Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Gösterge panelinde birdenbire beliren o küçük sarı simge, sanki sabah kahveni yudumlarken zihnini kurcalayan tanıdık bir endişe gibidir. Lastik basınç izleme sisteminin, yani uzun adıyla TPMS'in o sessiz uyarısı, uzun yola çıkmadan hemen önce ya da akşam eve dönerken canını biraz sıkabilir. Aslında bu lamba, aracın seninle konuşma biçimlerinden sadece biridir; yolda güvende kalmanı fısıldar ama bazen de ufak tefek sensör karmaşaları yüzünden yalancı çobanlık yapar...
Sistem, tekerleklerin içindeki minik radyo frekans vericileriyle sürekli haberleşir ve havanın ideal değerden biraz bile sapmasını hemen sezer. Özellikle mevsim geçişlerinde, sabah serinliğiyle öğlen sıcağı arasındaki ani ısı değişimleri lastiklerin içindeki basıncı doğrudan etkiler. Hava sıcaklığındaki her on derecelik düşüş, lastik basıncında fark edilir bir azalmaya yol açar ve göstergedeki o lamba işte bu yüzden birdenbire yanıp sönverir...
Peki ya lastiklerin havası tam yerindeyken o lamba neden hâlâ yanmaya devam eder hiç düşündün mü? İşte bu noktada işin içine elektronik detaylar giriyor; tekerlek değişiminden sonra sistemin hafızasının sıfırlanmamış olması ya da radyo dalgalarındaki parazitler sensörlerin kafasını karıştırabiliyor. Lastikçide yapılan rotasyon işlemlerinden sonra sistem eski konumları hatırlayamadığı için sana sanki bir sorun varmış gibi ısrarla sinyal göndermeye devam eder...
Zamanla tekerleklerin içindeki o hassas sensörlerin pilleri de tükenmeye yüz tutar ve bu da en sık rastlanan arıza sebeplerinden biridir. Ortalama beş ile yedi yıl arasında değişen bu pil ömrü bittiğinde, sensör tamamen susar ve bilgisayar sinyal alamadığı için doğrudan arıza lambasını yakar. Pil değişimi genellikle tek başına mümkün olmadığından, sensörün komple yenilenmesi gerekebilir ki bu da sürücüler için can sıkıcı ama kaçınılmaz bir masraftır...
Fakat bazen de sorun tamamen fiziksel bir darbeden ya da lastik sökme takma sırasında kırılan sibop başlıklarından kaynaklanır. Lastik tamircisinin levye ile yaptığı dikkatsiz bir hareket, o narin plastik ya da metal sensör gövdesini içten çatlatabilir ve sen bunu ancak lastik havanın sürekli yavaşça inmesinden anlarsın. Asfalttaki derin çukurlara hızlıca girmek de bu hassas parçaların lehim yerlerinden kopmasına veya yerinden oynamasına zemin hazırlar...
Bütün bu karmaşık durumların ortasında bazen sadece lastik havalarını doğru değere getirip sistemi sıfırlamak her şeyi bir anda çözüverir. Torpido gözünün içinde ya da direksiyonun altındaki o küçük set düğmesine birkaç saniye basılı tuttuğunuzda, araç yeni değerleri hafızasına kaydeder ve lamba söner... Tabii her zaman işler bu kadar kolay yürümüyor, bazen de derine inmek, bilgisayara bağlatıp hangi tekerleğin sinyal vermediğini tek tek aramak gerekiyor...
Sistem, tekerleklerin içindeki minik radyo frekans vericileriyle sürekli haberleşir ve havanın ideal değerden biraz bile sapmasını hemen sezer. Özellikle mevsim geçişlerinde, sabah serinliğiyle öğlen sıcağı arasındaki ani ısı değişimleri lastiklerin içindeki basıncı doğrudan etkiler. Hava sıcaklığındaki her on derecelik düşüş, lastik basıncında fark edilir bir azalmaya yol açar ve göstergedeki o lamba işte bu yüzden birdenbire yanıp sönverir...
Peki ya lastiklerin havası tam yerindeyken o lamba neden hâlâ yanmaya devam eder hiç düşündün mü? İşte bu noktada işin içine elektronik detaylar giriyor; tekerlek değişiminden sonra sistemin hafızasının sıfırlanmamış olması ya da radyo dalgalarındaki parazitler sensörlerin kafasını karıştırabiliyor. Lastikçide yapılan rotasyon işlemlerinden sonra sistem eski konumları hatırlayamadığı için sana sanki bir sorun varmış gibi ısrarla sinyal göndermeye devam eder...
Zamanla tekerleklerin içindeki o hassas sensörlerin pilleri de tükenmeye yüz tutar ve bu da en sık rastlanan arıza sebeplerinden biridir. Ortalama beş ile yedi yıl arasında değişen bu pil ömrü bittiğinde, sensör tamamen susar ve bilgisayar sinyal alamadığı için doğrudan arıza lambasını yakar. Pil değişimi genellikle tek başına mümkün olmadığından, sensörün komple yenilenmesi gerekebilir ki bu da sürücüler için can sıkıcı ama kaçınılmaz bir masraftır...
Fakat bazen de sorun tamamen fiziksel bir darbeden ya da lastik sökme takma sırasında kırılan sibop başlıklarından kaynaklanır. Lastik tamircisinin levye ile yaptığı dikkatsiz bir hareket, o narin plastik ya da metal sensör gövdesini içten çatlatabilir ve sen bunu ancak lastik havanın sürekli yavaşça inmesinden anlarsın. Asfalttaki derin çukurlara hızlıca girmek de bu hassas parçaların lehim yerlerinden kopmasına veya yerinden oynamasına zemin hazırlar...
Bütün bu karmaşık durumların ortasında bazen sadece lastik havalarını doğru değere getirip sistemi sıfırlamak her şeyi bir anda çözüverir. Torpido gözünün içinde ya da direksiyonun altındaki o küçük set düğmesine birkaç saniye basılı tuttuğunuzda, araç yeni değerleri hafızasına kaydeder ve lamba söner... Tabii her zaman işler bu kadar kolay yürümüyor, bazen de derine inmek, bilgisayara bağlatıp hangi tekerleğin sinyal vermediğini tek tek aramak gerekiyor...