Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün mahalledeki o küçük dondurmacının önünden geçiyordum, canım nasıl çekti anlatamam... Bir top keçi sütlü dondurmayı ağzıma atmamla birlikte beynimden vurulmuşa döndüm abi! Sanki çenemin ortasına elektrik vermişler gibi bir sızı, anlatması bile tüylerimi ürpertiyor vallahi. İşte tam o an anladım ki, bizim emektar dişler yine alarm vermeye başlamış. Zaten o koruyucu mine tabakası bir kere incelmeye görsün, altındaki o dikey uzanan minik dentin tübülleri dımdızlak kalıyor ortada. Sıcak bir çay çekersin sızlar, soğuk su içersin bıçak saplanır... Yani o kanalmsı yapılar doğrudan dişin sinir merkezine, o pulpa dediğimiz canlı dokuya sıcaklık değişimlerini paldır küldür iletmeye başlıyor.
Gece yarısı aniden gelen o tatlı krizlerini bilirsin değil mi? Geçen hafta mutfağa dalıp dolaptaki turşuya sarıldım ben de, sonra gelsin pişmanlık. Asitli gıdalar, o çok sevdiğimiz gazlı içecekler falan derken dişin dış zırhını resmen kendi ellerimizle eritiyoruz ya. Asetik asit, sitrik asit falan dinlemiyor bu mine; yavaş yavaş çözünüyor işte. Mine eroded olunca da ne oluyor? Sıcak-soğuk hassasiyeti kaçınılmaz bir son olarak kapına dayanıyor. Aslında dişi koruyan o kalkan ortadan kalkıyor bir nevi, geriye sadece o savunmasız dentin dokusu kalıyor...
Sabahları alelacele işe yetişmeye çalışırken diş fırçasına macunu doldurup hınçla bastıranlardansan, yandın. Sert kıllı fırçayı alıp fırçalama değil resmen zımparalama yapıyoruz bazen vallahi billahi. Servikal bölgede, yani dişin tam diş etiyle birleştiği o hassas sınırda servikal abrazyon dediğimiz mikro çizikler, mekanik aşınmalar oluşuyor zamanla. Yavaş fırçala be kardeşim, kaçırmıyorlar ya dişini! Zaten diş eti dişten hafifçe çekilmeye, yani gingival rekesyon dediğimiz durum oluşmaya başladı mı, root dediğimiz o kök yüzeyi açığa çıkıyor. Kök yüzeyinde mine de yok ki...
Aha bak burası çok önemli! Hani stresi içimize atıyoruz, akşamları dişlerimizi gıcırdata gıcırdata uyuyoruz ya... Bruxism derler tıp dilinde buna, yani bildiğin diş sıkma. İnsan fark etmiyor gece ne yaptığını ama sabah bir uyanıyorsun çene kemiklerin bile sızlıyor. O devasa çiğneme kuvveti dişlerin üzerinde mikro çatlaklar yaratıyor abi, inanılır gibi değil. Dişin minik mikron düzeyindeki o koruyucu katmanları çatlayınca, dışarıdan gelen en ufak bir uyaran direkt sinire temas ediyor sanki. Dişlerini sıkıyorsun, sonra niye bu diş sızlıyor...
Bazen de tam tersi oluyor, gidiyorsun hekime 'Aman hocam bir dolgu yap, bir temizle şunları' diyorsun. Sonra bir bakmışsın, operasyon sonrası o birkaç gün boyunca bir şey yiyip içemez olmuşsun. Operatif girişimler sonrası gingival dokunun ya da pulpik dokunun bir süre irite olması kadar doğal bir şey yok aslında, panik yapmamak lazım. Dentin tübüllerinin sızdırmazlığını sağlayan o yapılar geçici bir şok yaşıyor resmen. Zamanla kendi kendine o tübüler tıkama mekanizmasını devreye sokuyor vücut ama... İşte o süreçte insanı bayağı bir darlıyor.
Ne yapacağız peki, pes mi edeceğiz bu sızıya? Şöyle potasyum nitrat içeren ya da arjinin teknolojili hassasiyet macunlarına bir şans vermek lazım abi. Bunlar ne yapıyor biliyor musun; gidiyor o açıkta kalan dentin kanalçıklarının ağzını bir tıp gibi kapatıyor resmen. Sıcak ya da soğuk geçmeye çalışsa da duvara çarpıyor, sinire ulaşamıyor bir nevi. Bir de tabii o asitli içecekleri içtikten hemen sonra diş fırçalamaya koşmayacaksın, tükürüğün pH dengesini nötrlemesini bekleyeceksin biraz. Vallahi bak, dişine biraz kibar davranırsan o da sana öyle bir konfor sunuyor ki, ne dondurmadan korkuyorsun ne de buzlu bir sudan...
Gece yarısı aniden gelen o tatlı krizlerini bilirsin değil mi? Geçen hafta mutfağa dalıp dolaptaki turşuya sarıldım ben de, sonra gelsin pişmanlık. Asitli gıdalar, o çok sevdiğimiz gazlı içecekler falan derken dişin dış zırhını resmen kendi ellerimizle eritiyoruz ya. Asetik asit, sitrik asit falan dinlemiyor bu mine; yavaş yavaş çözünüyor işte. Mine eroded olunca da ne oluyor? Sıcak-soğuk hassasiyeti kaçınılmaz bir son olarak kapına dayanıyor. Aslında dişi koruyan o kalkan ortadan kalkıyor bir nevi, geriye sadece o savunmasız dentin dokusu kalıyor...
Sabahları alelacele işe yetişmeye çalışırken diş fırçasına macunu doldurup hınçla bastıranlardansan, yandın. Sert kıllı fırçayı alıp fırçalama değil resmen zımparalama yapıyoruz bazen vallahi billahi. Servikal bölgede, yani dişin tam diş etiyle birleştiği o hassas sınırda servikal abrazyon dediğimiz mikro çizikler, mekanik aşınmalar oluşuyor zamanla. Yavaş fırçala be kardeşim, kaçırmıyorlar ya dişini! Zaten diş eti dişten hafifçe çekilmeye, yani gingival rekesyon dediğimiz durum oluşmaya başladı mı, root dediğimiz o kök yüzeyi açığa çıkıyor. Kök yüzeyinde mine de yok ki...
Aha bak burası çok önemli! Hani stresi içimize atıyoruz, akşamları dişlerimizi gıcırdata gıcırdata uyuyoruz ya... Bruxism derler tıp dilinde buna, yani bildiğin diş sıkma. İnsan fark etmiyor gece ne yaptığını ama sabah bir uyanıyorsun çene kemiklerin bile sızlıyor. O devasa çiğneme kuvveti dişlerin üzerinde mikro çatlaklar yaratıyor abi, inanılır gibi değil. Dişin minik mikron düzeyindeki o koruyucu katmanları çatlayınca, dışarıdan gelen en ufak bir uyaran direkt sinire temas ediyor sanki. Dişlerini sıkıyorsun, sonra niye bu diş sızlıyor...
Bazen de tam tersi oluyor, gidiyorsun hekime 'Aman hocam bir dolgu yap, bir temizle şunları' diyorsun. Sonra bir bakmışsın, operasyon sonrası o birkaç gün boyunca bir şey yiyip içemez olmuşsun. Operatif girişimler sonrası gingival dokunun ya da pulpik dokunun bir süre irite olması kadar doğal bir şey yok aslında, panik yapmamak lazım. Dentin tübüllerinin sızdırmazlığını sağlayan o yapılar geçici bir şok yaşıyor resmen. Zamanla kendi kendine o tübüler tıkama mekanizmasını devreye sokuyor vücut ama... İşte o süreçte insanı bayağı bir darlıyor.
Ne yapacağız peki, pes mi edeceğiz bu sızıya? Şöyle potasyum nitrat içeren ya da arjinin teknolojili hassasiyet macunlarına bir şans vermek lazım abi. Bunlar ne yapıyor biliyor musun; gidiyor o açıkta kalan dentin kanalçıklarının ağzını bir tıp gibi kapatıyor resmen. Sıcak ya da soğuk geçmeye çalışsa da duvara çarpıyor, sinire ulaşamıyor bir nevi. Bir de tabii o asitli içecekleri içtikten hemen sonra diş fırçalamaya koşmayacaksın, tükürüğün pH dengesini nötrlemesini bekleyeceksin biraz. Vallahi bak, dişine biraz kibar davranırsan o da sana öyle bir konfor sunuyor ki, ne dondurmadan korkuyorsun ne de buzlu bir sudan...