Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Otomobilin koltuğuna kurulup kontağı çevirdiğinizde, gösterge panelinde beliren o küçük, sarı, hantal simgeyi fark etmişsinizdir mutlaka; hani şu altı tırtıklı, içinde ünlem işareti olan yarım daireyi... İşte o küçük lamba, modern otomotiv dünyasının bize sunduğu en sadık koruyuculardan biri olan TPMS sisteminin, yani Türkçe adıyla Lastik Basıncı İzleme Sistemi’nin ta kendisidir. Eski model arabalarda lastiğin indiğini anlamak için ya jantın üzerine oturmasını beklerdik ya da her sabah araca binmeden önce tekerleklere şöyle kallavi bir tekme savururduk. Şimdilerde ise bu teknoloji sayesinde, tekerlek daha milim milim hava kaçırmaya başladığı an, yani siz direksiyon başında henüz hiçbir gariplik hissetmiyorken durumdan haberdar olabiliyorsunuz. Sistemin temel amacı, aracın yolla temas eden yegane noktası olan lastiklerin ideal hava basıncında kalmasını sağlayarak hem can güvenliğinizi korumak hem de cebinizden fazladan yakıt parası çıkmasını engellemek aslında. Yani o ışık yandığında sinirlenmek yerine, arabanızın size fısıldadığı gizli bir güvenlik uyarısını dinlediğinizi bilmekte fayda var.
Peki bu sistem arkada planda bizim ruhumuz bile duymadan nasıl bir mesai harcıyor, tekerleğin içindeki o havayı nasıl ölçüyor derseniz, karşımıza iki farklı mühendislik harikası çıkıyor. Doğrudan sistem dediğimiz bir yöntem var ki, bana göre işin en dürüst çalışan, en net sonuç veren kısmı burasıdır diyebilirim. Bu sistemde, her bir tekerleğin tam kalbine, yani jantın iç kısmındaki sibobun arkasına küçük, pilli ve kablosuz çalışan sensörler yerleştirilir. Bu minik cihazlar, lastiğin içindeki havanın basıncını ve hatta sıcaklığını anlık olarak ölçüp radyo dalgalarıyla doğrudan aracın ana bilgisayarına postalar. Havanın kaç bar olduğunu, lastiğin içeride ne kadar ısındığını kuruşu kuruşuna, santimi santimine ekranda görürsünüz. Dolayısıyla doğrudan sistem, tekerleğin içindeki basınç değişimlerini hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan, doğrudan kaynağından haber alan oldukça titiz bir muhabir gibidir...
Diğer tarafta ise biraz daha kurnazca, biraz daha masrafsız ama bir o kadar da dolaylı yoldan çalışan ikinci bir yöntem mevcut. Dolaylı TPMS sistemi dediğimiz bu mekanizma, lastiğin içine ekstra hiçbir sensör veya pil koymadan, tamamen aracın mevcut ABS fren sistemindeki hız algılayıcılarını kullanır. Fizik kuralları der ki, bir lastiğin havası inerse çapı küçülür ve çapı küçülen bir tekerlek, diğer sağlam tekerleklere yetişebilmek için onlardan çok daha hızlı dönmek zorunda kalır. İşte arabanın beyni, tekerlekler arasındaki bu dönüş hızı farkını yakaladığı an "Yahu bu tekerlek neden diğerlerinden daha hızlı dönüyor, kesin bunun havası kaçtı" diyerek alarmı basıverir. Akıllıca bir yöntem, kabul etmek gerek; fakat lastiğin havasını doğrudan ölçmediği için bazen ani hava değişimlerinde ya da tüm lastikler aynı anda eşit miktarda hava kaçırdığında kafası biraz karışabiliyor, gerçeği tam yansıtamayabiliyor.
Yolda giderken o meşhur sarı lambanın aniden yanması, aslında her sürücünün hayatında en az birkaç kez tecrübe ettiği, insanı hafifçe irkilten o anlardan biridir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda paniğe kapılıp hemen frene asılmak yerine, sakin kalıp direksiyonu sıkıca tutarak aracı güvenli bir cebe veya en yakın benzinliğe çekmek en mantıklı hareket olacaktır. Çünkü lastiğin aniden mi gümlediğini, yoksa içine batan küçük bir çivi yüzünden yavaş yavaş mı nefes tükettiğini sadece göstergeye bakarak anlamak pek mümkün olmaz. Benzinliğe vardığınızda dijital bir hava saatiyle dört tekerleğin de basıncını arabanın kapı eşiğinde yazan fabrika değerlerine göre tek tek kontrol etmelisiniz. Eğer basınçlar tam görünüyorsa ve lamba hala ısrarla yanmaya devam ediyorsa, sistemin kendi içinde bir senkronizasyon hatası yaşanıyor olabilir... Bazen de mevsim geçişlerinde, özellikle kışın ilk soğukları bastırdığında hava büzüştüğü için bu ışık yanar ki, bu tamamen doğanın kanunudur ve sadece biraz hava takviyesiyle çözülür.
Zaman zaman sürücülerden "Bu sistem sürekli hata veriyor, lastik sağlam ama ışık sönmüyor" gibi şikayetleri çok sık duyarım ve genellikle arkasındaki sebep oldukça basittir. Doğrudan TPMS kullanan araçlardaki o minik sensörlerin içinde, üreticiye bağlı olarak değişen ama ortalama beş ila yedi yıl ömrü olan küçük piller bulunur. Bu piller zamanla bittiğinde ya da yoldaki çukurlara sertçe girildiğinde sensörler zarar görebilir ve araç bilgisayarıyla iletişimi koparabilir. Bir de tabii lastikçide lastik değişimi veya tamiri yapılırken, levye kullanan ustanın dikkatsizliği sonucu jantın arkasındaki o narin sensörün kırılması çok sık rastlanan bir talihsizliktir. Dolayısıyla lastiklerinizi değiştireceğiniz zaman ustaya aracınızda sensörlü sistem olduğunu mutlaka hatırlatın, hatırlatın ki daha sonra durduk yere yeni bir sensör maliyetiyle karşı karşıya kalmayın. Son olarak, lastik havalarını doğru değerlere getirdikten sonra aracın yol bilgisayarından sistemi "resetlemek" yani sıfırlamak gerektiğini de unutmamak gerek; aksi takdirde araba hala eski arıza hafızasıyla yaşayacağından o inatçı sarı ışık gözünüzü almaya devam edecektir.
Peki bu sistem arkada planda bizim ruhumuz bile duymadan nasıl bir mesai harcıyor, tekerleğin içindeki o havayı nasıl ölçüyor derseniz, karşımıza iki farklı mühendislik harikası çıkıyor. Doğrudan sistem dediğimiz bir yöntem var ki, bana göre işin en dürüst çalışan, en net sonuç veren kısmı burasıdır diyebilirim. Bu sistemde, her bir tekerleğin tam kalbine, yani jantın iç kısmındaki sibobun arkasına küçük, pilli ve kablosuz çalışan sensörler yerleştirilir. Bu minik cihazlar, lastiğin içindeki havanın basıncını ve hatta sıcaklığını anlık olarak ölçüp radyo dalgalarıyla doğrudan aracın ana bilgisayarına postalar. Havanın kaç bar olduğunu, lastiğin içeride ne kadar ısındığını kuruşu kuruşuna, santimi santimine ekranda görürsünüz. Dolayısıyla doğrudan sistem, tekerleğin içindeki basınç değişimlerini hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan, doğrudan kaynağından haber alan oldukça titiz bir muhabir gibidir...
Diğer tarafta ise biraz daha kurnazca, biraz daha masrafsız ama bir o kadar da dolaylı yoldan çalışan ikinci bir yöntem mevcut. Dolaylı TPMS sistemi dediğimiz bu mekanizma, lastiğin içine ekstra hiçbir sensör veya pil koymadan, tamamen aracın mevcut ABS fren sistemindeki hız algılayıcılarını kullanır. Fizik kuralları der ki, bir lastiğin havası inerse çapı küçülür ve çapı küçülen bir tekerlek, diğer sağlam tekerleklere yetişebilmek için onlardan çok daha hızlı dönmek zorunda kalır. İşte arabanın beyni, tekerlekler arasındaki bu dönüş hızı farkını yakaladığı an "Yahu bu tekerlek neden diğerlerinden daha hızlı dönüyor, kesin bunun havası kaçtı" diyerek alarmı basıverir. Akıllıca bir yöntem, kabul etmek gerek; fakat lastiğin havasını doğrudan ölçmediği için bazen ani hava değişimlerinde ya da tüm lastikler aynı anda eşit miktarda hava kaçırdığında kafası biraz karışabiliyor, gerçeği tam yansıtamayabiliyor.
Yolda giderken o meşhur sarı lambanın aniden yanması, aslında her sürücünün hayatında en az birkaç kez tecrübe ettiği, insanı hafifçe irkilten o anlardan biridir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda paniğe kapılıp hemen frene asılmak yerine, sakin kalıp direksiyonu sıkıca tutarak aracı güvenli bir cebe veya en yakın benzinliğe çekmek en mantıklı hareket olacaktır. Çünkü lastiğin aniden mi gümlediğini, yoksa içine batan küçük bir çivi yüzünden yavaş yavaş mı nefes tükettiğini sadece göstergeye bakarak anlamak pek mümkün olmaz. Benzinliğe vardığınızda dijital bir hava saatiyle dört tekerleğin de basıncını arabanın kapı eşiğinde yazan fabrika değerlerine göre tek tek kontrol etmelisiniz. Eğer basınçlar tam görünüyorsa ve lamba hala ısrarla yanmaya devam ediyorsa, sistemin kendi içinde bir senkronizasyon hatası yaşanıyor olabilir... Bazen de mevsim geçişlerinde, özellikle kışın ilk soğukları bastırdığında hava büzüştüğü için bu ışık yanar ki, bu tamamen doğanın kanunudur ve sadece biraz hava takviyesiyle çözülür.
Zaman zaman sürücülerden "Bu sistem sürekli hata veriyor, lastik sağlam ama ışık sönmüyor" gibi şikayetleri çok sık duyarım ve genellikle arkasındaki sebep oldukça basittir. Doğrudan TPMS kullanan araçlardaki o minik sensörlerin içinde, üreticiye bağlı olarak değişen ama ortalama beş ila yedi yıl ömrü olan küçük piller bulunur. Bu piller zamanla bittiğinde ya da yoldaki çukurlara sertçe girildiğinde sensörler zarar görebilir ve araç bilgisayarıyla iletişimi koparabilir. Bir de tabii lastikçide lastik değişimi veya tamiri yapılırken, levye kullanan ustanın dikkatsizliği sonucu jantın arkasındaki o narin sensörün kırılması çok sık rastlanan bir talihsizliktir. Dolayısıyla lastiklerinizi değiştireceğiniz zaman ustaya aracınızda sensörlü sistem olduğunu mutlaka hatırlatın, hatırlatın ki daha sonra durduk yere yeni bir sensör maliyetiyle karşı karşıya kalmayın. Son olarak, lastik havalarını doğru değerlere getirdikten sonra aracın yol bilgisayarından sistemi "resetlemek" yani sıfırlamak gerektiğini de unutmamak gerek; aksi takdirde araba hala eski arıza hafızasıyla yaşayacağından o inatçı sarı ışık gözünüzü almaya devam edecektir.