Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp da o eski, çocuksu silüeti görmek... İnsanın canını bazen hiç yoktan sıkan, içini kemiren o eksiklik hissi yok mu, vallahi çok iyi biliyorum. Kadın dediğin, kendi bedeninde bir yabancı gibi yaşamak istemez nihayetinde; o kıvrımların, o özgüvenin yerli yerinde durmasını arzular en doğal hakkı olarak. Ameliyat masasına giden yol aslında fiziksel bir değişimden ziyade, ruhun o kaybolan parçasını arama yolculuğudur desem, abartmış olmam herhalde. Kolay değil tabi, bir sabah uyanacaksınız ve göğsünüzde bambaşka bir ağırlık, bambaşka bir form olacak...
Hastanenin o steril kokusu, koridorlardaki o bitmek bilmeyen tıkırtılar insanı ürkütür ilkin. Doktorunuzla o son konuşmayı yaparken, çizimler yapılırken içinizden "Doğru mu yapıyorum acaba?" sorusu geçer, geçer de gidemez bir türlü. Genel anestezi dedikleri o derin, dipsiz uykuya dalmadan hemen önce, hayatınızın yeni bir sayfasına gözlerinizi kapatırsınız. Ne kadar sürecek ki zaten, taş çatlasın bir buçuk, bilemedin iki saatlik bir zaman dilimi... Sonrası bambaşka bir sen, bambaşka bir duruş.
Cerrahın eli, bir heykeltıraşın titizliğiyle dokunur o dokuya; nereye, nasıl yerleştireceğini milim milim hesaplar. Kasın altına mı koysak o jeli, yoksa kas zarının hemen üstü daha mı doğal durur sorusu, tamamen sizin o kendinize has anatominizle alakalı bir bilmece aslında. Hani derler ya, herkesin kumaşı farklıdır diye, işte tam olarak öyle. O kesinin açıldığı yer, meme altı çizgisi olur genelde ki, sonradan bakınca kimseler anlamasın, sır olarak kalsın o küçük çizgi...
Yumuşacık, dokunduğunda sanki hep oradaymış hissi veren o yeni nesil silikonlar yok mu, teknoloji gerçekten mucize gibi bir şey abi ya. Yuvarlağı var, damla modeli var; hangisi senin göğüs kafesine, o hayal ettiğin dekolteye yakışacaksa ona karar veriliyor önceden. Önemli olan dışarıdan bakıldığında "Ben buradayım" diye bağırmayan, vücudunla senkronize duran bir hacim yakalayabilmek. Aynadaki o yabancıyı, kendi ellerinle tanıdık kılma sanatı bu bir bakıma.
İlk birkaç gün o göğüsteki gerginlik, baskı hissi... İnsana nefes alırken bile "Eyvah ne oldu" dedirtebilir, hiç korkmayın, geçiyor. Kasların o yeni misafire alışması, onu kabullenmesi biraz zaman alıyor haliyle, vücut da haklı neticede. Ağrılar sızılar, modern tıbbın getirdiği o küçük şifalı ilaçlarla uçup gidiyor zaten, yeter ki siz kendinize biraz şefkat gösterin bu süreçte. Zira o yataktan kalkıp ilk adımı attığınız an, omuzlarınızın dikleştiğini, yürüyüşünüzün bile değiştiğini fark edeceksiniz.
Zaman su gibi akıp giderken, haftalar haftaları kovalarken, o sertlik yerini yumuşak bir doğallığa bırakıyor usulca. Bir bakmışsınız, o eski kıyafetlerin içinde bambaşka, dolgun ve tam da hayal ettiğiniz gibi duran bir beden var karşınızda. İnsanın kendine yaptığı bu en mahrem yatırım, o aynadaki gülümsemede gizli aslında...
Hastanenin o steril kokusu, koridorlardaki o bitmek bilmeyen tıkırtılar insanı ürkütür ilkin. Doktorunuzla o son konuşmayı yaparken, çizimler yapılırken içinizden "Doğru mu yapıyorum acaba?" sorusu geçer, geçer de gidemez bir türlü. Genel anestezi dedikleri o derin, dipsiz uykuya dalmadan hemen önce, hayatınızın yeni bir sayfasına gözlerinizi kapatırsınız. Ne kadar sürecek ki zaten, taş çatlasın bir buçuk, bilemedin iki saatlik bir zaman dilimi... Sonrası bambaşka bir sen, bambaşka bir duruş.
Cerrahın eli, bir heykeltıraşın titizliğiyle dokunur o dokuya; nereye, nasıl yerleştireceğini milim milim hesaplar. Kasın altına mı koysak o jeli, yoksa kas zarının hemen üstü daha mı doğal durur sorusu, tamamen sizin o kendinize has anatominizle alakalı bir bilmece aslında. Hani derler ya, herkesin kumaşı farklıdır diye, işte tam olarak öyle. O kesinin açıldığı yer, meme altı çizgisi olur genelde ki, sonradan bakınca kimseler anlamasın, sır olarak kalsın o küçük çizgi...
Yumuşacık, dokunduğunda sanki hep oradaymış hissi veren o yeni nesil silikonlar yok mu, teknoloji gerçekten mucize gibi bir şey abi ya. Yuvarlağı var, damla modeli var; hangisi senin göğüs kafesine, o hayal ettiğin dekolteye yakışacaksa ona karar veriliyor önceden. Önemli olan dışarıdan bakıldığında "Ben buradayım" diye bağırmayan, vücudunla senkronize duran bir hacim yakalayabilmek. Aynadaki o yabancıyı, kendi ellerinle tanıdık kılma sanatı bu bir bakıma.
İlk birkaç gün o göğüsteki gerginlik, baskı hissi... İnsana nefes alırken bile "Eyvah ne oldu" dedirtebilir, hiç korkmayın, geçiyor. Kasların o yeni misafire alışması, onu kabullenmesi biraz zaman alıyor haliyle, vücut da haklı neticede. Ağrılar sızılar, modern tıbbın getirdiği o küçük şifalı ilaçlarla uçup gidiyor zaten, yeter ki siz kendinize biraz şefkat gösterin bu süreçte. Zira o yataktan kalkıp ilk adımı attığınız an, omuzlarınızın dikleştiğini, yürüyüşünüzün bile değiştiğini fark edeceksiniz.
Zaman su gibi akıp giderken, haftalar haftaları kovalarken, o sertlik yerini yumuşak bir doğallığa bırakıyor usulca. Bir bakmışsınız, o eski kıyafetlerin içinde bambaşka, dolgun ve tam da hayal ettiğiniz gibi duran bir beden var karşınızda. İnsanın kendine yaptığı bu en mahrem yatırım, o aynadaki gülümsemede gizli aslında...