne zaman kontrol ettiğinizi hatırlamıyorsanız, hiç boşuna direksiyon pompasında arıza aramayın. İnip bir bakın bakalım, ön lastikleriniz jantın üstüne mi oturmuş? Havası inik bir lastiğin asfaltı nasıl kavradığını, nasıl bir sürtünme direnci yarattığını tahmin bile edemezsiniz. Bazen en büyük sandığımız arızaların arkasından, sadece 5 liralık bir hava basma ihmali çıkar.
Gözünüzü seveyim, direksiyon sertleştiği an aracı güvenli bir kenara çekin ve ısrarla sürmeye çalışmayın. Kilitlenen bir direksiyonla yüksek hızda seyrederken ne yapabileceğinizi bir düşünün... Sanayideki ustanıza gitmekten, bir lifte kaldırıp alt takımı kontrol ettirmekten korkmayın. Unutmayın, hiçbir tamir masrafı sizin ve sevdiklerinizin can güvenliğinden daha pahalı olamaz.
Hidrolik yağ seviyesi düşmüş bir araçla viraja girmek, resmen bile bile lades demektir. Kaputu açıp o küçük kutudaki sıvıya bakmak toplasanız iki dakikanızı almaz ama yapmazsınız, ihmal edersiniz. Yağ azaldıysa pompa hava yapar, hava yaptıkça da o sistem öyle bir kasılır ki şehir içi park manevraları tam bir işkenceye dönüşür. Altında bir sızıntı mı var, hortum mu çatladı, yoksa yağ ömrünü mü tamamladı? Sebebini bulmak zorundasınız, aksi halde o minik yağ haznesi size çok daha büyük masrafların kapısını aralayabilir.
Şu kayış meselesine ne zaman değinsem, sürücülerin çoğu "ya o daha yeni değişti" deyip konuyu kapatmaya çalışır. Yeni olması kopmayacağı ya da gevşemeyeceği anlamına gelmiyor ki dostum. Vantilatör kayışı gevşediyse pompa yeterli basıncı üretemez, üretemeyince de direksiyon bir anda taş gibi kesilir. Hele bir de sabahları aracı çalıştırırken ciyak ciyak bir ses duyuyorsanız... Anlayın ki o kayış "beni kurtarın" diye bağırıyor.
Elektrikli direksiyon sistemleri çıktığından beri mekanik sorunlar azaldı diyenlere sadece gülüyorum. Evet, hidrolik sızıntısı derdi bitti belki ama bu sefer de işin içine akü, alternatör ve karmakarışık sensörler girdi. Şarj dinamonuz düzgün akım göndermiyorsa veya akünün son günlerini yaşıyorsanız, aracın beyni ilk olarak direksiyonun elektriğini keser. Birdenbire direksiyon simidinin ağırlaşması ve gösterge panelinde beliren o kırmızı direksiyon ışığı... İşte tam olarak elektrik sisteminizin pes ettiğinin resmidir.
Siz hiç mekanik bir aksamın içten içe eridiğine şahit oldunuz mu? Direksiyon kutusu dedikleri o meret bozulmaya başladığında, öyle kolay kolay tamir tutmaz. Ya dişliler aşınmıştır ya da rot kolları kasıyordur; her iki durumda da o simidi çevirirken hissettiğiniz o garip pürüzlülük, yaklaşan fırtınanın habercisidir. Kutudaki boşluk veya sertleşme, sürüş güvenliğinizi doğrudan çöpe atar.
Lastik havalarını en son ne zaman kontrol ettiğinizi hatırlamıyorsanız, hiç boşuna direksiyon pompasında arıza aramayın. İnip bir bakın bakalım, ön lastikleriniz jantın üstüne mi oturmuş? Havası inik bir lastiğin asfaltı nasıl kavradığını, nasıl bir sürtünme direnci yarattığını tahmin bile edemezsiniz. Bazen en büyük sandığımız arızaların arkasından, sadece 5 liralık bir hava basma ihmali çıkar.
Gözünüzü seveyim, direksiyon sertleştiği an aracı güvenli bir kenara çekin ve ısrarla sürmeye çalışmayın. Kilitlenen bir direksiyonla yüksek hızda seyrederken ne yapabileceğinizi bir düşünün... Sanayideki ustanıza gitmekten, bir lifte kaldırıp alt takımı kontrol ettirmekten korkmayın. Unutmayın, hiçbir tamir masrafı sizin ve sevdiklerinizin can güvenliğinden daha pahalı olamaz.