Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Aracının direksiyonunu çevirirken o pamuk gibi yumuşaklığın birdenbire sert bir kayaya dönüşmesi, sanırım bir sürücünün yaşayabileceği en ürkütücü anlardan biridir. Volkswagen grubunun o meşhur elektro-mekanik direksiyon sistemleri, sürüş keyfi anlamında gerçekten mühendislik harikası işler çıkarıyor ama iş arıza yapmaya geldiğinde insanı bir anda yolda çaresiz bırakabiliyor... Gösterge panelinde aniden beliren o kırmızı veya sarı direksiyon simgesiyle karşılaştığında, aslında otomobilin sana direksiyon kutusundaki tork sensörlerinin veya doğrudan elektronik kontrol ünitesinin pes ettiğini fısıldıyor. Zamanla su alan, nemden veya motor bölmesindeki aşırı sıcaklık değişimlerinden yıpranan bu elektronik kartlar, iletişim hatasını bastığı an o yumuşak hidrolik hissi tamamen tarih oluyor. Bazen sadece bir soket oksitlenmesidir diye umut edersin de... Maalesef süreç çoğunlukla direnci düşmüş bir aküden ya da ömrünü tamamlamış bir elektro-mekanik motorun devre dışı kalmasından kaynaklanıyor.
Hiç direksiyonu tam tur kırıp park yerinden çıkmaya çalışırken alt taraftan gelen o garip tıkırtı sesini dinledin mi? İşte o tıkırtı veya gıcırtı, genellikle mekanik aşınmanın, dişli boşluklarının ya da direksiyon kutusunun içindeki tork milinde biriken gerilimin açık bir habercisidir. Sistem üzerindeki direksiyon açı sensörü (G85 kodlu o meşhur parça) milimetrik olarak hangi açıda olduğunu beyne bildiremediğinde, araç hem ESP sistemini kilitler hem de direksiyon desteğini güvenlik gerekçesiyle bir anda kesiverir. İnsan gerçekten şaşırıyor; koca otomobili yönlendiren şey aslında küçücük bir optik sensörün okuduğu açı verisinden ibaret. Eğer sabahları aracı ilk çalıştırdığında direksiyon ağırlaşıyor ama birkaç kilometre sürdükten sonra kendine geliyorsa, yüksek ihtimalle şarj sistemindeki voltaj dalgalanmaları veya kutu kartındaki lehim çatlakları sana tatlı tatlı ilk uyarısını veriyordur, bu detayları kesinlikle es geçmemelisin.
Sorunu çözerken direkt en pahalı parçayı değiştirmeye kalkmak yerine, işe daima en temel elektrik kontrollerinden başlamak seni ciddi bir masraftan kurtarabilir. Akü voltajının marş anında kaç volta düştüğünü ölçtürmek, şasi kablosunun oksitlenip oksitlenmediğine bakmak ve direksiyon kutusunun altındaki ana besleme soketlerini temizletmek... Çoğu zaman ustaların "bu kutu bitmiş, yenisi değişecek" dediği senaryolarda, sadece bir kodlama güncellemesi veya tamir takımıyla değişen basit bir bilya bile direksiyonu ilk günkü fabrika ayarlarına döndürmeye yetebiliyor. Yine de o kırmızı direksiyon ışığı yandığında ısrarla aracı zorlayarak sürmeye çalışmamalısın; çünkü mekanik kilitlenme riski olmasa bile, desteksiz kalan ağır bir direksiyon kutusunu çevirmeye çalışırken direksiyon miline ve mafsallara katbekat fazla yük bindirip sağlam parçaları da bozabilirsin. Sürüş güvenliği her şeyden önce geldiği için, o küçük dijital uyarıları otomobilin seninle kurduğu bir iletişim dili olarak görüp vakit kaybetmeden uzman bir elektronikçinin yolunu tutmak en mantıklı adım olacaktır.
Hiç direksiyonu tam tur kırıp park yerinden çıkmaya çalışırken alt taraftan gelen o garip tıkırtı sesini dinledin mi? İşte o tıkırtı veya gıcırtı, genellikle mekanik aşınmanın, dişli boşluklarının ya da direksiyon kutusunun içindeki tork milinde biriken gerilimin açık bir habercisidir. Sistem üzerindeki direksiyon açı sensörü (G85 kodlu o meşhur parça) milimetrik olarak hangi açıda olduğunu beyne bildiremediğinde, araç hem ESP sistemini kilitler hem de direksiyon desteğini güvenlik gerekçesiyle bir anda kesiverir. İnsan gerçekten şaşırıyor; koca otomobili yönlendiren şey aslında küçücük bir optik sensörün okuduğu açı verisinden ibaret. Eğer sabahları aracı ilk çalıştırdığında direksiyon ağırlaşıyor ama birkaç kilometre sürdükten sonra kendine geliyorsa, yüksek ihtimalle şarj sistemindeki voltaj dalgalanmaları veya kutu kartındaki lehim çatlakları sana tatlı tatlı ilk uyarısını veriyordur, bu detayları kesinlikle es geçmemelisin.
Sorunu çözerken direkt en pahalı parçayı değiştirmeye kalkmak yerine, işe daima en temel elektrik kontrollerinden başlamak seni ciddi bir masraftan kurtarabilir. Akü voltajının marş anında kaç volta düştüğünü ölçtürmek, şasi kablosunun oksitlenip oksitlenmediğine bakmak ve direksiyon kutusunun altındaki ana besleme soketlerini temizletmek... Çoğu zaman ustaların "bu kutu bitmiş, yenisi değişecek" dediği senaryolarda, sadece bir kodlama güncellemesi veya tamir takımıyla değişen basit bir bilya bile direksiyonu ilk günkü fabrika ayarlarına döndürmeye yetebiliyor. Yine de o kırmızı direksiyon ışığı yandığında ısrarla aracı zorlayarak sürmeye çalışmamalısın; çünkü mekanik kilitlenme riski olmasa bile, desteksiz kalan ağır bir direksiyon kutusunu çevirmeye çalışırken direksiyon miline ve mafsallara katbekat fazla yük bindirip sağlam parçaları da bozabilirsin. Sürüş güvenliği her şeyden önce geldiği için, o küçük dijital uyarıları otomobilin seninle kurduğu bir iletişim dili olarak görüp vakit kaybetmeden uzman bir elektronikçinin yolunu tutmak en mantıklı adım olacaktır.