Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
İsveç çeliği dedikleri o sağlam kaportanın altındaki narin dengeler bazen en beklenmedik yerden bozulur.
Sıcak bir yaz günü o muazzam deri koltuğa kurulup düğmeye bastığınızda yüzünüze çarpan o tatlı serinlik hissi birdenbire buhar olup uçar... Yani aslında tam tersi, ne buhar olur ne de serinlik kalır, sadece ılık bir rüzgar eser.
Volvo sahibi olmak yolda kalmamak demekti güya, peki bu minik boruların içindeki o esrarengiz soğutucu akışkan nereye kayboluyor durduk yere?
Gözle görülemeyecek kadar mikro boyuttaki çatlaklar zamanla o kıymetli gazı sinsice dışarı sızdırır, işte bütün mesele aslına bakarsanız bundan ibaret.
Alüminyum radyatör petekleri bizim memleketin o bozuk yollarındaki titreşimlere ne kadar dayanabilir ki zaten?
Kompresör keçelerinden sızan o yağlı koku aslında size uzun süredir bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama kim dinler ki direksiyon başındayken.
Ön konsolun ta derinlərindek o evaparatör denen gizli kutu bir delindi mi var ya, bütün torpido sökülmeden o kaçağı bulmak imkansızlaşır neredeyse.
Servise gidersin, "gaz basıp geçelim" derler; basmasına basarlar da üç gün sonra yine aynı hamam aynı tas...
Kaçağın kaynağını bulmadan sisteme gaz doldurmak parayı sokağa atmaktan başka ne işe yarar ki?
Klima kompresörü o gaz bittiği an kendini korumaya alıp susar, çünkü susmasa yanacak zavallı alet.
Zamanında değiştirilmeyen o ufacık polen filtresi bile hava akışını zorlayıp sistemin iç basıncını dengesizleştirebilir, şaka gibi ama gerçeğin ta kendisi.
Parçalar orijinal olsun diye servise servet dönersiniz ama usta hatasıyla sıkılan bir somun bütün bu kabusu baştan başlatır.
Serinlemek istiyorsanız önce o görünmeyen kaçağın kancayı nereye taktığını bulmak zorundasınız, yoksa her yaz aynı hikaye baştan yazılır.
Sıcak bir yaz günü o muazzam deri koltuğa kurulup düğmeye bastığınızda yüzünüze çarpan o tatlı serinlik hissi birdenbire buhar olup uçar... Yani aslında tam tersi, ne buhar olur ne de serinlik kalır, sadece ılık bir rüzgar eser.
Volvo sahibi olmak yolda kalmamak demekti güya, peki bu minik boruların içindeki o esrarengiz soğutucu akışkan nereye kayboluyor durduk yere?
Gözle görülemeyecek kadar mikro boyuttaki çatlaklar zamanla o kıymetli gazı sinsice dışarı sızdırır, işte bütün mesele aslına bakarsanız bundan ibaret.
Alüminyum radyatör petekleri bizim memleketin o bozuk yollarındaki titreşimlere ne kadar dayanabilir ki zaten?
Kompresör keçelerinden sızan o yağlı koku aslında size uzun süredir bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama kim dinler ki direksiyon başındayken.
Ön konsolun ta derinlərindek o evaparatör denen gizli kutu bir delindi mi var ya, bütün torpido sökülmeden o kaçağı bulmak imkansızlaşır neredeyse.
Servise gidersin, "gaz basıp geçelim" derler; basmasına basarlar da üç gün sonra yine aynı hamam aynı tas...
Kaçağın kaynağını bulmadan sisteme gaz doldurmak parayı sokağa atmaktan başka ne işe yarar ki?
Klima kompresörü o gaz bittiği an kendini korumaya alıp susar, çünkü susmasa yanacak zavallı alet.
Zamanında değiştirilmeyen o ufacık polen filtresi bile hava akışını zorlayıp sistemin iç basıncını dengesizleştirebilir, şaka gibi ama gerçeğin ta kendisi.
Parçalar orijinal olsun diye servise servet dönersiniz ama usta hatasıyla sıkılan bir somun bütün bu kabusu baştan başlatır.
Serinlemek istiyorsanız önce o görünmeyen kaçağın kancayı nereye taktığını bulmak zorundasınız, yoksa her yaz aynı hikaye baştan yazılır.