Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Güne kahve alıp arabaya bindiğinde o ilk marş sesinin ruh halini belirlemesi garip değil mi? Motor normalde sessizce mırıldanır, sen de yolun tadını çıkarmaya hazırlanırırsın ama bu sefer ortalıkta tuhaf bir şeyler var. Araç sanki nefessiz kalmış gibi titriyor, devir saati aşağı yukarı deli gibi dans ediyor... İşte tam o an kafanı kurcalayan o soru zihnine düşüyor, acaba bu sıkıntının kaynağı neresi?
Motorun kalbinde dönen o salyangoz şeklindeki parça var ya, işte o salyangoz yani turbo sadece hızlandığında değil aslında rölantide bile oyunun içindedir. Hani bazen derin bir nefes alamazsın da göğsün sıkışır ya, hah işte araban da tam olarak öyle hissediyor şu sıralar. İçerideki hava ve yakıt dengesi bir kere şaştı mı, o minik pervanelerin işini düzgün yapamaması bütün ritmi altüst etmeye yetiyor da artıyor bile.
Sürekli aynı devirde dönmesi gereken motor neden bir sağa bir sola savrulur ki sanki? Kaçak yapan bir hortum, yırtılan minicik bir diyafram ya da o hassas sensörlerin üzerine binen o yorgunluk... Bazen ustaya gidersin de "abi bişey yok" der ya, halbuki sen direksiyon başında o sarsıntıyı iliklerine kadar hissediyorsun, kimseye de anlatamazsın derdini.
Basit bir hava kaçağı bile bazen insanın ömrünü yer, arabanın beyni ne yapacağını şaşırır çünkü. Sensörler bir yandan "hava az" diye bağırır, diğer yandan beyin "yakıtı kes" komutu verir ve o çekişme rölantideki o sinir bozucu dalgalanma olarak sana geri döner... Aslında makineler de tıpkı bizim gibi strese giriyor, ne dersin?
Belki de sadece küçük bir contanın ömrü dolmuştur, kimbilir? O yüzden kaputu açıp şöyle bir bakmak gerek bazen, tabii neye bakacağını biliyorsan. Motorun o karmaşık dünyasında kaybolmaktansa işin ehline güvenmek en iyisi ama insan yine de bilmek istiyor işte, nedenini, niçini...
Hani derler ya can çıkar huy çıkmaz, bu araba arızaları da tam öyle bir şeydir işte. Bugün rölantide başlayan o minik titreme, yarın yolda bırakır adamı, aman dikkat et. Parçalar eskiyor, metaller yoruluyor, biz yaşlandıkça arabalar da yaşlanıyor neticede.
Motorun kalbinde dönen o salyangoz şeklindeki parça var ya, işte o salyangoz yani turbo sadece hızlandığında değil aslında rölantide bile oyunun içindedir. Hani bazen derin bir nefes alamazsın da göğsün sıkışır ya, hah işte araban da tam olarak öyle hissediyor şu sıralar. İçerideki hava ve yakıt dengesi bir kere şaştı mı, o minik pervanelerin işini düzgün yapamaması bütün ritmi altüst etmeye yetiyor da artıyor bile.
Sürekli aynı devirde dönmesi gereken motor neden bir sağa bir sola savrulur ki sanki? Kaçak yapan bir hortum, yırtılan minicik bir diyafram ya da o hassas sensörlerin üzerine binen o yorgunluk... Bazen ustaya gidersin de "abi bişey yok" der ya, halbuki sen direksiyon başında o sarsıntıyı iliklerine kadar hissediyorsun, kimseye de anlatamazsın derdini.
Basit bir hava kaçağı bile bazen insanın ömrünü yer, arabanın beyni ne yapacağını şaşırır çünkü. Sensörler bir yandan "hava az" diye bağırır, diğer yandan beyin "yakıtı kes" komutu verir ve o çekişme rölantideki o sinir bozucu dalgalanma olarak sana geri döner... Aslında makineler de tıpkı bizim gibi strese giriyor, ne dersin?
Belki de sadece küçük bir contanın ömrü dolmuştur, kimbilir? O yüzden kaputu açıp şöyle bir bakmak gerek bazen, tabii neye bakacağını biliyorsan. Motorun o karmaşık dünyasında kaybolmaktansa işin ehline güvenmek en iyisi ama insan yine de bilmek istiyor işte, nedenini, niçini...
Hani derler ya can çıkar huy çıkmaz, bu araba arızaları da tam öyle bir şeydir işte. Bugün rölantide başlayan o minik titreme, yarın yolda bırakır adamı, aman dikkat et. Parçalar eskiyor, metaller yoruluyor, biz yaşlandıkça arabalar da yaşlanıyor neticede.