Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçenlerde eski emektar arabayı çalıştırmaya çalışırken gösterge panelinde o korkutucu turuncu lamba birden yanıverdi; işte tam o an yılların oto muhabirliği tecrübemle beraber içimden "Eyvah, yine narin elektroniklerden biri beyin yaktı" diye geçirdim. Aslında modern otomobiller dediğimiz o yürüyen bilgisayarlar hayatımızı ne kadar kolaylaştırıyorsa, o hassas sensörler bir kez bozulduğunda da insanı adeta bin pişman edebiliyor. Tamponun içindeki o görünmez minik gözler, yani çarpışma sensörleri, trafikte aniden önünüze atlayan bir yaya ya da fren yapan bir kamyonu sizden bile önce fark edip hayat kurtaran kahramanlardır; fakat işte bazen bu kahramanlar da yoruluyor, nem kapıyor veya ufak bir park halinde sürtmeyle kafayı tamamen yiyor.
Yıllar evvel Ankara'daki o yoğun akşam trafiğinde aracımla trafikte ilerlerken, öndeki araçla aramda metrelerce boşluk olmasına rağmen araba birden kendini kilitledi ve o sert freni yapınca arkadaki taksici neredeyse bagaja giriyordu. İşte o gün anladım ki bu çarpışma sensörleri arızası denilen bela sadece gösterge panelinde yanan sıkıcı bir uyarı lambasından ibaret değil, aynı zamanda trafikte adeta körlemesine seyahat etmekle eşdeğer bir tehlike saçıyor. Tamponun derinliklerinde biriken o görünmez toz tabakası, kışın yollara dökülen tuzlu suyun o hassas kablolara sızması ya da yolda atılan ufak bir taşın o minik radarları yerinden oynatması yeter de artar bile... Zaten usta istersen hemen gel değişelim der, ama mesele parça değiştirmek değil ki, mesele o arızanın asıl kaynağını bulup sükûnetle çözebilmekte.
Hani bazen trafikte durduk yere hiçbir şey yokken arabanın önden bi' ciyaklaması vardır ya, işte o an direksiyon başında insanın ömründen ömür gidiyor resmen. Böyle durumlarda hemen panikleyip sanayi yolunu tutmaktansa, önce sağa çekip o tamponun önündeki sensör gözlerini nemli bir bezle şöyle nazikçe silmek bazen tüm o büyük masraflardan insanı kurtarabiliyor. Tabii her zaman bu kadar basit olmuyor tabii ki; bazen sistemin beyni o sinyalleri yanlış yorumluyor, yazılım donuyor ve siz ne kadar temizlerseniz temizleyin o hata kodu ekrandan gitmemekte direnip duruyor... O yüzden arabanın elektronik beyniyle inatlaşmamak gerek, çünkü o sensörler bozulduğunda otomobil adeta dış dünyayla olan bağını koparıyor ve sizin yerinize yanlış kararlar almaya başlıyor.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyup bir düşünün, en son ne zaman o tampon altındaki kabloları kontrol ettirdiniz? Aslında bu işler biraz insan psikolojisine benzer; nasıl ki içimizdeki küçük bir huzursuzluk tüm günümüzü zehir ederse, bu metal yığını da o minicik radar gözü bozulduğunda adeta yolda deliye dönüyor. Çarpışma sensörü arızasıyla karşılaştığınızda sakın "nasıl olsa idare eder" diyerek o uyarıyı görmezden gelmeyin, çünkü teknoloji güvenliğimiz için oradaysa, bizim de ona biraz kulak vermemiz şart. Belki de alt tarafı gevşemiş bir soket ya da nem kapmış bir pin yüzünden binlerce lira bayılacaksınız, kim bilir...
Yıllar evvel Ankara'daki o yoğun akşam trafiğinde aracımla trafikte ilerlerken, öndeki araçla aramda metrelerce boşluk olmasına rağmen araba birden kendini kilitledi ve o sert freni yapınca arkadaki taksici neredeyse bagaja giriyordu. İşte o gün anladım ki bu çarpışma sensörleri arızası denilen bela sadece gösterge panelinde yanan sıkıcı bir uyarı lambasından ibaret değil, aynı zamanda trafikte adeta körlemesine seyahat etmekle eşdeğer bir tehlike saçıyor. Tamponun derinliklerinde biriken o görünmez toz tabakası, kışın yollara dökülen tuzlu suyun o hassas kablolara sızması ya da yolda atılan ufak bir taşın o minik radarları yerinden oynatması yeter de artar bile... Zaten usta istersen hemen gel değişelim der, ama mesele parça değiştirmek değil ki, mesele o arızanın asıl kaynağını bulup sükûnetle çözebilmekte.
Hani bazen trafikte durduk yere hiçbir şey yokken arabanın önden bi' ciyaklaması vardır ya, işte o an direksiyon başında insanın ömründen ömür gidiyor resmen. Böyle durumlarda hemen panikleyip sanayi yolunu tutmaktansa, önce sağa çekip o tamponun önündeki sensör gözlerini nemli bir bezle şöyle nazikçe silmek bazen tüm o büyük masraflardan insanı kurtarabiliyor. Tabii her zaman bu kadar basit olmuyor tabii ki; bazen sistemin beyni o sinyalleri yanlış yorumluyor, yazılım donuyor ve siz ne kadar temizlerseniz temizleyin o hata kodu ekrandan gitmemekte direnip duruyor... O yüzden arabanın elektronik beyniyle inatlaşmamak gerek, çünkü o sensörler bozulduğunda otomobil adeta dış dünyayla olan bağını koparıyor ve sizin yerinize yanlış kararlar almaya başlıyor.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyup bir düşünün, en son ne zaman o tampon altındaki kabloları kontrol ettirdiniz? Aslında bu işler biraz insan psikolojisine benzer; nasıl ki içimizdeki küçük bir huzursuzluk tüm günümüzü zehir ederse, bu metal yığını da o minicik radar gözü bozulduğunda adeta yolda deliye dönüyor. Çarpışma sensörü arızasıyla karşılaştığınızda sakın "nasıl olsa idare eder" diyerek o uyarıyı görmezden gelmeyin, çünkü teknoloji güvenliğimiz için oradaysa, bizim de ona biraz kulak vermemiz şart. Belki de alt tarafı gevşemiş bir soket ya da nem kapmış bir pin yüzünden binlerce lira bayılacaksınız, kim bilir...