Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Toyota sahibi olmak yollarda huzur verir derler ya, bazen o huzur küçük bir kaza ya da park yerinde gelen garip bir sesle aniden bozulur.
Hasar anı geldiğinde insanın eli ayağı birbirine dolaşır, o parlak kaportadaki ilk çiziği görmek sanki canınızdan bir parça kopmuş gibi hissettirir.
Sigorta poliçesini imzalarken kimse arıza ya da kaza anında yaşanacak bürokrasiyi düşünmek istemez, poliçe kağıtları torpido gözünde öylece sessizce bekler.
Asıl mesele kasko yaptırmak değil, o poliçenin arka planındaki gizli detayların gerçek hayatta nasıl çalıştığını tam olarak bilmektir.
Yetkili servis ile sigorta şirketi arasındaki o görünmez çekişme bazen araç sahibini iki ateş arasında bırakır, parça beklemek ömrü tüketir.
Orijinal parça kullanımı konusunda sigorta şirketlerinin çıkardığı zorlukları yaşamadan anlamak imkansızdır, yan sanayi parça insanın içine bir türlü sinmez.
Kimi poliçeler ikame araç konusunda son derece cömert davrandığı iddia edilir ama iş uygulamaya gelince o arabayı bulmak deveye hendek atlatmaktan beterdir.
Küçük bir cam çatlağının bile kaskodan değiştirilmesinin hasarsızlık indirimini nasıl yaktığını görünce insan kendi kendine "acaba cebimden mi ödeseydim" diye sormadan edemiyor.
Poliçe yenileme dönemi yaklaştığında gelen o yüksek rakamlar karşısında insanın gözleri yuvalarından fırlar, yıllarca kazasız gezip de prim artışıyla karşılaşmak büyük haksızlık.
Yetkili servislerin işçilik maliyetleri ve sigorta şirketlerinin ödediği tazminat limitleri arasındaki uçurum, maalesef doğrudan araç sahibinin omuzlarına yükleniyor.
Hasar dosyası açtırdıktan sonra eksperin verdiği kararı beklemek sabır taşını çatlatır, her gün müşteri hizmetlerini aramak insanı adeta bir dedektife çevirir.
Aslında iyi bir sigorta poliçesi sadece arabayı değil, o kaza anındaki psikolojinizi de koruyabilmeli... yoksa kağıt üstündeki teminatların hiçbir kıymeti harbiyesi kalmıyor.
Hasar anı geldiğinde insanın eli ayağı birbirine dolaşır, o parlak kaportadaki ilk çiziği görmek sanki canınızdan bir parça kopmuş gibi hissettirir.
Sigorta poliçesini imzalarken kimse arıza ya da kaza anında yaşanacak bürokrasiyi düşünmek istemez, poliçe kağıtları torpido gözünde öylece sessizce bekler.
Asıl mesele kasko yaptırmak değil, o poliçenin arka planındaki gizli detayların gerçek hayatta nasıl çalıştığını tam olarak bilmektir.
Yetkili servis ile sigorta şirketi arasındaki o görünmez çekişme bazen araç sahibini iki ateş arasında bırakır, parça beklemek ömrü tüketir.
Orijinal parça kullanımı konusunda sigorta şirketlerinin çıkardığı zorlukları yaşamadan anlamak imkansızdır, yan sanayi parça insanın içine bir türlü sinmez.
Kimi poliçeler ikame araç konusunda son derece cömert davrandığı iddia edilir ama iş uygulamaya gelince o arabayı bulmak deveye hendek atlatmaktan beterdir.
Küçük bir cam çatlağının bile kaskodan değiştirilmesinin hasarsızlık indirimini nasıl yaktığını görünce insan kendi kendine "acaba cebimden mi ödeseydim" diye sormadan edemiyor.
Poliçe yenileme dönemi yaklaştığında gelen o yüksek rakamlar karşısında insanın gözleri yuvalarından fırlar, yıllarca kazasız gezip de prim artışıyla karşılaşmak büyük haksızlık.
Yetkili servislerin işçilik maliyetleri ve sigorta şirketlerinin ödediği tazminat limitleri arasındaki uçurum, maalesef doğrudan araç sahibinin omuzlarına yükleniyor.
Hasar dosyası açtırdıktan sonra eksperin verdiği kararı beklemek sabır taşını çatlatır, her gün müşteri hizmetlerini aramak insanı adeta bir dedektife çevirir.
Aslında iyi bir sigorta poliçesi sadece arabayı değil, o kaza anındaki psikolojinizi de koruyabilmeli... yoksa kağıt üstündeki teminatların hiçbir kıymeti harbiyesi kalmıyor.