Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Otoyolda hızla ilerlerken birden o direksiyondaki gevşekliği hissetmek, insanın ömründen ömür alan o saniyelik korkuyu kim bilir kaç kez yaşattı şoför milletine...
Yağ kaçağı dediğin şey öyle sadece kaput altındaki paslı bir leke değildir; asfalt üzerindeki o minik damlalar aslında tonlarca metal yığınını yolda tutan hidrolik sistemin sessiz çığlığıdır.
Kutunun içindeki dişliler yıllar boyu sürtünmeden aşınırken, sen direksiyonu her çevirdiğinde o metal yorgunluğu ince bir sızı olarak avucunun içine kadar tırmanır adeta.
Boşluk hissi dediğimiz bela, park halinden çıkarken bile kendini belli eder; o ilk çeyrek tur boşta dönen direksiyon, usta parmağı değmeden düzelecek gibi değildir.
Peki ya o dipsiz kuyu gibi gelen garç gurç sesler...
Rot başları sağlamken gelen o tok metalik vuruşlar, içerideki kremayer dişlisinin artık miadını doldurduğunun ve acilen el atılması gerektiğinin en net ispatıdır.
Makinanın dili yoktur ama sesle konuşur işte, sen o homurtuyu duymazlıktan gelirsen o da ilk sert çukurda seni yolda bırakarak intikamını alır.
Sertleşme sorunuyla karşılaşan sürücü bilir; sabahın köründe o direksiyonu çevirmek için adeta spor salonundaymış gibi ağırlık kaldırmak zorunda kalmak ne büyük işkencedir.
Pompaya binen yük artar, kayışlar isyandadır, içerideki valf sıkışmıştır belki de...
Usta masaya yatırıp kutuyu söktüğünde, yılların birikimi o siyah pislikleri görünce insanın arabasından soğuması işten bile değildir.
Tamir mi yoksa değişim mi derken, yan sanayi parça takıp üç ay sonra yine aynı yola düşenlerin düştüğü o yanılgıya sakın sen de düşme.
Can taşıyor o tekerlekler, ucunda hayat var; ucuz kaçayım derken o hayati hassasiyeti riske atmak hangi vicdana sığar ki...
Yağ kaçağı dediğin şey öyle sadece kaput altındaki paslı bir leke değildir; asfalt üzerindeki o minik damlalar aslında tonlarca metal yığınını yolda tutan hidrolik sistemin sessiz çığlığıdır.
Kutunun içindeki dişliler yıllar boyu sürtünmeden aşınırken, sen direksiyonu her çevirdiğinde o metal yorgunluğu ince bir sızı olarak avucunun içine kadar tırmanır adeta.
Boşluk hissi dediğimiz bela, park halinden çıkarken bile kendini belli eder; o ilk çeyrek tur boşta dönen direksiyon, usta parmağı değmeden düzelecek gibi değildir.
Peki ya o dipsiz kuyu gibi gelen garç gurç sesler...
Rot başları sağlamken gelen o tok metalik vuruşlar, içerideki kremayer dişlisinin artık miadını doldurduğunun ve acilen el atılması gerektiğinin en net ispatıdır.
Makinanın dili yoktur ama sesle konuşur işte, sen o homurtuyu duymazlıktan gelirsen o da ilk sert çukurda seni yolda bırakarak intikamını alır.
Sertleşme sorunuyla karşılaşan sürücü bilir; sabahın köründe o direksiyonu çevirmek için adeta spor salonundaymış gibi ağırlık kaldırmak zorunda kalmak ne büyük işkencedir.
Pompaya binen yük artar, kayışlar isyandadır, içerideki valf sıkışmıştır belki de...
Usta masaya yatırıp kutuyu söktüğünde, yılların birikimi o siyah pislikleri görünce insanın arabasından soğuması işten bile değildir.
Tamir mi yoksa değişim mi derken, yan sanayi parça takıp üç ay sonra yine aynı yola düşenlerin düştüğü o yanılgıya sakın sen de düşme.
Can taşıyor o tekerlekler, ucunda hayat var; ucuz kaçayım derken o hayati hassasiyeti riske atmak hangi vicdana sığar ki...